LARA’S THEME

Roman fazlasıyla kasvetli başlıyor.

Küçük bir çocuğun ağır bir güz havasında, katılmak zorunda kaldığı bir cenaze töreni ile.

“Yoldan geçenler saygıyla selam durup çelenkleri sayıyor, haç çıkartıyordu. Meraklılar tören alayına katılıyor, “kimin cenazesi?” diye soruyordu. Jivago’nun oluyordu yanıt. “Demek o adamın, ha. Şimdi anlaşıldı.” “Adamın değil, kadının”. “Olsun, huzur içinde yatsın. Büyük bir tören”…

İlk baskısı Kasım 1957, İtalya (Milano).

Aslında roman tefrika olarak yayınlanmak üzere 1956’da bir dergiye gönderiliyor ama Politbüro şiddetli bir müdahale ile yayınlanmasına engel oluyor. Bunun üzerine metinler bir yıl sonra Malta üzerinden İtalya’ya kaçırılıyor, orada ilk basım yapılıyor.

Akabinde İngilizce basımı ile büyük bir patlama yaşanıyor ve yayınlandıktan sadece bir sene sonra, 1958 Nobel Edebiyat ödülüne layık görülüyor.

Romanın basımı büyük hikâye. Söylenti falan değil ha, neredeyse pullu mühürlü, belgeli kayıtlara göre, romanın basılmasını sağlayan bizzat CIA.

Sovyet kampı da o dönemde romanın ve 1960 şartlarında bir yıla sığdırılan o muhteşem filmin anti Sovyet propagandası olduğunu, her şeyin ABD bütçesi ve CIA desteği ile yürütüldüğünü söylüyor.

Oscar Film Akademisine ve Nobel Edebiyat jürisine baskılar dahil olmak üzere.

Muhtemelen doğru da. Çünkü reddedilmiyor.

Ama 1950’lerin sonunda sadece bir on yılın içine sığan Doktor Jivago fırtınası, dünya edebiyatını, sinema tarihini ve soğuk savaş dönemini allak bullak edebilmiş.

30 yıla yakın süre yasaklanmış bir roman ve film bu.

Bu eser, ucundan dünya satrancını da etkilemiş.

Edebiyat, sinema, sansür, soğuk savaş, istihbarat örgütlerinin çekişmesi bir yana: Soundtrack’i halen aşılamamış durumda: “Lara’nın Tema”sı.

Eser ise: Doktor Jivago!

KANADALI RADYOLOG

O da Doktor Jivago romanın yayınlandığı, dahası romandaki ilk cenaze sahnesinin geçtiği ayda, bir Kasım zamanı doğmuş. 1892’de, Kiev’de.

Kasım ayı bu tuhaf hikâyenin neredeyse sıkıştığı tek zaman. O kadar belirleyici ki yaygın yanlış olarak bilinen ve tüm bu hikâyenin merkez noktası olan Ekim devrimi bile, aslında Kasım devrimi.

Evet, Kızıl Ekim (Red October) yaygın bilinen yanlış. Doğrusu, Kasım 1917.

Yanılgının sebebi 1917’de Çarlık Rusya’sında Gregoryan takviminin değil, 13 gün geriden gelen Julian takviminin kullanılması. O yüzden Ekim devrimi olarak bilinen ihtilal 25 Ekim 1917’de değil, 7 Kasım 1917’de gerçekleşiyor.

Bugün satrançla ilgilenen neredeyse kimsenin hatırlamadığı Fedor Parfenovich Bohatirchuk veya satranç literatürünün tozlu sayfalarındaki adıyla Fedir Bohatirchuk, işte bu dönemin adamı.

Tıpkı hayali roman kahramanı Jivago gibi o da aynı kesitte, Kızıl Devrimin ortasında yaşamış bir entelektüel.

Ama bizi ilgilendiren daha önemli bir şey var:

O, Botvinnik’i 3,5 – 0,5 yenen adam.

Büyük iddiaya göre, Botvinnik’in kin beslediği, Sovyet Satranç sistemi üzerinden Kanada’ya kaçmasına sebep olduğu bir satranç ustası.

Bohatirchuk’un 1948 yılında ülkesini terk ederek Kanada’ya iltica ettiği bir vaka.

Nedeni de aşağı yukarı belli, Sovyet rejimince “persona non grata” ilan edilmesi. Ama Botvinnik’in buna dahli nedir? Tam incelenmiş ve çözüme kavuşturulmuş bir konu değil bu.

Bir başka bilinen, Bohatirchuk’un farklı tarihlerde Botvinnik’i 3 kere yenmesi ve yenilmemesi.

Spassky, 1967’de karşılaştığı ve kişiliğinden etkilendiğini ifade ettiği Bohatirchuk için söyle diyordu:

“My meeting with Bohatirchuk was a gift of fate”.

Botvinnik ise aynı duygulara sahip değildi. Spassky’nin dönüşte ona Bohatirchuk’tan getirdiği posta kartını eline aldığında, tepkisi şu olacaktı (Spassky’nin anlatımı ile):

“Bu adamı şehrin meydanında kendi ellerimle asardım”.

********************

STENDAHL SENDROMU

Film 1965 yılında çekiliyor.

3,5 saatlik bu dev yapımda Ömer Şerif ve Sir Alec Guinnes başrolde. Filmin aktrisleri ise (hangisinin daha güzel olduğunu halen çözüme kavuşturamadığım) Julie Christie ile Geraldine Chaplin.

Film, tahmin edileceği gibi Akademi Ödüllerini topluyor, 10 dalda aday, en iyi senaryo dahil 5 Oscar!

Doctor Zhivago, birçok sinema tarihçisine göre, “The Godfather” gibi sinema tarihinin gelmiş geçmiş en ikonik filmlerinden biri. Bu fakire göre, ilk üçünden biri.

Bir epik eser, romantizm, realizm, tarih, dokümantasyon, muhteşem görselliği ile aşılması imkânsız eserlerden biri. Aşk, sadakat, ihanet, çaresizlik, zenginliğin kaybedilmesi gibi birçok zor temayı aynı metinde işlemeyi başarıyor.

Bir sanat eserini hayranlıkla izlediğinizde, anlatılması zor bir duygu yoğunluğu yaşayabilirsiniz. Örneğin bir romanın, filmin etkisinden günlerce çıkamayıp, bir klasik beste bittiğinde orkestrayı alkışlamayı ihmal edecek kadar duygu yoğunluğu yaşayıp, bir süre kendinizden geçebilirsiniz.

Buna “Stendhal Sendromu” deniyor.

Filmi bitirdiğinizde, bunu yaşayacağınızı temin edebilirim.

Filmin 1968 yılında çekildiğine inanmak hayli zor, kostümler, manzara, çekim kalitesi olağanüstü. Film, Sovyetlerin getirdiği yasaklar sonrasında Rus toprağında çekilemediği için İspanya ve Kanada tercih edilmiş.

Sovyet rejimi korkunç bir baskı ile romanın ve filmin yayımlanmasını yıllarca önlüyor.

1956 yılında yazılan, bir yıl sonra metinleri Malta ve İtalya’ya kaçırılarak 1957’de basılan, 1968’de filme alınan eser, neredeyse otuz yıl sonra Rusya’da basılabiliyor. Roman ve film 1985 yılına kadar Rusya’da sansür kapsamında.

Sovyet yönetiminin tezi ilk planda, eserin “ahlaka aykırı olması”. Öyle ki Boris Pasternak, 1958’de Nobel Edebiyat Ödülünü o dönemdeki rejim baskısı nedeniyle geri çeviriyor.

Günümüzde ise durum inanılmaz. Eser 2003 yılından bu yana Rusya Lise müfredatında 11. sınıf için zorunlu ders.

Zamanın insanları allak bullak eden ruhu.

Ama nasıl tanımlanırsa tanımlansın, buradan öğrenebileceğimiz tek şey var:

Tarih daima doğru olandan yana.

****************

UNUTULMUŞ BİR SATRANÇ YILDIZI

Aşağıdaki tablo, Petrograd’da 6 – 24 Temmuz 1923 tarihlerinde düzenlenen 2. SSCB Şampiyonası. Bohatirchuk bu turnuvada 3-4-5.liği paylaşıyor ve ikinci resmi SSCB şampiyonasının 4.sü oluyor.

Bohatirchuk’un satranç geçmişi çok silik değil.

Tersine, dönemin en güçlü oyuncuları ile aynı klasmanda kabul görüyor. Nitekim 1925 Moskova Turnuvasında orta sıralarda kalmasına rağmen, turnuva birincisi Bogoljubov ile berabere kaldığını ve Great Akiba’yı (Rubinstein) yendiğini görüyoruz.

1935 Moskova Turnuvası ise özel bir öneme sahip. Bu, Botvinnik’in üçüncü  ve son kaybı. İşte tam bu turnuvadan sonra ipler kopuyor, rejimin Bohatirchuk’u baskı altına aldığı söyleniyor.

Bu arada ustanın Botvinnik’i yenerken Capablanca ve Lasker ile berabere kaldığını not edelim.

Belli ki Bohatirchuk o dönemin elit satranç dünyasında var olan bir isimdi.

Yine Spassky’den (2017):

“Bohatyrchuk’un oyunlarını gözden geçirdiğimde söyleyebilirim ki eğer satrancı profesyonel oynasaydı, ilk Sovyet şampiyonu o olabilirdi…”.

Peki, Bohatyrchuk’un ülkesini terk edip Kanada’ya yerleşmesine ve dünya çapında bir bilim adamı olmasına sebep olan gerçekten Botvinnik miydi?

Arka planda ne olup bitmişti?

***************************

JİVAGO BİR AHLAKSIZ MIYDI?

The Sunday Times, 2007’de bir Rus araştırmacıya dayandırdığı haberinde, Pasternak’ın Nobel Ödülü almasında İngiliz ve Amerikan gizli servislerinin rolü olduğunu iddia etti.

Habere göre Pasternak’ın batılı arkadaşlarına yolladığı kopyalardan biri Malta’da bulunur, sonrasında CIA, eşzamanlı olarak Avrupa’nın birçok merkezinde Doktor Jivago’nun Rusça basılmasını sağlar.

The Sunday Times’ın iddiasına göre bu operasyon, romanı yasaklayan Sovyet yönetimini küçük düşürmek için planlanmıştır.

Ne var ki bu söylem ve iddia, eserin değerini düşürmüyor.

Elinizde vasat bir eser varsa, sırf devrim karşıtlığı içeriyor diye onu dünyanın en büyük filmi haline getiremiyorsunuz.

Kaldı ki -yukarıda ifade ettiğim gibi- eserin itibarı 1985 sonrası iade ediliyor ve bugün Rus Edebiyat müfredatında başlı başına bir yere sahip.

Film, iki aşk arasında bocalayan bir şairi işlerken dönemin savaş iklimi, devrim sonrası el değiştiren servet, Jivago’ya son ana kadar sadık kalan eşi, yaşadığı fiziksel ve ruhsal travmayı savaş sırasında hemşire olarak atlatan güzel Lara ile muhteşem bir ziyafet sunuyor.

Ömer Şerif muhteşem oynuyor, kırılgan, iradesiz, savaş yorgunu ama yerine göre itidalli bir hekim; rejimi temsil eden komünist devrim lideri Victor Komarovsky ise buz gibi bir katil içgüdüsüne sahip, hissiyatı adeta ameliyatla alınmış bir rejim fanatiği (Komarovsky’nin kimi temsil ettiği hakkında yazının sonuna göz atmanız gerekecek).

Jivago’nun bir şair ve bir hekim olması üzerine kurulan örgü, onun sadakatsiz ve ahlaksız olduğunu da sorgulatıyor. Karar okuyucunun veya izleyicinin. Cevabı çok kolay değil.

Filmin müziği “Lara’s Theme” bana göre sinema tarihinin en güzel soundtrack’i.

Elbette “Zorba the Greek”, “İyi Kötü Çirkin”, “The Mission”, “The Godfather” veya “The Sting”, soundtrack açısından birçok sinemaseverlerin tercihi.

Ama bana göre Lara’nın Teması sinema tarihinin en akılda kalıcı, epik-romantik bestesidir.

***************************

BOHATİRCHUK’UN SÜRGÜNÜ

1935 Moskova turnuvasında Botvinnik’e karşı üçüncü kez kazanan ve kısa kariyerinde sadece bir beraberlik veren Bohatirchuk, söylenene göre Halk Komiserliğinin şimşeklerini üzerine çeker.

Konu bu noktadan sonra tarihçilerin işi. Zira 1935’te Nikolai Krylenko’nun (Lenin’in yakın arkadaşı aynı zamanda) “bir daha asla Botvinnik’e karşı oynamayacaksın” dediği yönünde bir iddia var.

Bohatirchuk bunu iddia ediyor ve 1936 Moskova turnuvasına davet edilmemesini de buna bağlıyor.

Diğer yandan, Bohatirchuk–Botvinnik gerilimini ortaya çıkaran ilk atış Chess dergisinin Temmuz 1949 sayısından geliyor. O tarihte Bohatirchuk’un yazdığı bir mektup, tartışmayı su yüzüne çıkarıyor.

O tarihte Kanada vatandaşı olan usta, kızıl propagandaya uğradığını, Botvinnik’in yüceltildiğini, onun çok da olmayan mühendisliğine ve bilim adamlığına yalan yere vurgu yapıldığını belirtiyor.

Usta’ya göre, rejim 1920’den sonra propaganda amaçlı olarak satranca önem vermeye başlıyor ve Botvinnik’i özel seçiyor. Bohatirchuk diğer yandan Botvinnik’in yeteneğini, hırsını, adanmışlığını ve çalışkanlığını teslim ediyor.

Bu arada Bohatirchuk’un gençlik yıllarında Mikhail Chigorin tarafından eğitildiği biliniyor.

Özetle Bohatirchuk kendisini cennetten kovulan, Botvinnik’i de, üzerine sistemin inşa edildiği özel bir adam olarak tarif ediyor.

Ayrıntılı okuma için: https://www.chesshistory.com/winter/extra/pachman.html

Bohatirchuk’un o dönemde Rus satrancı (dolayısı ile Dünya Satrancı ) için önemini şöyle özetleyelim: Usta, 1923-1934 arası 6 Rusya Şampiyonluğuna davet alıyor ve oynuyor.

1923 yılında 3 ve 5.liği paylaşıyor, 1924 yılında 3 ve 4.lüğü paylaşıyor.

1927’de, Romanovsky ile eş puanlı birinci oluyor, bu turnuvada Botvinnik’i (keza Dus-Chotimirsky’i) yeniyor ve Botvinnik’in önünde yer alıyor.

Özetle Bohatirchuk döneminin ciddi adamı. Yukarıda yazıldığı üzere, Spassky’e göre dünya şampiyonu olma özelliklerine sahip hatta.

***************************

ŞAİR VE HEKİM

Yazar Pasternak, Doktor Jivago romanında, kahramanı iki uzmanlık üzerine oturtur.

Jivago bir hekimdir ama sayılı Rus şairlerindendir. Kendisi de şair olan Pasternak, dönemin ruhunu mükemmel yansıtmış. O dönemin profesyonelleri sanatta da varlıkları duyulan şahsiyetlerdi zira.

Benzer bir durum Bohatirchuk için de söz konusu.

O da bir hekim. Ama Jivago’dan farkı şair değil, satranççı olması. Sanatın farklı bir tezahüründen.

***************************

BİR SATRANÇ USTASININ GÜNÜMÜZLE KIYASLANAMAYACAK PORTRESİ

Bohatirchuk 1948’de Kanada’ya iltica ettiğinde bir radyologdu. Burada Ottowa üniversitesinde Tıp Profesörlüğünü aldı ve birçok bilimsel eser verdi. Bu dönemde uzun yıllar satranca ara verdi.

1955 yılında Radyoloji alanında Barclay Bilim Ödülü aldı, yaşamına bir aktivisit ve yazar olarak devam etti.

Derken, hayatının son demlerinde, satranç birdenbire canlandı.

62 yaşında, Kanada Milli Takımına girdi, 1954 yılında 11. Satranç Olimpiyatında 4. masada oynadı. Burada yeni ülkesi adına 7 galibiyet, 3 beraberlik ve 5 yenilgi aldı.

Aynı yıl FIDE tarafından IM unvanına layık görüldü.

Bir görüşe göre, kızıl devrim yıllarında elde ettiği skorlar onun GM olmasını gerektiriyordu ama Sovyet politikacıları FIDE’ye büyük baskı yapmıştı.

1960’larda yazışmalı satranca başladı ve 1963, 1964 Kanada Şampiyonu oldu. 1967 yılında, 75 yaşındayken, Kanada’nın resmi olarak en kuvvetli correspondence ustasıydı.

Tam 85 yaşına kadar aralıksız yazışmalı satranç oynadı.

1984 yılında, 91 yaşında Kanada’da öldü.

Sanırım günümüzün satranç kurallarını dahi bilmeyen Federasyon Başkanları ile okul terk etmeyi marifet olarak sunan ustaları için anlaşılması zor bir portre.

Keza elinde muz, götünde kırmızı donla “banter blitz” veya resmi turnuva oynayan günümüz şampiyonları için de bu portre çok şey ifade etmiyor.

Okura ne ifade edebilir, iki resim koyalım ve soralım? Kimle tanışmak isterdiniz?

Satranç tıpkı sinema gibi, edebiyat gibi, klasik müzik gibi, öldü.

Bu zaman, bunun üzerine toprak atma zamanı.

Artık ne “Lara’s Theme” bestelenebiliyor, ne Doktor Jivago çekilebiliyor ne de satranç devleri ağız tadıyla tepişebiliyor.

İç yüzünü ve gerçek tarihini belki de hiç öğrenemeyeceğimiz Botvinnik – Bohatirchuk, bir arkaik çağın, açılmamış tozlu sayfaları sadece.

***************************

JİVAGO ASLINDA?

Doktor Jivago, aslında Doktor Bohatirchuk muydu?

Birçok kaynak öyle olduğunu iddia ediyor.

Doktor Jivago’nun, Ferid Bohatirchuk olduğunu söylüyor.

Pasternak’ın bu büyük eseri yazarken ana karakteri yani rol modeli ünlü satranççıdan aldığı, asıl kurguda satranç ile şiiri yer değiştirip, eserin örgüsünü Bohatirchuk üzerinden oluşturduğu anlatılıyor.

Doktor Jivago, Doktor Bohatirchuk  ise, romanın (ve filmin) ceberut devrimcisi Victor Komarovsky de haliyle Mikhail Botvinnik olmalı.

Romanı ciddi vakit ayırarak okuyan ve filmi de 3 güne yayarak seyreden “dışarıdan biri” olarak, bu görüşe tam katılmıyorum. Benzetme keyifli ise de kişiler, eylemler ve diğer karakterler oturmuyor.

Yine de esinlenme olduğu açık. Özellikle hekimlik ve sanat vurgusu açısından; iki karakterin tıp doktoru olması, birinin dönemin muhalif şairi, diğerinin dönemin muhalif satranççısı olması gibi.

Bu konu bir seviyede tartışılmış.

Bazı kaynaklar var ama çok derine inilememiş. Keşke sağlığında Botvinnik ve Bohatirchuk  hatta Pasternak yeterince deşilseydi (mecazi diyorum elbette) ve sağlam bir metin olsaydı elimizde.

Romanın (filmin) işlediği tema ile ustaların hayatı ve içerikler çok farklı.

Botvinnik aleyhine somut deliller olmadığını biliyoruz.

Bir başka deyişle, dönem Botvinnik’in dönemi olabilir, Botvinnik ondan nefret edebilir, skor (parti sayısı fikir vermeye yetmeyecek kadar az ayrıca) Bohatirchuk lehine olabilir.

Yine de ustanın Kanada’ya ilticası salt Botvinnik üzerinden izah edilemez gibi görünüyor, en azından tarihi kaynaklar bugün için buna müsaade etmiyor.

Bu tartışmanın bende yarattığı ruh hali ise şu:

Valla dünya bir dönemi çok güzel yaşamış. Sürgünleri, kavgaları, ihanetleri bile sanatsalmış.

Satranç, film, kitaplar ve bir fincan kahve, o günlerden bize kalan son miras sanırım.

Yeni neslin tradejisi ise, onlara Stendhal Sendromu yaşatacak kimse kalmamış olması.

Onlara kalan maalesef “Banana Syndrome”.

—————-

Son dipnotlar:

Dipnot 1. Türk satrancı ile ilgili söylenebilecek her şeyi söyleyebildiğim kanısındayım. Geçmişte Mojo Jojo üzerinden yazdığım yazılara yükselen eleştirilere, iki yıldan fazla buradan cevap verebildim sanıyorum.

Dünya satrancının çürümesi, aynı etkiyi hatta fazlasını burada da yaşatıyor. Bugün için satranç; suç, yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık ve ahlaksızlık barındıran bir rant çarkıfeleğinden fazlası değil. Bu döngüden uzak durmak sizin elinizde.

Uzak durursanız, sizi soymak üzerine inşa edilen bu sahte yapı çöker. Çökünce yenisi kurulabilir.

Bu, yegane şans.

Diğer taraftan sistemi beslemeye devam ettiğiniz sürece, soyulan aptallar olacaksınız. Hiçbir aptallık sürdürülebilir değildir. Hiçbir yalanın sürdürülebilir olmadığı gibi. Bunu size hiç kimse söylemeyecek.

Ailenizin paralarını 7 yıldızlı otellerde ezmeye devam etmelerini istiyorsanız, kandırılmaya devam edin. Ya da az silkinin ve sorgulayın. Unutmayın, kaptırdığınız para ve zaman, size dönmeyecek.

Çocuğunuz hiçbir zaman dünya şampiyonu olmayacak.

En geç 30 yaşında, mesleksiz kaldığında, onu bu yola sürüklediğiniz için size sunturlu küfredecek. O kadar.

Satranç öldü.

Tecrübeli bir hukukçu olarak söylüyorum.

Bugün size satranç diye sattıkları, otellerde mide dolduran madrabazların düzeni. Bu, satranç değil. İçinde kültür olmayan satranç olamaz. Satranç bilmeyen soytarının satranç yöneticisi olamayacağı gibi.

Çocuklarınıza satranç kültürünü tavsiye edin. Ama turnuva satrancından özellikle uzak tutun.

Son not. Günleriniz, film, kitap ve kahve keyfi ile geçsin.

LARA’S THEME’ için 2 yanıt

  1. Kabul etmeliyim ki yazılarınızı severek takip ediyordum. Bundan sonrası için yolunuz açık olsun.

    Not: Bu arada gölcükte bir turnuvada oynamışız galiba. Nacizane kazanmışım, yolunuz düşerse gene oynarız. Saygilar

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s