Türkiye Satranç Federasyonu Başkanı, Deniz hanım olabilir mi?
Bugün çok sorulu bir yazı yazalım.
Soru sayısı fazla olduğu için de bu yazıya mahsus bir soru dizini verelim ki okur kolay takip etsin.
Sorular şöyle, soruların taşıdığı önem ise dağınık olarak yazının içeriğinde.
1) TSF Başkanı Apaydın Ailesi ve bunun özelinde Deniz Apaydın mıdır?
2) Fethi Apaydın’ın, Apaydın Satranç Organizasyon Otelcilik Limited Şirketini Terk Ettiği Aslında Yalan mıdır?
3) TSF’ye Kayyım Atanmasının Şartları Var mıdır?
4) Alber Kadir Zor Vakası Nedir? Apaydın Şirketi Çalışanı, Öğrenci Velilerine Ağır Hakaret Etmiş midir?
5) Menfaat Çatışmasının Anlamı ve Tehlikeleri Nelerdir?
6) Aptal Yerine Konulduğumuzu Düşünebilir miyiz? Buna Karşı Çıkmamak, Bunu Kabullenmek midir?

DOĞUYA GİDEN GEMİ
Türk münevveri Sakallı Celal’e ait bir tespittir: “Türkiye doğuya giden gemide batıya koşanların ülkesidir”.
Mesleğinizi, hobinizi, uzmanlık alanınızı düşünün. Hiç sekmeden bunlara yansıtılabileceğiniz bir tespit.
Ben hukukçuyum örneğin ve Türkiye’deki hukuk sistemi bugün 1924’ün gerisinde. Çünkü geçen yüzyılda biz batı hukuk sistemine koştuğumuzu zannederken, Türkiye gemisi doğuya gidiyordu. Türk tababeti de böyle herhalde. Çocukluğumda Hıfzıssıhha vardı, bugünlerde ağrıyan bölgeye sülük yapıştırıyorlar.
Türk satrancı içinde bu basit benzetmeyi farklı sözcük dizilimleri ile yapabilirsiniz. Türk satrancı yerçekimi hızında magma tabakasına düşerken yukarı zıplayanların ülkesidir gibi.
Reel olarak 1960’ların gerisine düşmüş bir toksik yapı.
1960’ların gerisine çünkü bugünkü TSF bandıralı geminin çarptığı yolsuzluk dağları, uluslararası sisteme 1962’de katılan bir ülke idaresinde düşünülemeyecek rezillikler sınıfındaydı.
Blogumun sloganı “satranç, kahve ve yalanlar” malumunuz. Şimdi kahvenizi aldıysanız, önce yalanlar, sonra da (elimizde kaldıysa) Türk Satrancı!
ALBER KADİR ZOR VAKASI – 2018
Fethi Apaydın bir işadamı. Önce bunu görelim. Bir misyoner, akil adam, idealist, akademisyen değil. İş adamı.
Bu ayıp bir şey değil ama kural şudur: İş adamı “iş menfaati ilkelerine” göre hareket eder. Sokak ağzıyla: Parasına bakar. Tekrar söylüyorum, bu ayıp değildir, rasyonalitedir.
İş adamı parasal – maddi paradigmalarla yaşar ve buna göre organize olur. Bunu yapamadığı an, batar.
Fethi beyin işinin küresel ölçekte hacmi elbette yok (hatta Türkiye ölçeğinde de yok) ama bu önemli değil. Satranç fakir alan, bu alanda çok aktör barınamaz; yine de Apaydın Şirketi uzun yıllar bu az aktörlü piyasanın lideriydi.

Fethi bey benim dikkatimi iki tarihi kesitte çekti.
İkincisi pandemi dönemiydi ve pandemiyi TSF’nin değil, onun bitirmesi tarihi bir şerhti. Belki unutulmuştur, pandemi dönemini bitiren turnuvayı, marangozdan kestirdiği tuhaf paravanlarla Fethi bey yaptı.
Pandemi dönemini bitiren sözde turnuvanın bu yüksek cüretle yapılması bende o tarihte, Apaydın’ın aslında paralel Federasyon olduğu zannını uyandırmıştı, bunu da yazdım.
Acıdır, o dönem bu rezilliğe Mustafa Yılmaz’dan, Alper Efe Ataman’a kadar omuz vermeyen kalmadı.
Ama pandeminin kapandığına Apaydın’ın karar vermesi ne anlaşıldı ne de bunun tartışmasını yapabilecek bir yiğit vardı. Bu da ayrı bir insan kaynakları döngüsü. Apaydın, bu fakir sisteminin Koç Holdingiydi belki, bayilerin de kafa kaldıracak hali olmaması olağandı.
İlk tesadüf ise daha tuhaf, hatta çok sıkıntılı ve 2018 yılına gidiyor.
İsmi bende saklı bir öğrenci velisinin yıllar önce bana yazığı bir mektupta, 2018 yılında Sırbistan’da yapılan kamptan duyduğu rahatsızlığı uzun uzun anlatması ile peydahlandı.
O dönemde konu kampla ilgili Apaydın tarafından sosyal medyada herkese açık sunulan resimlerde dağıtılan görüntüler bence de çok sağlıklı değildi.

Yurtdışını bırakın, il dışına küçük yaş öğrenci toplayıp götürmek resmi izne ve gözetime tabi bir konu.
Devlet okulunda müdür olsanız bile, İstanbul’dan Tekirdağ’a giderken Valilik izni almanız lazım. Çok net söyleyeyim, böyle bir izin bir özel işletmeye kolay kolay verilemez. Bu izin ya alınmadı ya da izin veren makam olağanüstü bir risk aldı, çok korkunç bir ciddiyetsizlik yaptı.
Her durumda bu iznin alındığını varsayıyorum. Ama yine de izinlerin alındığını varsaydığımızda dahi yukarıdaki resim göz kanatıyor, satrançtan uzak yerlere çekilebilecek bir içerik veriyor.
Satranç bilen – bilmeyen bir insan bu resmi her seviyede yanlış anlayabilir. Uzun isimli örgütlerin 1970’ler esintisi gibi. Herhalde Sırrı Süreyya Önder veya Pervin Buldan bunu görse, satrancın tabana indiğini düşünüp sevinirdi.
Evet para kazanmak iyi bir şey, dönemler, bazı şeyleri siyaset üzerinden trendy kılabilir ama satranç bu değil. Satranç kampından anlaşılması gereken de bu olmamalı.

Öğrenci velisinin rahatsız olduğu ikinci konu daha kesin ve endişe vericiydi.
Alber Kadir Zor isimli bir çalıştırıcının (o dönemde Apaydın Şirketinin antrenörü) “akezeee” rumuzu ile beğendiği ve sirküle ettiği şu posttu:

Yazıda boşluk bırakmamak için yazıyorum.
Alber Kadir Zor “akezee” rumuzlu Instagram hesabında, şu sinkaflı ve aşağılayıcı yoruma beğeni veriyor. Bu kişinin sosyal medya hesabı halen aktif ve Apaydın Organizasyonunda çalıştığını da duyuruyor.

Peşin söyleyeyim “retweets are not endorsements” lafına karnım tok. Bir çalıştırıcı, içinde satranç, ebeveyn, çocuk geçen bir hakaret / sövme mesajını beğenip sirküle ediyorsa, bu bağlayıcıdır.
Post sadece onu değil, bu zihniyeti ticari şirketinde istihdam edeni de bağlayıcıdır.
Burada sorun, bu ‘eğitimci’ eyleminin, salt “dangalaklık” kavramı ile adlandırılamayacak olması.
Sorun, bunun bir “işletme zihniyeti olup olmadığını bilemiyor olmamız”.
Zira burada bir ciddi hukuk ilkesi var: İşverenler, çalışanların işle ilgili eylemlerinden doğrudan sorumludur. Banka veznedarı sizin paranızı cebe indirirse, hesabı banka tüzel kişiliğine sorarsınız.
Daha ciddi yazalım: Alber Kadir Zor burada bu sinkaflı postu beğenirken ve bu post tedavülde gezerken, arka planında Alber beyin istihdam edildiği işletmenin dünya görüşü buraya yansıyor olabilir.
Benim veya bu postu okuyanın, Apaydın tarafından “aksine” ikna edilmesi gerekir.
Zira bu sinkaflı postu okuyan her çocuk sahibi; kapalı kapılar ardında, teneffüslerde, velilerin olmadığı ortamda; çocuk ve çalıştırıcı – işletme ve tüketici ilişkisinin, bu çirkin paradigma üstüne kurulduğunu düşünebilir. Ki bu özünde ağır cezalık bir durumdur. Unutmayalım, çocuk hakları ceza hukukunun en öncelikli haklar sınıfındadır.
Soruyu sorduk, şimdi cevabı bekleyelim.
Alber Kadir Zor hangi tarihlerde Apaydın bünyesinde çalıştı, kaç çocuğa eğitim verdi, velileri aşağılayan, bu sinkaflı ve aleni post sonrasında işten atıldı mı? Atıldı ise ne zaman?
Apaydın herkese açık kurumsal bir duyuru yaptı mı? Yapıldıysa ne zaman?

FETHİ APAYDIN, APAYDIN SATRANÇ ORGANİZASYON OTELCİLİK ŞİRKETİNİ TERK ETTİ Mİ?
Yine kavramlar üzerinden tane tane gidelim.
Öncelikle Fethi Apaydın’ın şirketi, yani tam unvanı ile Apaydın Satranç Organizasyon Otelcilik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Türk satrancından para kazanan bir şirket.
Bunda nedensellik ilişkisi üzerinden bir sorun yok. Şirketler para kazanmak için kurulur.
Ancak Apaydın Limited Şirketi, Türkiye Satranç Federasyonunun denetimi altında ve daha önemlisi her iki taraf arasında her an, her saniye, menfaat zıtlaşması var.
Yani Apaydın’ın ticari işlerinde kusurlu tek bir durum olursa, TSF buna müdahale etmek zorunda. Bakın, müdahale etme hakkı var demiyorum. “Müdahale mecburiyeti var” diyorum.
Bu sebeple Türkiye Satranç Federasyonu ile Apaydın Şirketi arasında bir bağ olmamak zorunda.
Fethi Apaydın Ekim 2024’te başkan seçildi. Seçilmeden önce yani aday olduğunda, şirketi çoktan tasfiye edilmiş olmalıydı veya en azından aile dışından bir üçüncü kişiye devredilmeliydi.
Ancak etmedi. Şu tweet mesela nefis bir “örtülü yalandır”.

Burada size hissettirilmek istenen, Fethi beyin şirketini terk ettiği.
Ama böyle değil. Fethi bey ortaklıktan değil lokasyondan ayrılıyor. Bu posttan sonra 3 ay tek hissedar olarak şirket sahipliğine devam etti. Yani Melih beyin SGK’sını geç ödese, şahsi malvarlığı ile sorumlu olacaktı.
Şirket, Ekim 2024 itibariyle tek hissedar olarak Fethi Apaydın’a aitti. Ne zamana kadar? Eşine, yani Deniz Apaydın’a devrettiği 10 Ocak 2025 tarihine kadar.

Fethi beyin eşine yapılan bu devrin gerçek manada devir olduğuna ikna olan varsa, rahmetli İdi Amin üvey amcam olur, giderken Tanzanya sınırında kupon araziler bıraktı, taliplisine onda birine devrediyorum.
İşin ciddi tarafında şu çelişkiler var:
1) Fethi Apaydın 9 Ekim 2024’ten 10 Ocak 2025 tarihine kadar hem Apaydın Şirketinin tek hissedarı hem Satranç Federasyonu Başkanıdır. Bu 3 aylık süre, çatışan iki görevin bir arada olduğu hukuksuz bir dönemdir.
2) Ekim 2024 – Ocak 2025 arasında Apaydın Satranç Şirketinin içinde var olduğu tüm organizasyonlar, iş ve eylemler etik dışıdır, şüphelidir ve hukuka aykırıdır.
3) 10 Ocak 2025’ten itibaren de (bugün için) Apaydın Şirketi, Fethi beyin eşi Deniz Apaydın’ın tek sahipliği çerçevesinde gösterişli bir kadro ile TSF Organizasyonlarında “lider tedarikçi” konumundadır.
Bu tarafı da piyasadaki tüm aktörler açısından -Satranç Merkezlerinden bireysel çalıştırıcılara kadar, ağır haksız rekabet içeriyor.

MENFAAT ÇATIŞMASI VE HAKSIZ REKABET
Yaşayan Türk Satrancının en büyük talihsizliklerinden benim “haksız rekabet konusunda” çalışan bir hukukçu olmam olabilir mi?
Haksız Rekabet ve Menfaat Çatışması kavramsal olarak çoğu zaman iç içedir.
Önceliği “Menfaat Çatışmasına” önel verirseniz şu güzel soruları sorabilirsiniz:
1) Fethi beyin ve eşinin Türk Satrancından en çok para kazanan şirket sahipleri olması sebebi ile, TSF bünyesinde alınan herhangi bir organizasyon kararını sizce ilk kim öğrenir?
2) Kulüpleri ilgilendirecek akçeli bir kararda, Fethi Beyin eşinin bilgisi ve etkisi olur mu? Bu risk var mıdır?
3) Türkiye Satranç Federasyonu’na sponsor olacak bir kurum, Apaydın Şirketi ile bağlantı kurabilir mi?
4) Üstteki soruyu tersten de soralım. Apaydın şirketine geçmişte destek vermiş, sponsor olmuş bir kişi veya kurum TSF’den bir talepte bulunursa, TSF’nin bunu reddetme gücü var mıdır?
5) Mesela Apaydın Şirketinin ticari alacaklıları kimlerdir? Kullandığı kredi var mıdır? Kredi kullandığı bir banka mesela, TSF’den imtiyazlı bir sponsorluk isterse, TSF’nin bunu reddedebilme kabiliyeti nedir?
6) Fethi beyin başkan, Melih Çiçek’in, Alper Ataman’ın yönetici olduğu bir yapıdan, olağan bir tüketicinin etkilenmemesi mümkün müdür?
7) Çocuklarını, turnuva ve milli takım havuzu garantili bir organizasyona teslim etmek ya da bu şirketin pazardaki diğer rakiplerine kaydetmek arasında kalan bir ebeveyn, nasıl seçim yapabilir?
8) Apaydın Şirketinde veya Kulübünde bir suç işlenirse TSF buna müdahale edebilir mi? Fethi bey örneğin, Apaydın Kulübünün mevcut tek hissedarı aleyhine yasal süreç başlatabilir mi, suç duyurusunda bulunabilir mi?
9) Fethi bey, Apaydın Şirketi ile ilgili kendisine bir ihbar geldiğinde, bunun soruşturulması talimatını verebilir mi? Fethi beyin altındaki kurumlar buna cesaret edebilir mi? Örneğin, Apaydın Kulübünün mali olarak denetlenmesi talimatı -kayınbiradere, hanımefendiye, bacanağa rağmen- verilebilir mi?
10) Apaydın Şirketi ekonomik olarak zora girse, batkınlığa uğrasa ve devlete yükümlülüklerini yerine getiremese, Fethi Bey, şirketin ana hissedarı olan eşine karşı icra takibi yapabilir mi?
11) Fethi bey, Apaydın Limited Şirketinden sözde ayrıldı. Ama yasa gereği şirketin borçlarından 2 yıl süre ile yani 2027 Ocak ayına kadar, sorumluluğu devam ediyor.
Apaydın şirketi zora girse ve örneğin bir özel banka, kredi alacağı için icra takibi yapsa; ya da SGK birikmiş prim alacaklarını talep etse, Fethi bey, yasa gereği şahsi mal varlığı ile sorumlu olacak. Bu potansiyel kambur, tam bağımsız olması gereken Başkanlık makamı ile çelişik değil midir?
Bu riski taşıyan bir kişinin TSF Başkanı olması doğru mudur?
12) Burada tekrar vurgulayayım, Apaydın, Türkiye’de satrançtan para kazanan en büyük şirket, ülke içindeki özel organizasyonların belirleyicisi ve marketin bir numaralı tedarik aktörü.
Piyasa aktörü bir şirketin, piyasa kurallarını belirleyen sistemin başına geçmesi, rekabete tam aykırı değil midir?
13) Son olarak, başkan olduğunda -haklı olarak- ilk teşekkürü eşine yapan Fethi beyin, Apaydın Satranç ve Turizm Şirketi ile temsil ettiği Kurum arasında çatışma olduğunda eşine sormadan karar alabileceğine güvenmeli miyiz?

Özetle:
Bir spor federasyonu başkanının aynı zamanda kendisi adına bir spor kulübü işletmesi hukuka aykırıdır. Etik falan gibi süslü sözler yazmayacağım.
Şirket borçlarından şahsi sorumluluğu 2027 yılına kadar devam edecek Fethi Apaydın’ın, eşinin tek sahip olduğu Apaydın Satranç Organizasyon Otelcilik Şirketini tasfiye etmeden Türkiye Satranç Federasyonu Başkanı olması:
Ahlaka aykırıdır. Etik, ahlak demektir çünkü.
YASAL DÜZENLEMELER
– Spor Federasyonlarının Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı
Türkiye’de spor federasyonları Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından denetlenen kamu tüzel kişiliğine sahip kuruluşlardır. Federasyon başkanlarının karar alırken bağımsız ve tarafsız olmaları esastır.
Mevzuat Spor Federasyonları yönetiminde “bağımsızlık ve tarafsızlık” esası istiyor. Bağımsız derken, hanımdan, bacanaktan, şirketin müdüründen, şirketin alacaklılarından da bağımsız …
– Çıkar Çatışması ve Haksız Rekabet
Federasyon başkanı, kendi kulübüne ayrıcalıklı muamele yapabilir veya rakip kulüplerin aleyhine kararlar alabilir. Bu durum, haksız rekabet ve adil yönetim ilkesine aykırılık teşkil edebilir.
– Türkiye’deki Spor Mevzuatı
7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu, Gençlik ve Spor Bakanlığı yönetmelikleri ve Bağımsız Spor Federasyonlarının ana statüleri, spor yönetiminde çıkar çatışmalarını önlemeye ait hükümler içeriyor.
“Bağımsız Spor Federasyonların Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” şunu diyor:
Tanımlar – Madde 4 / ç) Federasyon: 3289 sayılı Kanunun Ek 9. maddesi hükümlerine göre kurularak tüzel kişilik kazanan, organları genel kurul tarafından seçimle göreve gelen, her türlü kararlarını kendi organları içerisinde alan, bütçesi genel kurul tarafından onaylanan ve ibra edilen özel hukuk hükümlerine tabi bağımsız spor federasyonunu … ifade eder.
“Her türlü kararlarını kendi organları içinde alan…”
TSF’nin kararlarını kendi organları içinde almasından kasıt, kararların ev halkına intikal etmemesi elbette. Hanımın, çocuğun, görümcenin bunları bilmemesi gereği…

APAYDIN GÖREVDEN ALINMALIDIR. TSF BAŞKANI BİR MUVAZAANIN TARAFI OLAMAZ!
Muvazaa, aldatma ve dolanma demektir.
Özel hukuka ait bir kavram olmakla birlikte muvazaa, hal ve şarta göre suç olabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2005 yılına ait içtihadına göre muvazaa, bir sözleşmenin taraflarının, üçüncü kişilerden gerçek durumu gizleyerek, onları aldatmak maksadıyla, gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarıdır.
Muvazaalı işlerde gerçekte bir devir yoktur. Görünüşte bir devir vardır. Bu paravan işlemdir ve amaç üçüncü kişilerin ve genel hukuk aleminin aldatılmasıdır. Bu yüzden suçtur.
Bunun bir versiyonu da bir kamusal pozisyona seçilen bir kişinin, yasa gereği, ticari mal varlıklarını elden çıkartmak zorunda kalması ama bunu karısına devrederek, paravan işlem yapmasıdır.
Burada da gerçek devir iradesi yoktur. Amaç üçüncü kişileri aldatmak hatta aptal yerine koymaktır. Akşam eve gittiğinizde özel hayatınızı paylaştığınız kişi ile masada pazarlıklar yapıp ticari işletmenizi ona sattığınız, onun da size o işletme değerini milyonlarca lira ile ödediğini falan inanmanız istenir çünkü.
Konusu duruma göre suç olan muvazaa, Fethi Apaydın ve Deniz Apaydın tarafından işlenmiştir.
TSF Denetim Kurulu da bu durumdan haberdardır.
Kaldı ki başlangıçta da belirtildiği üzere devir, 10 Ocak 2025 tarihinde yapılmıştır ve bu süreden önce tam 3 ay Fethi Bey, hukuka aykırı olarak Satranç Federasyonu Başkanı seçilmiş ve bu görevi yine yasaya aykırı olarak yürütmüştür.
Fethi Apaydın görevden alınmalı, Türkiye Satranç Federasyonuna kayyım atanmalıdır.
APTAL YERİNE KONULMAK
Yazımın başında “aptal yerine konulduğumuzu düşünebilir miyiz” diye sorma gereğini hissettim.
Uzatmadan cevap vereyim. Evet. Düşünebiliriz.
Türk Satrancı üzerine en hacimli şirketi kurup, yıllarca TSF üzerinden para kazanıp, Sırbistan’larda gerilla kıyafetleri ile kamp yapmak; pandemi dönemini TSF’den önce bitirmek, TSF’nin altın çocuğu olmak, sonra TSF başkanı olmak…
3 ay TSF Başkanlık Makamı ile bu altın yumurtlayan şirketi eş zamanlı yürütmek…
Üç ay geçince de piyasanın ve TSF’nin 1 numaralı tedarikçisi şirketi, hanıma devretmek ve elini sabunla yıkayıp çıkmak. Bacanak bu işe ne diyor mesela?

YENİ DÖNEM, TEKELLEŞME MİDİR?
Geçmiş iki bağımsız dönem Türk Satrancının kişilik yapısını dönüştürdü.
Yazıcı dönemi, Turgut Özal çağı gibi, Türk Satrancının kültürel dokusunu dönüştürdü, monetarize etti yani paraya çevirdi. Bu devir, çocuklar başta olmak üzere, satrancın zerresinden para sağan, 5 yıldızlı Oteller dönemiydi.
Yazıcı döneminin tam anlamıyla devamı olan Tulay dönemi, nepotizmin, liyakatsizliğin ve alt düzeyde siyasetin bu parasal ortamda palazlandığı dönemdi. Kasım Yekeler, Aşkın Keleş, Sultan Daban, Medine hanım, uydurulan Dış İşleri Komisyonuna atanan çocuk falan bu dönemin fotoğrafıydı.
Yeni dönem ise tekelleşme olacak. Apaydın paralel bir Federasyondan literal bir “Apaydın Federasyonuna“ geçiş yapıyor. Apaydın şirketinin vasıflı vasıfsız tüm elemanları, o kapıdan geçmiş tüm çoluk çocuk, kurullarda.
Dün, 64 Kare isimli program yapıp, Türk Satrancı üzerine racon kesen ve diyaframı yırtarak sistemi eleştiren çocukların tümü Basın Medya ve İletişim Kurulunda, Yayın Kurulunda, Yönetim Kurulunda yöneticilik oynuyor.
Tümü sıfır iş hayatına sahip, hiçbirinin geçmişinde tek bir yöneticilik deneyimi yok, hiçbirinin temsil kabiliyeti yok. Dün Sultan Daban’dı bugün Özgür Akman.
O yüzden Türk Satrancı, 20-30 Apaydın çalışanı kontrolünde ve her geçen gün dijital ortamda, bir Youtube gösterisine evriliyor ve Sabo Paşa zırvalıkları ile eriyor.
Hayır, şirket bacanağa devredilseydi hiç değilse. Soyadı farklı olurdu, biraz daha uğraşırdık.
Koşa koşa gittiğiniz İtalya gezisinde, avukat beyle konuşsaydınız keşke.

Ufuk Sezekkaplan
info@sezekkaplan.com