TÜRK SATRANCINDA EVREN ÜÇOK VAKASI (GİRİŞ)

İlk kez dün akşam dinlerken -dinlemek zorundaydım- sesini duydum.  Tarzı efemine geldi. Bazen muhabir niyetine haberlerde duyduğunuz Oray Eğin’in, daha detone veya hamuru tam karışmamış, hafif cıvık bir ekosu gibiydi.

İlaç kullandığı belliydi. Yayın ilerledikçe -ki çok zor ilerleyen bir yayındı- ilacın etkisi veya kişisel çeperinde gezen yetersiz çocukların saldıkları pohpohlamanın tesiri ile kontrolü kaybetmesini görmek şaşırtıcı olmadı.

Zıvanadan çıkmış diyemeyiz. Daha da fazlası. Zıvanası bile olmayan, sonradan görme bir çocuğun, iki sene önce öğrendiği bir kavram hakkında “sözde patronajı”.

Tabii bu sahne gösterisini, yeni Türkiye’nin “atanamamış Elon Musk”ı olarak alabilirsiniz. Zaten yayında Musk’a sıklıkla yaptığı göndermeler, bilinçaltı idolünü de ortaya koyuyordu.

Sahne Türkiye Satranç Ligi.

Devam eden 9. tur, çamur gibi ekranda birkaç diyagram. Analiz yapamayan sunucu…

Sürekli yağ çekmek zorunda ama bunun için repertuarı yok. Evet, yağ çekmek bile maalesef bir ön çalışma ve disipline tabi. Hiç değilse evden birkaç klişe hazırlayarak getirmeli.

Sürekli “sonradan görmeye” tapınmak üzerine git gel yaparken akordun bu kadar bozuk olması, yakılan yağın onda dokuzunun iletişimde kaybolmasına yol açıyor. Yalakalık, o sürekli tekrarlar ve boğuk seste değer almıyor.

Ki Evren Üçok da konuşanı anlamıyor. Zira ne Üçok’un Türkçe kulağı var ne yağ çeken sunucunun Türkçe dili.

Üçok’un (kendi tanımlaması ile) iki yıl öncesine kadar satranca dair duyduğu tek isim Kasparov. Bu çok şaşırtıcı, çünkü bizim mahalledeki Esna teyze bile, o vazgeçilmez ikileme sayesinde Karpov’u da bilirdi. Ben kişisel olarak “Karpov Kasparov”u tek adam zannedeni gördüm. Ama Kasparov’u bildiği halde Karpov’u bilmeyeni duymamıştım.

İki yıl önce Kasparov’u duymuş çocuk bugün Kasparov’u üreten hatta tüketen sistemde para saçan ve “tehdit eden” adam konumunda. Daha doğrusu iddiası bu. Yağcılık yapmaktan kan şekeri düşen sunucuya söylediği dört lafın üçü, FIDE ile konuşup ELO sistemini değiştireceği üzerine.

Neyse ki Papalık seçimlerine fazla ilgi duymuyor, e onun da süreçleri biraz upgrade edilmeli değil mi?

Niye yayında kaldım bunu bilmiyorum, çünkü her şeye rağmen Türk Satrancının geçmişine ucundan tanık olmuşluğum, İlhan ağbiden göz hizasında azar yemişliğim var. Yayın, akıl sağlığı yerinde olan biri için değil. Bitince dayak yemekten beter oluyorsunuz.

Yayından aklımda bir şey kalmadı mı?

Kaldı elbette. Motosiklet filosu kralının (devrik kral), Musk’a hitaben salladığı “para ve başarı insanın gö…ünü kaldırmamalı” vecizesi kaldı. E ben tamamını yazmadım ama okur bahsedilen organın göz olmadığını anlamıştır.

Program, motosiklet filosu üzerinden dağıtım yapan şirket propagandasına harcandı, arada Musk’ın hatırı soruldu, arka organın havaya kalktığını adı ve sanı ile öğrendik. Yağ çekmekten kan şekeri düşen sunucu, bu müptezelliğe de refleks olarak “süper” demeyi başarabildi.

Trendyol tapınmasını anladık; ekmeğin peşinde koşan mesleksiz çocuklar için bu bir vaka, anlayabiliyorum. Ama business dili üzerinden aralıksız konuşulduğuna göre şunun bir zahmet hakkını verelim.

Dünya bir yana, Türkiye’de bile uyduruk kalmış bir “motosikletle teslim” şirketine General Motors muamelesi yapmayalım. Dünyada üç ülke görmüş orta karar herhangi bir fert için matah business profile değil bu. Trendyol’un marka değerinin kilosunu, California’da 75 cente satıyorlar.

Ama öyle ya da böyle, iş adamı olmuşsun, dünyanın bir veya iki numaralı iş adamı hakkında üreteceğin yorum “gö.ü kalktı” zavallılığından fazlası olmalı.

Yayına dönersek, kağıt üzerinde bu yayın, bir devlet organizasyonunun sportif canlı yayını.

İçinde “kalkan g..ler”, “köpek gibi çalıştığını” anlatan ve ELO sistemini değiştireceğine ikna olmuş motosiklet filosu kralı ve yağ çekmekten saçı başı dağılmış bir sunucu?

Neden peki?

Neden Türk Satrancı, devletsiz?

Türk Satrancı sadece şu 1-2 yılda neden ve nasıl “Fethi Bey ve Hanımı A.Ş.” ile koca bir yayında defalarca “gö.ü kalktı” müptezelliğinden fazlasına sahip olamayan, gevşek Türkçe’li fenotiplere mahkum edildi?

DEVLETSİZLİK

Kısa zaman önce ortaya çıkan e-devlet şifrelerinin çalınması ve sahte diploma skandalı ile ilgili okuduğum en temiz yorum, devletin aslında varlık nedeninin sadece “tasdik” olduğu üzerineydi.

Evet, devlet sadece kayıt tutar ve tasdik eder. Bu kadardır.

Adınızı bile  devlet tasdik ettiği için kullanırsınız. Mülkiyetinizi devlet kayda alır ve size tasdikli örneğini verir, adı tapudur. Bunu devlet verdiği için tapudur.

Nüfus, Tapu, Ticaret Sicili, kimlik numaranız, ilkokul numaranız, devletin sizinle ilişkisinin kaydi ve numerik yansımasıdır. Bunun bütününde biz, devlet bunu tasdik ettiği için ve tasdik ettiği sürede kayıtlarda varız.

Ne ile ilgiliyseniz ve neyi yaşıyorsanız, içinde, altında ve üstünde devlet vardır. Daha doğrusu var olmalı; çünkü olmadığında, Irak Necef olursunuz ve meşruiyetiniz sorgulanır.

Türk Satrancı bugün için devletsizdir.

Devletsiz olduğunun ispatı, motosikletle kargo teslim filosunu satıp cebine para koyan adamın, TSF’yi ezerek ve pas geçerek milli takım oyuncularını beslemesi, tehdit etmesi, sistemi tayin ettiğini ilan etmesidir.

İkinci ispatı da TSF’nin başında kimin var olduğu problemidir.

Başına seçimle atanan kişi, TSF ile menfaat çatışması olan bir ticari işletmesinin sahibi.

Bu işletmenin Fethi Apaydın başkan olduktan sonra 10 Ocak 2025 tarihinde Fethi beyin eşine devredilmesi, Türkçesi ile hileli işlemin daniskasıdır. Ya şirketin veya TSF’nin feshini gerektirir.

Tabii uygulamada bunun daha kolayı Türk Satrancını feshetmek.

Tabii bu vakaların vazgeçilmez kahramanları (64 kare solcuları) şimdilik atandıkları kurullar ve komitelerde yurtdışı gezilerin tadını çıkartıyorlar; böyle etik konularda çok uslular. Günün birinde iktidar değiştiğinde, bir tripod bir kamera eşliğinde, Türk Satrancının etiğinden girip, batığından çıkacaklarından nedense eminim.

Devlet ve satranç mesafesine dönersek:

  1. Satranç bir spordur.
  2. Devletin güdümündeki bir spora ve sporcuya kaynak verecek kişi katı kurallara tabi olmalıdır.
  3. Çünkü ne devlet ne de onun gölgesi olan devlet kurumları dilenci değildir.
  4. Paranın kaynağı ve kullanımı legal olmalıdır.
  5. Türk satrancı, motosiklet filosu kurup para vuran zengin çocuğundan çok önce vardı.
  6. Çünkü, varlık nedeni kayıt tutmak olan devlette, milli takım sporcusunun geleceğini Devlet tayin eder.
  7. Sponsor kurum olur. İş Bankası sponsordur örneğin.

Makul bir sponsorlukta temel kurgu, asıl faydayı elde edenin sponsor olmasıdır.

Esas kurguda çerçevesi çizilmiş, herkese, örneğin Tarhan Adar’a ve ya Mustafa Yılmaz’a da eşit uygulanması mecbur bir destek veya plan yoksa orada sponsorluk değil, para saçma vardır ve para saçma sponsorluk değildir.

Para dağıtımı tehlikelidir. Kara para mıdır, şarta mı bağlıdır, devlet – sporcu – para veren üçgeninde kavga çıktığında sporcunun tarafı ne olacaktır, büyük iştir. Salt bu üçgenden sayısız soru çıkartılabilir.

  • Sponsorun haritası ile devletin haritası çakıştığında, denetim olacak mıdır? Örneğin sponsor olduğunu iddia eden kişi, hap atıp, yayına çıkabilir mi? Sponsor olduğunu iddia eden ve 18 yaş altında çocuklar, himayesine terk edilen bir kişinin herkese açık sportif bir yayında defaatle “gö.ü kalktı” ifadesini kullanmasında bir ahlaki sıkıntı yok mudur?
  • Milli takım seviyesinde birinci veya ikinci kuvvette bir sporcuya sponsor olunduysa bunun şartları, akışı, planı kamuya şeffaf olarak anlatılmalıdır. Üçok, kime sponsordur? Bu TSF tarafından onaylanmış kurumsal bir ticari şirket sponsorluğu mudur? Yoksa saboya, seboya, apoya para dağıtan bir ferdin, keyfi bir ücretlendirmesi midir?
  • Son soru: Vergi. Verilen bu parasal desteğin vergisini kim izliyor, kim beyan ediyor, bu vergi ödeniyor mu?

YAĞIZ VEYA EDİZ MİLLİ TAKIMI BIRAKIRSA HESABI KİME SORULUR?

Bu tarafı başlı başına önemli.

Çünkü bir gün atanamamış yerli Musk, motosiklet filosunu sattığı gibi, Yasin Emrah Yağız’ın 20 kelimeyi bulmayan Türkçesinden bunalıp dünyaya küstüğünde, bu kayıt dışı desteği tak diye ortada bırakacak.

Bugün Türk Satrancı sadece iki 18 yaş altı çocuğun skoruna endekslendiği için, bunun dolaylı sonucu olarak aslında, Türkçeyi zor konuşan bu sözde sponsorun ağzına bakıyor.

Bunun manevi ve maddi yıkım riskini hangi babayiğit üstleniyor?

Ortada TSF ve Satranç tahtında “Devlet olmadığına göre “Fethi bey ve Eşi AŞ” mi?

Üçok gittiğinde arkadaki enkazın nasıl toplanacağı hakkında bir çizelge var mı sizce?

Zira bu “para saçma” aktivitesi belli ki çevresi de en az kendisi kadar sağlıksız 3-5 yiyici çocuk marifetiyle dönüyor, bunun yörüngesi de parayı basanı pohpohlamak ve kaynağa (aktıkça) ağzını dayamak üzerine.

Bu yüzden bu günümüz “Sefiller” müzikalinin dekor ve sahnelenmesinde sorun var.

Bu temsilin piyes kaç perdelik olacağı, hiç belli değil.

SPONSOR DEĞİL – PARA SAÇAN!

Nitekim, motosiklet filosunu dağıtan adam -anlaşılıyor ki- kısa süre önce bir başka sporcudan yani Ediz Gürel’den desteğini çekmiş.

Bu, lehine destek verilen her sporcu için her durumda travmadır.

Çünkü satranç artık 09 ile 14 yaş kesitinde bileti kesilen bir spora dönüştü ve elit sporcu seviyesine gitmek isteyen bir çocuğun planlamasında lisans öğrenimi yok. Bu çocuklar, Vahap dahil, okumayacaklar. Sonları tabii Yasin Emrah Türkçesi gibi olmasın ama, acı gerçek, lisans düzeyinde bir öğrenim alamayacaklar gibi görünüyor ve kaderleri elit satranç sporculuğuna sıkışmış durumda.

Hal böyle olunca bu çocukların bugün itibariyle yaş ve temyiz kudreti sebebiyle, aslında kendi iradelerinde olmayan tercihleri, onları büyük bir hayat travmasına itebilir.

10 yaşındasın. Kafadan çatlak birileri senin için gelecek planı çiziyor. Satranç bugün senin için büyük challenge ve doğal olarak sana çok cazip geliyor.

Ama diğer taraftan belki mühendis olup bu zekayla Boston’da MIT’de okuyacakken, muhtemelen 25 yaşında tıkanacağın, büyük olasılıkla ilk 20 elit seviyesine hiç yükselemeyeceğin bir döngüye itiliyorsun.

Görünüşte kazanan sen olacaksın ama öyle mi? Sen parti kazanıp derece yaptıkça, sabo paşalar, youtuber leşkerleri, TSF’ye yanlayan vasıfsızlar dünyayı geziyor. Sen 25’te durmaya başlayacaksın ama Selim ağbin 70 yaşına geldiğinde, senin 3. turnoverından yine aynı vaatle para kazanacak.

Bu, her zaman bir “acaba” getirecek?

Elbette ayrı yazının konusu ama normal hayatta 20 dakika tahammül edemeyeceğin bir “sonradan gurme” sana destek olduğunda, gelecek endişesi ile bunu kabul etmen, başında sallanacak kılıç riskini satın alman demektir.

Zira bu destek denetimsizdir.

Bu destek size hakaret ettiğinde (etti demiyorum ama riski var) veya bir cinnete dönüştüğünde, arkanda devlet koruması ve denetimi olmayacak.

O yüzden dün Elon Musk’a “g..ü kalktı” diyen ego patlaması, yarın seni çölde susuz bırakabilir.

Sporcu -her şeye rağmen- kamusal bir değerdir. Bugün adı Ediz olsun, 1450 seviyesinde Mahmut olsun, TSF lisansı altında spor yapan her bireyin devlet korumasında, denetiminde ve tasdikinde olması zorunludur.

Ailesinden bile korunmalıdır.

Bu ülke bir Sertaç Dalkıran vakası yaşadı.

Bu sebeple içinde akçeli bir girişim olan her satranç desteği, isterse İsveç Kralından gelsin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin filtresinden geçmek zorundadır.

REGULASYON VE ÇERÇEVE HUKUK SORUNU

TSF’nin yani devletin satranç sahasının bu konuda regülasyonu yok. Var ise şeffaf değil. Şeffaf ise ve ben yanılıp bunu görmediysem de kendi içinde problemli.

Hangi sporcu için, hangi şartta veriliyor; hangi şartta feshi mümkün kimse bilmiyor.

Çünkü ateşi alttan harladığınızda, sorular mısır gibi patlayarak geliyor:

Ediz Gürel’e, Evren Üçok üzerinden kurumsal veya bireysel bir sponsorluk verildi mi? Sonrasında bu destek çekildi mi? Çekildiyse neden? Zira adı sponsorluk ise, bu üçlü bir ilişki olmak zorunda, veren – alan ve devlet.

Genel kabulün aksine sponsor ilişkisi çoğu zaman sporcuya yarar ilişki değildir. Sponsora yarar ilişkidir. Süreyya Ayhan’ı hatırlayan var mı? Muhtemelen bugün zor geçiniyordur. Oysa Vestel hayatta. Bu ilişkide çoğu zaman sporcu sponsora kazandırır.

Evren Üçok’u Türkiye’de satrançla ilgilenen kaç kişi bilirdi? Kaç satranç sever, bu motosiklet filosu sahibinin sıkıcı ve kendini pişpişleyen sohbetine, amfetamini basmadan 20 dakika dayanabilir?

Bugün fiilen Yağız Kaan Erdoğmuş’a parasal destek veriliyor mu? Erdoğmuş, bir gün, Üçok’un zorlaması sonucunda TSF ile çatışmaya girebilir mi? Mesela milli takımı bırakabilir mi? Var mı bu olasılığın bir önlemi, yaptırımı, tolerasyonu?

Adar Tarhan’a mesela ne destek veriliyor? Bu sporcu Mart 2025’te Dünya Gençler dördüncüsü oldu. Bu çok büyük ve somut bir başarı. TSF sporcular bazında ayırım mı yapıyor?

PARA BASANIN TEHDİT HAKKI MI VAR?

Bir sporcuya maddi kaynak veren bir kişi, kendi sosyal medya hesabından (LinkedIn) bir başka sporcuyu TEHDİT EDEBİLİR Mİ? Sahtekarlıkla suçlayabilir mi?

Seni yasaklarım ve sana cezalar vereceğim (punishment) nasıl bir uyarıdır, tehdittir ve bu tehdit kimedir? Üçok (o ses tonu ile çok tehditkar olamayacağı aşikar olsa da) şu veya bu şekilde 18 yaş atında bir çocuğu tehdit etme kapasitesine sahip midir?

İçinde “warned” “ban” ve “punishment” geçen bu tehdit ve suçlama kokteyli sporcuya mıdır, Türkiye Satranç Federasyonuna mıdır?

Tercümesini de koyalım, eksik kalmasın.

PROFESYONEL satrançta hile yapan herkesi uyarıyorum. Evet, sizler: Hans Niemann, A…, Dmitry Andreikin. Bunlar kesin bildiğimiz kişiler (%100) ve diğerleri, sizi de bulacağız. Her platformda profesyonel hile yapanlarla mücadeleye devam edeceğiz ve sizi profesyonel satrançtan men edeceğiz. Bu kötü davranışınıza devam ederseniz ve bu harika oyunu zedelerseniz, ek cezalar da alabilirsiniz.

Biri çıkıp, “Yavrum Mithat, o olmayan kırık Türkçenle ve Oray Eğinden de ince efemine sesinle, sen kimi tehdit ediyorsun” dese, nasıl cevap vereceksin?

Ayrıca kimsin ki kimi profesyonel satrançtan men edeceksin?

Motosiklet mi bu?

SEFALET

Bakın sadece bu yazının yazılmış olması dahi, Türk Satrancındaki kurumsal çürümenin resmidir. Sefilliktir.

Başarısı, baba parasıyla ve hanım desteği ile motosiklet filosu kurup bunu satmak olan, dünya ölçeğinde küçük ölçekli statüsünde dahi var olmayan bir eleman, Türkiye Satranç Federasyonunu tehdit ediyor.

Tehdit edilen aslında Türkiye Satranç Federasyonu. Çünkü A. isimli sporcu satranç liginde hile yapmayı başarabilmiş ise, bunu arka metni “Türkiye Satranç Federasyonu Ligi Hilelidir” şeklinde okunur.

Türkiye Satranç Liginde de hile yapıyorsa, bu lig iptal edilmelidir.

Değilse, atanamamış Musk’ın ifadesi alınmalı ve Türk Satrancı ile ilişkisi kesilmelidir.

Bugün Türkiye Satrancında  bir devlet otoritesi olsaydı (satranç “Fethi Bey ve Hanımı A.Ş” tarafından değil devlet tarafından yönetilse örneğin) TSF bu sabah Savcılık şikayetini yapardı.

Sen kimsin, nasıl bir paralel yapısın ki bir sporcuyu satrançtan men ediyorsun?

Nesin sen? Hiçbir resmi sıfatın olmadığı halde kimi nereden, nasıl “ban” edeceksin ve “punishment” uygulayacaksın?

Anladığın kırık İngilizceden konuşayım: Türkiye Cumhuriyetinde “punishment” ancak devlet katında uygulanabilen bir eylemdir o da sayısız prosedür ve hukuksal sürece bağlı olarak. Sen infaz makamı mısın?

Yumuşak ve uyduruk business fikirlerin senden çöplenen çocukları besleyebilir, ama çizme o kadar.

Eforunun yüzde doksanını sana yağ çekerek geçiren bir cıvığın veya etrafında seni yiyen çocukların yörüngesinden uzaklaş ki şu yazdığının bir oturuşta 5 suç barındırdığını biri sana anlatabilsin.

Devleti aşağılama, bireysel tehdit, bireysel hakaret, sahip olmadığı bir yetkiyi öne sürerek halkı aldatma, halkı kin ve düşmanlığa tahrik. Hayır Sedat Peker bunu böyle yapamıyor, sen kimsin?

Tekrar soruyorum. Motosikleti mi trafikten men ediyorsun? Nedir?

VERGİ

Türk Satrancı iki çocuğa ve bu çocuklara destek verilmesi üzerine sıkışmış durumda.

Ama asıl soru?

Vergisi ödendi mi?

TSF, GÖREVİ GEREĞİ TEHDİT VE HAKARETE CEVAP VERMELİDİR.

16 yaşında bir sporcunun ismini zikrederek aslında TSF Liginin “sahtekarlık içerdiğini” itham eden motosiklet filosu kralına, TSF cevap vermek zorundadır.

TSF Süper Lig Organizasyonu Sahtekarlık içeriyor mu?

Bir ilave daha yapalım:

Turların birinde, Yağız Kaan Erdoğmuş’un yayını neden tümden kapatıldı? Neden diğer sporcuların yayını açık kaldığı halde onun yayını, ihtiyati tedbir kararı alınmış gibi kaldırıldı?

Ortada bir “cheating” varsa bunu kim işledi? Diğer sporcuların günahı ne, görüntü karartma neden diğerlerine uygulanmadı? Hatta tur neden kesilmedi?

Bu eylemle, Süper Lig’de hile yapıldığı teyit mi edildi?

16 YAŞINDAKİ SPORCU

Elbette tanımıyorum. Kayıtlardan gördüğüm 16 yaşında. Hile yapıyor mu bilmiyorum.

Ama bu bilmeme halim herkes için geçerli. Daştan’ın, Mustafa Yılmaz’ın hatta Paul Morphy’nin hile yapıp yapmadığını bilmediğim kadar. Ama zaten bilmediğiniz şey yoktur.

Diğer yandan spor hukukunda çoğu zaman “tam delil” değil “makul karine” geçerlidir. Atletizmde numune vermeyen sporcuyu, dopingi ispat edilmese de aktif spordan men ederler.

Eğer bu konu ülke satrancı için bir vakaysa -ki olmalı- acil bir Federasyon bulmamız lazım. Bilmiyorum Curling Federasyonu falan aktif mi, belki de istinabe yolu ile bunun soruşturulmasını oradan istemek lazım.

Diğer yandan, devrik motosiklet filosu kralından para sızdıran leşkerlerden farklı olarak elbette bu sistemin çöktüğünün farkındayım. Zaten bunu sistematik yazan tek adam sanırım benim.

Yine de baba parası ve eski hanım marifeti ile voleyi vurmuş birinin, ait olmadığı bir dünyada, sağa sola tehdit savuramayacağını hatırlatmak isterim.

Gücü ve çapı yetmez o ayrı da.

Türkçesi de yetmiyor.

SÜPER LİG 9. TUR

İnsan bazen kendisine görev yüklüyor. Her nedense kendime yüklediğim tuhaf bir görev aşkına, Türkiye Satranç Süper Liginin 9. tur Youtube kaydını (Yasin Emrah Yağız sunumu ile) izledim.

Çivili yatakta yatsam daha iyiydi sanırım. Dayanabildiğim kadarıyla birkaç kesit:

  • İnce ses tonu. Olmayan Türkçe, sonradan zorlanarak elde edilmiş kötü aksan, çarpık plaza dili.
  • Ağzın yuvarlanması. Kendini ifadede zorluk, nefesin tıkanması. Muhtemel ilaç etkisi.
  • 2 yıl öncesine kadar Kasparov dışında hiçbir sporcunun adını bilmediği ifade.
  • 48.dakikada izleyeni azarlayan bir tonda “köpek gibi çalışıyorum, gö.üm kalkmadı” ifadesi. Buna hayran kalan sunucu Yasin Emrah Yağız’ın cevabı: “Süper!”
  • Asperger beyanı. Asperger elbette zaaf veya kusur değil. Ama “ülke satrancına sponsorum” iddiası ile meydanı inleten adamın istikrarını sorgulatacak bir tıbbi durum.
  • Üslup sponsor üslubu değil. Parayı basan üslubu.
  • Sponsor, kurumunu, hedefini, planlamayı anlatır. Boşanmasını değil.
  • Arka organ üzerine nedensiz vurgunun süreklilik arz etmesi. Bu takıntı, rahatsız  edici.
  • Gençlere vere vere, verdiği nasihat şu örneğin “Para ve başarı insanın gö.ünü kaldırmamalı”. Sunucunun cevabı da bundan harika: “İnanılmaz”.
  • E evet, inanılmaz. Türk Satrancı, Süer’in piyanosundan, organ sayımına geldi sayenizde, bize de canlı yayında izlemek düştü.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Sürdürülebilirliğe inanıyorum. Bu konuyu defalarca işleyeceğim.

Rasmus Ankersen, bir anonim şirket olan Göztepe Futbol Kulübünün ana ortağı ve aslında sahibi.

Ankersen ve Göztepe Spor Kulübü, normatif olarak Türkiye Futbol Federasyonuna bağlı. Onun denetiminde. Lisansı ondan alıyor.

Yukarıda devletin tasdik ve kayıt fonksiyonunu izah etmeye çalıştım.

TFF, Göztepe’nin lisansını tasdik eden kurum. Göztepe kurala aykırı iş yaparsa, lisansı iptal yetkisine sahip.

Rasmus Ankersen, Türkiye Futbol Federasyonu başkanı olabilir mi?

Fethi bey, şirketinin başındayken Başkan seçildi.

Seçildikten sonra hissesini hanımına devretti. Ancak halen ve fiilen şirketinin idaresinde.

Varsayımsal olarak, Apaydın Satranç Şirketi suç işlerse, TSF, yani Fethi Apaydın, tamamı karısı Deniz Apaydın’a ait olan bu şirkete yaptırım uygulayabilecek mi?

———————–

Evren Üçok, 2025 Türk Satrancının çürümüşlüğün nefis bir örneği.

Üslubu, bir vücut organının kalkması veya inmesi ile sınırlı, kötü gurbetçi üslubu. Yine de motosiklet filosu kralının, Türk satrancında sponsor falan olmadığını, tanım olarak sadece “para saçan” olduğunu buradan hatırlatmış olalım.

Öyle tehdit etme veya ceza verme (punishment) kapasitesi olmadığını kavrayana kadar.

En azından sesi kalınlaşana kadar.

(Bu konu devam edecek, hiç kuşkunuz olmasın)
info@sezekkaplan.com

TÜRK SATRANCINDA EVREN ÜÇOK VAKASI (GİRİŞ)” için bir yanıt

  1. hocam ben olayın derinini bilmiyordum okudum. Güzel bir yazı olmuş bu tip şeyler kişilerin tekeline bırakılmamalı gerçekten.

    Beğen

Ahmet için bir cevap yazın Cevabı iptal et