SORUYU TERSTEN SORMAK. İŞ BANKASI ZATEN NEDEN SPONSORDU?

Soruyu tersten sormak zordur. Ama doğruyu bulmak için çoğu zaman soruyu tersten sormak lazım.

Bir başka yazımda yazmıştım, yıllar önce bir satranç dergisinde 2-3 yaşındaki bir küçük kızın resminin altında “Küçük Ayşesu neden bir Polgar Olmasın” yazıyordu.

İsmi değiştirdim. Ama soru yanlıştı.

2 yaşındaki çocuğun, hiçbir sosyolojik gerekçe olmaksızın dümdüz neden  Polgar olamayacağını sormak zaten kavramsal olarak satranca küfretmektir. Sorunun arka planındaki tek dayanak, dedesinin torununu “Polgar” olarak görmek istemeseydi. Başka gerekçe yoktu.

Ama diğer yandan temel sorun, küçük kızın dedesinin adının László olmamasıydı.

Bu sebeple doğru soru şu olmalıydı:

“Küçük Ayşesu Neden bir Polgar Olsun?”

Evet, bu ülkede hangi şartlar, küçük Ayşelerin, Polgar olmasını gerektiriyordu acaba?

Türkiye’de hiçbir zaman hayata nüfuz etmiş total bir satranç kültürü var olmadığına göre, bu şişirilmiş hayalin gerçeğe tahvili olmayacaktı. Aradan 30 yıl geçti, Ayşesu ne oldu bilmiyoruz. Polgar olmadığını biliyoruz sadece.

Bugün, gündemdeki çok önemli bir soru da yine aynı yanlış koordinattan soruluyor.

Konu İş Bankası’nın Türk Satrancına yıllardır verdiği maddi destek ve bu desteği geri çekmesi. Sosyal medyada sorulan soru da şu: İş Bankası neden çekildi?

Oysa soruyu tersten sormak lazım:

“İş Bankası Zaten Neden Sponsordu?”

BİR SUÇ FABRİKASI OLARAK TÜRK SATRANCI

Cumhuriyetle yaşıt bir bankasınız. Kurucunuz Mustafa Kemal Atatürk. İlk Genel Müdürünüz Celal Bayar.

Bankanın hamurunda, kurucu Atatürk ile Celal Bayar var. Sol veya sağ, seküler veya muhafazakar, her iki kıtanın da sahip çıkmamasının mümkün olmadığı bir dev İş Bankası.

Belki de Türkiye’nin en ciddi ticari markası. Kuruluş felsefesi İzmir İktisat Kongresinden geliyor.

Bankacılık en şakası olmayan mesleklerdendir, sekiz yıl kılcal damarlarına kadar çalıştığım için (Teftiş Kurulu, Şube Operasyonları) net bir fikre sahip olduğumu söyleyebilirim.

Denetim kavramının bu ülkede kurucusu, bankalardır.

Bugün İş Bankasının küçük bir Anadolu şubesi yılda en az bir genel denetimden geçer, sistemsel denetim ise her saniye vardır. Kasada 50 kuruş açık veya 100 kuruş fazla çıksa, sorun olur.

Bankacılık sistemi yerine göre devlet aygıtından ciddidir çünkü şaka yok, sadece öğlen yemeğindeki bir saatlik arada, küresel saat farkı sebebiyle milyar dolar el değiştirebilir.

Bu sebeple bir bankanın her eylemi, şubede masanın hangi açıyla hangi yöne bakacağına kadar manuelinde yazar.

Oysa hepimiz biliyoruz ki TSF denetlenmiyor. Web sitesinde son 20 yılda kaç bağımsız denetim raporu okudunuz mesela? Sıfır olabilir mi?

Mali Genel Kurullarında konuşmacıya 3,5 dakika süre verilen bir yapıdan bahsediyoruz. Banka olsanız bu yapıya sponsor olur musunuz? Velev ki oldunuz, 20 yıl kaynak akıttınız. Bunun denetimini yapmaz mısınız?

İşte ülkenin en paranormal olaylarından biridir bu.

İş Bankasında çok güçlü bir sendika geleneği var. Sandık, çok katmanlı yönetim, devlet eli, hatta CHP hatta iktidar var. Bu sebeple İş Bankası sisteminde, elli kuruşun hesabının sorulduğu bir multi-disiplin çarkı çalışır.

Ama aynı iş Bankası  20 yıl kaynak akıttığı Türk Satrancının, bulaştığı suçlardan haberdar olmak bir yana, bir kere denetimini yapmamış, bir kere bile kaynakların nasıl yağmalandığını sorgulamamıştır.

İşte bu sebeple, doğru soru “neden sponsorluğu bıraktığı” değildir.

Doğru soru, 15 yıldır bir suç cenneti, bir “Hamsterdam” olan bu bataklıkta “İş Bankasının neden var olduğudur”.

Şimdi batağı biraz inceleyelim ve bu çok tuhaf toksik ilişkiyi farklı görelim.

BIG BOOM

Milenyum sonrası yaratılan ölçek ekonomisinde satranç, kültürel kökleri itibariyle dönüşüme uğradı.

Geçmişte dar bir topluluğa hitap eden satranç, adeta Mc Donalds modeli üzerinden, çocuklar merkez alınarak, kitlesini on binlerle çarptı.  

Mc Donalds. Çünkü işletmesel hedef ve business target, çocuklardı.

Çocuklara verilen hamburgerin yanındaki plastik hediye sayesinde, lokasyona ana babayı getirebilme beceriniz oluyordu. Böylece bir değil üç yemek satabiliyordunuz. Yemeğin kalitesi burada önemli değil. Çocuk mutlu edilir, ebeveyn harcar.

Mc Donalds’ı çıkarın, Antalya Limra Oteli koyun.

Bu patlama tabii kontrolsüzdü ve kültürel çürüme yarattı. Ama sayısız başka inputlar da sağladı.

Sponsorlar örneğin.

Her şeyden önce ambalaj güzeldi; temiz ve zeki bir nesil yetişecek, cici ebeveynler mutlu edilecekti.

Ayşe Arman Hürriyet’te iki orta sayfayı “dahi” çocuklara ayırırken, Atatürk’ün İş Bankası, tarihi üst kimliği üzerinden bunun misyonerliğine ulu gönüllülük yapma fırsatını kaçırmadı.

Her şey güzel ve açık pembeydi.

Big Boom kabaca 20 yıl sürdü. Ama sonrasında iki travma yaşadı ve patlama sönmeye başladı.

İLK TRAVMA

İlk travma 15 Temmuz darbe girişimiydi.

Bu girişim olmasa, Satrançla Büyüyorum Derneği, o zamanki masum adıyla ‘hizmet hareketi’ üzerinden (yani adıyla sanıyla Fetullah Gülen) çok büyük bir vurgun gerçekleştirecekti.

Satrançla Büyüyorum bir Gülen projesiydi ve bu projede, bizzat TSF tarafından ilan edilen yerleşke adedi bin idi. Bin ana okulu, on bin takım, her okula bahçe satrancı. Sayısız sınıf, materyal, kitaplar, yerli yabancı hocalar, konferanslar, otel turları ve bitmeyecek turn-over.

O günlerde yazdığım için biliyorum, bu proje için ihale açılmadı. Hatta o günlerde Satranç A.Ş. hayattaydı, özel olarak pasifize edildi. Özetle, bu proje dayatıldı.

İş Bankası o günlerde sessizdi. Ama tuhaf olan da bu. İş Bankası 20 yıldır sponsor olduğu satrançta zaten her şeye ve her zaman sessizdi.

Ürün çok hızlı pazarlandı, hatta pazarlanırken göze çarpan ciddi bir panik hali vardı. Neredeyse haftada 5 seminer veriliyor, Kocaeli’nden, Trabzon’a; Konya’dan, Antalya’ya sayısız mekanda proje şişiriliyordu.

Şimdi tümü arazi oldu ama bizzat Gülkız hanım sahnedeydi, her yere laf yetiştiren Aşkın Taşan sahnelerde, forumlarda Satrançla Büyüyorum Derneği’ni Anadolu Kaplanı gibi savunuyordu. Nilüfer abla, tüm YK üyeleri, pastadan dilim bekleyen dernekler, çoluk çocuk, Kasım Yekeler, herkes oradaydı.

15 Temmuz girişimi sonunda TSF’nin bebek yüzü Kasım Yekeler’in derdest edilmesi ile proje bir gecede suya gömüldü. Sahnedekiler acilen toz oldu (Yekeler’i unutanlar için, yukarıdaki resimde sarı kare)

Elbette TSF yönetimi Fetö organizasyonu içinde değildi. Ama Yekeler projenin başıydı.

Türk Satrancını, bin ana okulu üzerinden, yarım milyar dolarlık projeye dönüştürmek Gülen ve aşağılık adamlarının becerebileceği bir büyük işti, bir makro organizasyondu ve big money işiydi.

TSF ayakta uyutuluyordu ama yine de satranç forumlarında bu atlanmamış, ele alınmıştı. O dönemin gayri resmi TSF sözcüsü Aşkın Taşan, bu organizasyonu utanmadan ve aralıksız savunuyordu.

Spor Toto bu projenin sponsoruydu.

İş Bankası da işte tam o günlerde TSF’nin ana sponsoruydu.

15 Temmuz bastırılmasaydı muhtemelen proje büyüyecekti. Gülkız hanım sonradan 15 Temmuz nöbeti tutan fotoğraflar verdi ama bahsettiğimiz tarih de Otlukbeli savaşı falan değil, şurada 9-10 yıl oldu.

Peki nasıl oldu da paçalarından suç ve tarikat akan bir organizasyon, böyle davulla zurnayla ülkeyi gezerken, Atatürk’ün kurduğu, seküler cenahın kalesi İş Bankası neler olup bittiğini fark edemedi ve sponsorluğunu sorgulamadı.

Bu soruyu aklınızda tutun.

İKİNCİ TRAVMA

Pandemiydi.

Çünkü ülkenin ve haliyle orta segmentin nefesi kesildi. Ebeveyn aleminde para bitmişti.

Şehirde yaşayan anne kazların yolunmaya tahammülü azalıyordu. Satranç doğal küçülmeye girdi.

Ölçek ekonomisi, arkasını bir makro iktisadi plana dayamadığı için süreç dağıldı. Bu arada iyice kontrolsüz kalan Türk satranç yönetiminde, suç patlamasının da daniskası yaşanıyordu.

Dönem Bitlis’te sahte satranç liginin düzenlendiği ve bu sahtekarlığın Ankara eliyle devşirildiği dönemdi. Devlet eliyle tanzim edilen “Hayalet Lig”.

Bugün spor medyası, falanca futbolcunun 10 yıl önce Silivrispor’da oynadığı, Peru ligine ait bir maçı ciddi ölçekte tartışıyor ve bu tartışma haklı. Spor hukuku suçu erteleyemez çünkü.

Ama devletin tepe kurumunun yani adıyla sanıyla Türkiye Satranç Federasyonunun içinde olduğu örgütlü ve sahte lig kurmacası, hiç tartışılmadı. Suç o kadar büyüktü ki kimse galiba içine giremedi.

Suç, 2019’da Bitlis il yöre yarışmalarında işlendi, bu yarışma, hayalet turnuva olarak gerçekleştirildi. Sahte belgeler düzenlendi. Birçok oyuncu, katılmadığı halde bu organizasyona katılmış gösterildi. Sahte hakem raporları Ankara’ya gönderildi. Ankara sahte ve hayalet turnuvayı onadı.

Bu bence Türk spor tarihinin en ağır en büyük en ciddi, organize suçuydu. Bir major crime idi.

Bu rezillik yaşandığında da İş Bankası sponsordu.

Kars Kağızman’daki şubesinde, şube müdürü masasını 10 derece sola çevirdiğinde yarım saat sonra şubeye uyarı gönderen koskoca İş Bankası sistemi her nedense bu rezaleti bilmiyordu, duymamıştı.

Bilmemesi mi kusurdu yoksa biliyordu da üzerine mi gidemiyordu?

IRKÇILIKTAN 12 AY CEZA ALAN TÜRK HAKEMİ

Ağustos 2019’da TSF Temsilcilikler Koordinasyon Kurulu Başkanı ve hakem Mustafa Eroğlu, Sivas Buruciye Açık Satranç turnuvasında, Ermeni Uluslararası Usta Maria Gevorgyan’ı turnuvadan kovdu.

Konu açık ırkçılıktı. Lamı cimi yoktu.

Ermeni oyuncu ve Ermenistan Satranç Federasyonu konuyu FIDE’ye iletti ve FIDE soruşturma açtı.

FIDE “ırkçı ayırımcı davranış” suçundan Eroğlu’na 1 yıl uluslararası faaliyetten men cezası verdi. Ancak TSF Eroğlu’na yaptırım uygulamadı. FIDE’nin “ırkçısın, 1 yıl seni sistemimde istemiyorum” dediği adam halen TSF içinde etkin.

Türk spor tarihinde, bir Türk hakeminin, ırkçı olarak ceza alması belki de tektir.

Bu utanç verici olaylar sürecinde yani bir uluslararası turnuvada, bir Türk Hakeminin, yöneticisinin, ırkçılık yaparak bir sporcuyu, milliyeti nedeniyle keyfi olarak turnuvadan attığı dönemde…

İş Bankası sponsordu.

PANDEMİDEKİ ÇALIŞTAY VURGUNU

Pandeminin en kızgın zamanında Sağlık Bakanı ve İçişleri Bakanının tam kapanma kararı açıklamasından tam birgün sonra alınan ani kararla ve 3 günde gerçekleştirilen “UTANMAZ SÜRÜSÜ ÇALIŞTAYI”.

Antalya Spice Otel. 13-15 Mart 2020, Cuma-Pazar. Bunun bir gün sonrası, ülke toplu kapanmaya girmişti.

Yüzlerce kişi uçaklarla pandeminin göbeğinde apar topar Antalya’ya taşındı. Spa, sauna, kokteyller, bedava uçak, bedava otel konaklaması, kahvaltılar, yemekler ve promosyon ürünleri ile TSF bütçesi yağmalandı.

Bu büyük yolsuzluktu ve o gün, 65 yaş üzeri sokağa çıkamıyordu, yasaklıydı. Tam kapanmadan tam 3 gün önce bilmem kaç yüz kişilik çalıştay ilan etmenin ise tek bir anlamı vardı.

Federasyon bütçesini pandemi öncesi yağmalamak.

Bu açık kamu zararı işlendiğinde de İş Bankası sponsordu.

APAYDIN OTELCİLİK” VE “EVREN ÜÇOK” FEDERASYONLARI

Türk Satranç Federasyonu Tulay zamanında devlet kontrolünde işlenen suçların merkezindeydi.

1). Fetö ile iltisaklı bir dernek 15 Temmuz öncesi bizzat TSF yöneticileri tarafından pazarlandı ve 15 Temmuz olmasa bu paralel yapı, 1.000 ana okuluna girecekti.

2). Sahte lig düzenlendi. Sahte oyun veya maç değil. Notasyonu, imzası olmayan, oynanmamış oyunların var gösterildiği bir hayalet lig. Sahte hakem raporları TSF tarafından tescil edildi. Devlet eliyle sahtecilik yapıldı.

3). TSF yönetiminde de yer alan bir hakem, ırkçılık sebebiyle 12 ay uluslararası yasak aldı.

4).Pandemide total kapanmadan 3 gün önce fake çalıştay yapıldı, yüzlerce insan 7 yıldızlı Spa Otelde ağırlandı ve kamu kaynakları yağmalandı.

5). TSF Eğitim Kurulunda yer alan bir yönetici, veteranlar turnuvasında, poposuna soktuğu donanımla, elektronik hile yaptı. Apar topar TSF’den atıldı. Dijital hile, TSF’nin yatak odasından yapılabilir hale gelmişti.

Bunlar sonuçlanmış suç eylemleriydi ve tümünde İş Bankası Türk Satrancına sponsordu.

Bir de devam edenler var:

Mevcut Başkan bir “Satranç ve Otelcilik Organizasyonu Şirketi” sahibi.

Fethi Apaydın başkan olduğunda, “Satranç Organizasyon Otelcilik” unvanlı bu şirketin tek sahibiydi, 3 ay bu şirketle TSF başkanlığını, paralel yürüttü.

Fethi Apaydın Ocak 2025’te bu şirketini sözde devretti. Kime? Karısına.

İş Bankası’nın, sponsor olduğu sistemin başındaki kişinin satranç şirketi sahibi olduğunu, bunu tasfiye etmeden başkanlık yaptığını, sonrasında karısına devrederek hileli işlem yaptığını bilmemesi olağan mıdır?

İş Bankası bunu biliyorsa, suç ortağıdır.

Bilmiyorsa, kuruluş ilkelerine ihanet etmektedir. Denetimsiz ve laubalidir.

Apaydın Satranç Organizasyon Otelcilik Şirketi, TSF Başkanlığı sayesinde imtiyazlı otel işleri ve bağlantıları yapmakta mıdır, içeriden bilgi ile otellerden erken ve özel fiyatlar alabilmekte midir?

Apaydın Satranç Organizasyon Otelcilik Şirketi, sahibinin TSF Başkanı olması sayesinde öğrenci ve velileri müşteri olarak edinmekte olup ağır bir rekabet avantajına sahip midir?

İş Bankası bugün için bu muvazaaya batmış sistemin bu garabetin, işte tam ortasındadır.

Üstelik mevcut TSF yönetim kadrosu, Apaydın Satranç Organizasyon Otelcilik Şirketinin payroll’ünde olan yani bordrosundaki isimlerle oluşturulmuştur, sözleşmeli veya maaşlı.

Alper Efe Ataman, Melih Çiçek gibi isimler Fethi beyin şirketinin sözleşmeli çalışanlarıydı.

NARSİST BİR KURUM

TSF yönetildiği son çeyrek yüz yılda narsist kişilik bozukluğu yaşayan bir kurumdu. Elbette bir kurum hasta veya akıl hastası olamaz ama TSF, eleştiri kabul etmeyen, suçu anlamayan, suçu içselleştiren, hesap vermekten haz etmeyen, hatta bizzat suçun tanımı olan bir kuruma dönüştü.

Sahte ligin organize edildiği Bitlis Tatvan döneminde belki çoğu insan Türk Satrancını tehlike altında zannediyordu ama Türk Satrancı ‘Breaking Bad’ dizisindeki muhteşem tabirle tehlikede değildi. Bizzat tehlikenin ta kendisiydi.

TSF sahte lig düzenliyor. Irkçılıktan 12 ay uluslararası ceza alan hakemine ceza veremiyor, Eğitim Kurulu üyesi hile yaparken yakalanıyor (neyse ki elektriğe çarpılmıyor çünkü kablolar herhalde münasebetsiz bir yerde, ameliyatla çıkarılması gerektiğinde ortaya çıkacak görüntü skandalının izahı yok).

Bir gecede peydah olan bir dernek, bin ana okuluna ihalesiz giriyor, tepesindeki adam Fetö üyesi çıkınca dernek birden yok ediliyor.

Pandemi öncesi sahte çalıştay uyduruyor, çalıştaya katılanlar halkın parasını kamunun gözü önünde, pavyonda buğday hasılatını ezen çiftçi dayı gibi eziyor.

Mevcut Başkan, karısına sözde devrettiği bir Satranç Şirketi’nin sahibi. TSF yönetiminin çekirdek ekibi bu “Satranç Otelcilik Limited Şirketinin” bordrolu veya sözleşmeli çalışanları.

Satrancın reel sponsoru ise Evren Üçok denen bir küfür ehli.

Üçok, milli sporcu Ediz Gürel’in ailesine açıktan 250 bin dolar verdiğini ilan ediyor. Bu rakam TSF filtresinden geçen, bir anlaşma ile akdedilmiş bir sponsorluk değil. Vergisi büyük olasılıkla ödenmemiş.

Yağız Kaan Erdoğmuş’un managementini üstlendiğini duyuruyor ve onu istemediği hiçbir milli organizasyona göndermeme gücüne sahip.

Bu iki elit oyuncu, Üçok üzerinden, Türkiye Cumhuriyeti devleti sisteminden ve gözetiminden çıkartılıyor.

Yetmiyor, Üçok, bir milli takım sporcusunu hırsızlıkla itham ediyor ve satrancı bıraktıracağı ile ilgili yazılı tehdit ediyor. TSF bu müptezelliğe karşı tepkisiz, korkudan içine sıçıyor ve bir disiplin soruşturması dahi açamıyor.

Ve milli takımlara ve milli sporculara destek vaadi ile sponsor olan koskoca İş Bankası, ne Türkiye’nin 1 ve 2 numarasının bu kontrolsüz para akışı üzerinden Üçok himayesinde olmasına müdahale edebiliyor ne de bu durumun getirdiği illegalitenin farkında.

GÜÇ MERKEZİ

Bugün Türk Satrancı 2,5 güç merkezi üzerinden icra edilmektedir.

Devlet -acıdır ki- bu sistemde yarım güce sahip, çünkü el değiştirmiş gücün, iktidarın farkında değil.

Tam karşılığı ile, markette fiilen iki adet TSF var. Apaydın Otelcilik Limited ve Üçok TSF’si.

Devlet ise bu ilişkinin hiçbir yerinde.

Evren Üçok paralel federasyonu, Türk milli takımı sporcularına keyfi olarak ve kendi şartlarında sponsorluk verdiğini ilan etmekte, canı çektiği bir sporcunun satranç hayatını bitirebileceği tehdidini pervasızca savurabilmekte.

Üçok ayrıca aktif milli takım oyuncuları ile görüşmeler yapabilmekte, kayıt dışı ödemeler ve ödeme teklifleri sunmakta, sözün kısası ulufe dağıtmaktadır. Bu, sisteme fiilen el koymadır.

Delinin havarileri de akıllı olmaz. Üçok modeli de Emrah Yağız, Selim Gürcan gibi portrelerce tahkim edilmektedir.

Ancak biz devletin her zaman uzun ömürlü olduğuna inanmak zorundayız. Yıllar önce, 2016 başlarında satranç forumda üç beş kişi ile “Satrançla Büyüyorum Derneğini” eleştirirken günün birinde bunun bir yargılama konusu olacağını söylüyordum. Bugün de bu görüşü koruyorum.

Hatta bu görüşüm bugünün reel suçları için de geçerli. Apaydın suç işlemektedir. Evren Üçok da. Ekipleri de.

Günün birinde yargı kapıları bu kişilere açılacaktır. 30 yıl geçse de.

Üçok’un TSF üzerinden ilan edilmiş bir sponsorluğu olmadığı halde milli sporcunun ailesine 250 bin dolar aktardığını ikrar etmesi mutlaka soruşturulmalıdır. Vergi usulsüzlüğü, kayıt dışı, yetkisiz işlem, her ne ise.

Keza Üçok’un, milli bir sporcuyu (arka planı ne olursa olsun) bitireceğini ilan etmesi de disipliner bir durumdur ve bunu disiplin kuruluna taşımamak da TSF yönetimi açısından eşdeğer bir suçtur.

Gürcan Engel’i tanımam, etmem, sevmem de. Ama düz konuşan bir adamı disipline verip, milli sporcunu tehdit eden adama ses çıkarmazsan, sen başkan değil, figüran olamazsın.

Ve başa dönersek…

Tüm bu rezilliğin ortasında, İş Bankası:

İşte bu patlamış kanalizasyonun sponsorudur.

KURUMSAL REFLEKS

İş Bankası sayısız mali genel kurula katılmamış, kaynaklarının nasıl kullanıldığını bir gün bile sormamış, asli denetim görevini yerine getirmemiştir.

Bu durumda ya bu sponsorluktan sorumlu yöneticisi bu suç dünyasını İş Bankası yönetimine kamufle etmiştir (ve bu da müstakil bir suçtur) veya İş Bankası maalesef kurumsal reflekslerini kaybetmiş, demans olmuştur.

Bugün Türk satrancı suçun, yolsuzluğun, batağın, tehlikenin içindedir. İş Bankası da yıllardır bu tehlikenin içindeydi, halen de içindedir. Hatta “tehlikenin ta kendisidir”.

O yüzden İş Bankasının neden gittiği sorulmamalıdır. Doğru soru şu olmalıdır:

İş Bankası zaten neden sponsordu?

Dipnot:

“Monaco’da bir Türk sporcu” konusu yazı uzadığı için başka yazıya kaldı. Hanım kızımızın adı Safiye İnce Öykü. Türk Milli Takımı havuzunda yer almış bir sporcu. 2025 Avrupa Takımlar Satranç Şampiyonasında, Monaco Kadın Milli takımında oynadı. Halen de Monaco ülkesi sporcusu olarak FIDE’ye kayıtlı.

Yağız Kaan’ın geleceğinin belki de bir ön simülasyonu.

Peki varlık nedeni milli sporculara destek olan İş Bankası, bir milli takım havuzu ferdinin, Monaco ülkesine neden kaçtığını sorgulayabiliyor mu sizce?

İşte bu yüzden soru tersten sorulmalı. İş Bankasının buralarda ne işi vardı gerçekten?

Ufuk Sezekkaplan
info@sezekkaplan.com

SORUYU TERSTEN SORMAK. İŞ BANKASI ZATEN NEDEN SPONSORDU?’ için 2 yanıt

  1. Yazdiginiz seylerin benzerlerini her gun tsf instagram paylasimlarinin altina yaziyorum, roket hizinda calisiyor adamlar haklarini yemeyelim, elestrileri 1 dakika gecmeden siliyorlar, cem kaanin dunya rapid ve yildirim turnuvasina gonderilmemesinin ardindan takim elbiseli kodomanlarin otellerde pilavli sohbet goruntuleri boy boy paylasiliyor. bir gun once cocuga biz senin yanindayiz diyenlerin riyakar kalpleriyle doluyor paylasimin begeni sekmesi. Yarim saat ozene bezene yazdigim agir elestriler ise aninda yok oluyor. Yayinci olup dunya kadar takipciyi listesinde tutanlardan cit yok! en azindan 10 turnuvadan birine gonderiyorlar diye ondan da olmamak icin susuyor ve susmakla kalmayip yaliyorlar. feodalizmin nüvesindeki sükür zihniyeti! atilan kemigi bile bulamayanlar var,buna da sükür! Ustelik kemik kendi yedikleri etin kemigi, yani hepimiz fakiriz elden gelen bu mevzusu degil, alayi semirmis devletin (aslinda vatandasin) parasiyla, yediklerinden artarsa sporculari turnuvaya falan da gonderiyorlar, artmazsa kusura bakma ama lux otelde göbek sallamak bir kurumu ayakta tutan yegane seydir, dingildeyeceksin ki bak adamlar nasil da dunya satrancina yön veriyor desinler.

    2 tane cocuk hasbelkader yetenekli cikti diye bu basari kendilerininmis gibi , sporcumuz soyle sporcumuz boyle diyerek bi 10 yil daha bu basaridan nemalanirlar (kommensalist olsa yine iyi,bu kirin icinde parazitizm en olasi biyolojik terim gibi gorunuyor).

    Ben amatör oyuncu da degilim yaz mevsimleri disinda Türkiye ile bir baglantim da yok ama hala israrla Türk vatandasiyim ve sirf bu sorumlulukla belki de dusman kazanarak bir seyler soyleme ihtiyaci duyuyorken meslegi satranc olanlarin agzini bile acmamasi yalnizca sindirilmislikle aciklanamaz. Isci sinifinin haklari icin 1 gün calismamis ögrenciler sokaga dökülürken onlari satan yine isciler olmustu. Simdi de hali vakti yerinde olup bu mevzudan zerre cikari olmayacak kisiler elestri yaparken, konunun muhataplarinin en azindan nötr kalmalari gerekirken,dalkavukluk yapmalari da “size müstehak ulan ,bokunuzda bogulun! ” dedirtmiyor degil. Yine de mafya agziyla bu isin bonus cezalari da olur diyen nereden peydahlandigi belirsiz dal… kanima dokunuyor.

    Liked by 1 kişi

Yorum bırakın