PARALEL FEDERASYON OLUR MU?

Previously on Teletubbies:

Önceki yazımda ve 22 Mart 2020 tarihli “10 Soruda Veli ve Gönüllü Yalanı” başlıklı yazımda, son dönemde peydahlanan ve kökü kandırma üzerine kurulmuş bir yapıyı ele almıştım. Önceki yazıda tümü var, okumayanlar için eski yazının linkini de koyalım:

(https://satrancvehukuk.com/2020/03/22/10-soruda-veli-ve-gonullu-yalani/

“Kandırma” lafın biraz yumuşatılmış hali: Özünde yalan üzerine inşa edilen bir kurgu aslında.

İyi haber, bu tür zayıf kurgular uzun yaşayamaz. Yaşaması için kaliteli insan kaynağına, doğru planlamaya, eyleme, sermayeye ihtiyacı var. Bunları toplayınca bir “topluluk zekası” elde ediyorsunuz. Bu yapıda ilk dördü olmadığı için haliyle sonuncusu da yok.

İnsan kaynağı hakkında fikir almak isteyenler, yazıların kalitesinden bir sonuca ulaşabilirler.

Örneğin:

Dördüncü kelimeyi kapatarak, tekrar yazmayı deneyin.

Yazamadığınızı göreceksiniz.

İddia ediyorum, bu kelimeyi kapatarak yazmayı deneyin, yazamayacaksınız. Hakikaten insan beyninin ayarları ile oynamak gibi bir şey bu.

“Satrantç” . Ha ha ha ha ha (evet, ancak bakarak yazabildim).

Bu arada –haliyle- seçmen değilim ama vicdanlı bir seçmen olsaydım ben de “yeni bir fizyonlu insanları” getirirdim, yoksa füzyon mu olmalıydı, neyse, ana fikir harika. Soğuk olanı tercih sebebi, ucuz enerji üretimine katkı sağlar. Sıcak füzyon bu zamanda Cenevre’de bile zor.

Neticede bu küçük post bile, kalite açısından çok şey söylüyor. Bunu binle çarpın, günlük hacmi bulursunuz. Türk satrancına el koymak için yola çıkan kitle işte bu içeriklerle huzurunuzda.

Hiçbir sivil toplum faaliyeti olmayan, dernek merkezi olmayan, kurulduğundan bu yana bir turnuva yapamamış, bir öğrenciye burs vermemiş, kirasını ödeyemeyen, adam yokluğundan yönetim kuruluna hanımını kaydeden, mali açıdan zayıf ve insan kaynağı olmayan bir “sözde” yapı. Bir sağlaması içerik kalitesi ise diğer sağlaması da web siteleri.

http://www.satrancder.org/index.html

Bu derneğin resmi web sitesinde son yazı Ağustos 2017’de kayıtlı, o günden bu yana tek bir yazı, tek bir eylem, bir çalışma hatta basit bir duyuru bile yok.

Çünkü bu bir dernek değil, bu bir Facebook grubu.

Ama bunları da çok yazdık zaten. Zaten bu zamandan sonra kimse, aklı çalışan birine bu karikatür yapının satrançtan ne kadar uzak olduğunu izah etmemeli.

Usul hukukunda vardır böyle şeyler “ispatı tabii olan şeyler münazara edilmez”, sabah güneşin doğu yönünden doğduğunu tartışamayacağınız gibi.

Konu burada amacından sapmasın.

Tüm bu yetersizliğine rağmen, “satranç” kelimesini yazamayan bu kalabalık bir amaç için füzyon halinde (bu kelime de nereden takıldıysa aklıma). Temel fizyonları (füzyon muydu yoksa, pardon vizyon), Türk satrancına çökmek.

Ancak bu fikri yetersizlik hali farkına varılamayacak kadar değil ve onlar da bunun farkında. Nitekim kültürel makas o kadar açık ki “topluluk bilinçaltı” bunu kapatabilmek için sürekli tekrara başvurmak zorunda kalıyor.

“Biz satrancın gövdesiyiz” denen saçmalığın günde onlarca kez tekrarının sebebi bu; okuyanı buna inandırmak değil. Kendilerini inandırmak. İlkel bir iman tazelemesi.

Teletubbies metaforu da bu yüzden haklı.

Çünkü teletubbieler, varlıklarını sınırsız tekrara dayandırırlar. Bu sebeple birçok ülkede yasaklı. Aşırı tekrar ve verilen mesajların ilkelliği, çocuk gelişimine zarar veriyor. Bizim teletubbieler ise Cartoon Network’te çıkan kötü seriden fazlası, bıraksanız FIDE’ye ya da Birleşmiş Milletlere göz dikecekler.

Çok kızıyorlar ama acı gerçek şu:

Satranca ve yazım adabına uzak oldukları kadar, profesyonel hayata da uzaklar. Bu dernek yönetiminde yer alan tek bir üst düzey profesyonel profili sunsunlar, söz veriyorum, blogu kapatacağım.

Mahallede polisi tanıyan adam veya 1,100 seviyesinde iki çocuk çalıştırmış kötü hoca değil. Bir üst düzey satranç profesyoneli, ismi bilinen bir işletmeci, bir tıp hekimi, bir sanatçı, her kim ise.

Bir de suç işlemeye yatkınlıkları var. Örneğin eleştirdiğiniz zaman (gerçi kimsenin bunları dört dörtlük eleştirdiği de yok ama) sizin hakaret ettiğinizi savunup, soysuzdan girip, vatanı satmaya, şerefsizlikten, “ceplemeye geliyorlar” ithamına kadar her türlü isnadı kabulsüz şartsız giriyorlar.

Satranç üzerine hiçbir eylemi ve insan kaynağı olmayan bu kalabalığın web sitesi de insan kaynağı açısından fikir veriyor. Sözde 8.400 üyesi olan bir oluşum ama web sitesini güncelleyecek bir çocuk bulmaktan aciz. Site 2017 yılından bu yana güncellenmiyor, 3 yılı geçmiş.

Köşede de başkanın yazısı, büyük harflerle “Antalya’da Çocuk Populizmi’nden Rantçılık Ve Para Sömürüsü”.

Kötü bir fıkra gibi. Çünkü bu yazının muhtemelen haftasında, o popülizmi ve işi bizzat yaptılar.

Yasal olarak TSF’nin imtiyazı ve tekelinde olan otel organizasyonunu korsan olarak, arka sokakta bir otelde ve “iktisadi işletmesi olmayan bir dernek” adını kullanarak yaptılar.

Mevcut TSF’nin hayranı değilim tahmin edeceğiniz gibi ama katı kuralcıyım. Devletin yetkisi devredilemez.

Önceden yazmıştım, ısrarla buna cevap vermekten kaçınıyorlar.

1 – SGD Oteli ne demek? Çünkü bir dernek otel işletemez, otele iş getiremez. Kanuna aykırı.

2 – Dernekler Kanununa göre, bir derneğin gelir elde edebilmesi için İktisadi İşletme kurması lazım. Oysa SGD’nin yok (madem binlerce üyesi var, bir dilekçe ile yarım saatte kurulacak bir iktisadi işletme niye yıllardır kurulamıyor)?

3 – Bir derneğin, iktisadi işletme kurmadan ticari faaliyet yapması yasaktır. Dernekler bağış ve aidat dışında gelir elde edemez, aracılık faaliyeti yapamaz.

O yüzden, vakti zamanında bu dernek tabelası altında Antalya’da yapılan organizasyon yasa dışıydı.

Buradan gelir elde edildiğini biliyoruz.

Ama bu gelir vergilendirilemedi zira ortada iktisadi işletme olmadığı için para kayıtlara alınamıyor ya da kayıt dışı tahsil ediliyor. Üçüncü ihtimal ise, önceki yazılarımdan birine gelen bir başka veli mektubunda yazdığı gibi: Bir kısım ödeme bir “şahsi hesaba” gitti.

TSF BUNU NEDEN SORUŞTURMADI?

Konunun o dönemde asıl atlanan tarafı, TSF’nin bunu soruşturmamış olması.

Disiplin Kurulu Türkiye’de gerçekten çok yanlış anlaşılıyor, bir tetikçi organ gibi düşünülüyor. Eleştiri oldu mu eleştirene 6 ay hak mahrumiyeti ver, git eve, yenisi gelene kadar vur kafayı yat.

Oysa bu kurul, kurumun kendisini yani “varlık nedenini” korumalı.

Korsan faaliyete karşı kendini korumayan bir kurumun, disiplin kuruluna niye ihtiyacı olsun ki? Yetmiş yaşında, zaten satranç oynamayan adama 6 ay satranç yasağı koymak için mi?

Yukarıdaki konuya dönersek, bir şehirde yaş grupları veya küçükler şampiyonası yapılacaksa, bunun organizasyonu, yasa gereği Türkiye Satranç Federasyonu tekelinde (bunun Antalya’da yapılması rezillik, ayrı konu ama imtiyaz ve tekel, Türkiye Satranç Federasyonunda).

Neden?

Çünkü bunu üçüncü kişiye devrederseniz, kamusal kontrolü kaybedersiniz.

Unutmayalım, bu ülkede devrin en önemli satranç hocalarından hatta figürlerin biri, belki de Başkanlığa oynadığı dönemde, çocuk istismarından ve ırza tasaddiden hapse girdi ve yıllardır hapiste yatıyor.

E siz 8-10 yaşındaki çocukları zaten devlet güvencesine teslim etmek zorundasınız, dün bir bugün iki ortaya çıkan birilerine değil.

Bu sebeple çocuklarla ilgili her organizasyon, konaklama, transfer, sadece kamu otoritesi tarafından -ve bizim konumuzda- sadece “Türkiye Satranç Federasyonu” tarafından yapılmalı.

Antalya’da şampiyona yapılmaması ideal olanı. Bunu biliyoruz. Bu tarafı literatürde “ham hum şaralop” o da tamam. Amaç böyle şeylere aç kalmış birkaç bürokratı hayatlarında ilk kez beş yıldızlı otele götürmek, spa’ya, masaj salonuna sokmak, işte biraz açık büfe, harcırah falan.

Ama bu, konunun kamu kaynakları, israf ve ahlak tarafı.

Konunun TSF tarafından atlanmış veya atlanmak zorunda bırakılmış tarafı ise bambaşka. Görev ve yetki devri. TSF, kendisine ait hak ve yetkileri, istese de devir edemez.

İktisadi İşletmesi olmayan bir dernek tarafından yapılan bu organizasyonun soruşturulmamış ve suç duyurusunda bulunulmamış olması, o dönemde TSF açısından bir görev suçu.

Burada da herkes TSF’yi itham etme hakkına sahip.

70 yaşındaki adamı, saçma sapan bir söz söyledi diye soruşturacağınıza, bizzat Türkiye Satranç Federasyonunun yetkisini gasp eden bu derneği niye soruşturmadınız?

O dönemde bu dernekle kayıt dışı bir irtibatınız ve alışverişiniz mi vardı?

Bu fasılda son olarak şunu da yazalım ve teletubbies konusuna biraz ara verelim.

NAİFLİK Mİ EZİKLİK Mİ?

Son iki yazının ana konusu, şu yazının bu platformda asılmasıydı, hatırlayalım:

Yazı ne diyor?

“geçmiş TSF Şerefsizleri” diyor.

Bu yazı günlerdir burada ve halen asılı durumda. Yani SGD denen oluşum bu yazının arkasında.

Kurumsal kısaltması TSF olan Türkiye Satranç Federasyonu, “şerefsizler” sövgüsü ile aynı yerde.

Buna kimse cevap veremedi.

TSF, bir kurum veya yöneten insan topluluğu olarak “Şerefsiz” olmadığına ve olamayacağına göre, buna soruşturma açmalıydı. Ama açmadı ve açamıyor.

Muhalefet bey ve arkadaşları, hatta önceki başkan zaten rahat, hiçbiri ne “Geçmiş TSF” ibaresine takıldı ne de “Geçmiş TSF Şerefsizleri kim” diyecek özgüveni kendilerinde bulabildi.

Camia dediğimiz şey teflon tava mı bilmiyorum ama bu sövgü kimsenin üzerine yapışmadı. 

O halde korkuyorlar.

Gerçi TSF için bunu diyemem çünkü şu fotoğrafa baktığımda, bizim yöneticilerin ilkel arketip sıralamasında, korkunun değil, beslenme ihtiyacının baskın planda olduğunu düşünüyorum.

Bir başka deyişle, iyi beslendiği sürece, TSF hiçbir şeyden alınmıyor, korkmuyor, hissetmiyor ve üzülmüyor.  Şimdilik tek sorunları besin zincirinin kesilmemesi gibi görünüyor.

(Bu arada bir iç parantez, şu şerefsizlik lafının da bir üzerinde duralım. Türkiye’de yerli yersiz en çok kullanılan sövgülerden biridir bu. Anlayanların psikolojik alt yapısına inmeleri harika olurdu.

Yine de benim şahsi görüşüm:

İnsan şerefi üzerine sövme, genellikle sövenin konumsal ezikliğine işaret ediyor. Maddi olarak demiyorum, hayatla barışık olmak veya geçmişi ile sorunlu olup olmamak açısından diyorum. Bana göre şeref üzerine sövme, bir reflection ve aslında üst nesillere dönük bir tepkiye denk geliyor.

Çünkü şeref kelimesi anlam olarak “erdem, yüreklilik ve yetenekle elde edilmiş iyi ün” demek.

Şerefsiz kelimesini en çok kullananlara dikkat edin, toplumda yer ve ün edinememiş, baba ve üst aile katmanı ile de sorunları olan, alt küme bireyleri olduklarını görürsünüz.

Meslek sahibi, kendini yetiştirmiş, uzmanlığı olan, örneğin iyi müzik dinleyen birinden “şerefsiz” lafını asla duyamazsınız.

“Şerefsiz” sövgüsü Bağcılar’da kapkaç yapan veya esrar çekip maça kaçak giren deplasman taraftarı jargonudur. Kullananın profilini o yüzden kolaylıkla teşhir eder. Alkolik baba, çocukluktaki dayak problemi, üst aile bireylerinin yetersizliği ve sevgi yoksunluğuna kadar. Şeref vurgusu o yüzden psikolojik öneme sahip. Bu sövgü, üst aile zinciri hakkında bir deşifre aslında).

NEDEN YAZILDI?

Son yazının sebebi ve hedefi aslında bu küçük karikatür topluluk değil.

“Geçmiş TSF Şerefsizleri” bana hitaben yazılmış sövgü olmadığı için “bana ne” kategorisinde.

Yazının sebebi bu mecrada canı çektiğinde insanlara söven bakış açısının teşhir edilmesiydi.

Ama ilginç bir şey oldu. Söven değil, sövülen sustu.

Şerefsizlikle suçlananlardan biri bile (özellikle geçmiş TSF Yönetimi, günümüz TSF yönetimi) “Şerefsiz” sövgüsüne refleks veremedi.

Sövüp sayan korosu ise her zaman olduğu gibi, şaşırtmadı.

Sanki “geçmiş TSF Şerefsizleri” lafını sitelerinde ben yazdım. Bu sövgüye tepki vermeyen hatta bunu sitesinde yayınlayan ve hala kaldırmayan; bunun teşhir edilmesinden rahatsız oldu.

Satranç Federasyonunu “Şerefsiz” olarak itham etmekle sorunu olmayanlar, bunu bir terbiye sorunu görmeyenler, koroya başladılar: “Bize Teletubbies dedi”.

E az bile dedim. Dua edin sizin üslubunuzla yazmadım.

“Geçmiş TSF Şerefsizleri” lafı geçmişte milli takımda görev almış sporcudan, yöneticisine, resmi turnuvalara katılmış amatörden, TSF’den maaş alan büyük ustaya kadar herkesi kapsayan bir sövgü.

Bunun yalanıp yutulması acı. Bir kişinin bile cesaret edip, bu karikatür topluluğuna iki kelime söyleyememesi ise sözün bittiği yer.

“AMA BİZ SİTRİNCİN GİVDİSİYİZ”

Teletubbielerin bir kısmı beni ciddi ciddi Suat Atalık sanıyor.

Bir kaçı Atalık’ın Sırbistan bayrağı altında satranca devam etmesine takılmış, vatan hainliğinden giren bir yerde, bayrağa ihanetten çıkan öbür yerde.

E ülke değiştirmek vatan hainliği ise, Ali Nihat Yazıcı’yı yardım ve yataklıktan, Gülkız hanımı da vatan hainliğine 8 yıldır kaynak sağlamaktan yargılayın.

Sonra da Türk Milli takımı lağvedin. Takımın yarısı vatan haini size göre çünkü.

Michael Gurevich’i, Dragan Solak’ı, Alexander Ipatov’u Türk milli takımına ben getirdim herhalde.

Halen erkek milli takımının ilk 3 masasından ikisi vatan haini mi bu durumda? Milli takımın yarısı vatan hainlerinden mi oluşuyor? TSF vatan hainlerine mi maaş ödüyor?

Ekaterina Atalık’ı birinci masadan çıkarttığınızda Bayan Milli takımından elinizde kalan ne olabilir, Betül hanım ve Kübra hanım dışında var mı üçüncü ve dördüncü sporcunuz?

Kaldı ki Gurevich, Solak ve Ipatov  Türk milli takımının başına tek bir proje için getirdiler. Atalık’ı Türk milli takımına sokmamak için. Üzerine tetikçi disiplin kurulu başkanı üzerinden yıllarca süren uydurma cezalar ile Atalık’ın, Türkiye’de satranç oynaması engellendi mi? Engellendi.

Bak bugün kendisine alenen “şerefsiz” denildiği için sesinin çıkarmayan o kurum var ya.

Hah, o kurum zamanında sadece Atalık ailesine disiplin cezası doğramak için çalışıyordu. Sizin duayen sandığınız Tahsin bey o dönemin baş aktörüdür.

Şeref, vatan, bayrak üzerinden atıp tutanlar için yazıyorum:

Sen adamı, dönemin yöneticilerinin yolsuzluklarının üzerine gitti diye cezalandır.

Mobbingin en çirkinini yap, Türkiye’de oynamasına yıllarca Disiplin Kurulu kararları ile engel ol.

Milli takıma panik halinde Gurevich, Solak ve Ipatov’u getir.

Hiçbir milli ve olimpiyat organizasyonuna (mecbur olduğun halde) Atalık’ı resmen davet etme.

Sonra adam satranç oynamak için ülke değiştirince, babanı hatırla.

Suat Atalık Türk satrancının yaşayan tek efsanesidir. İkisinden biri değil. Çünkü henüz ikincisi yok.

Dünya klasmanında ilk yüze girmiş tek Türk’tür.  

10 saat zaman dilimi farkı ile dünyanın en ünlü satranç kulübüne gittiğinde, duvarda Kasparov Korchnoi yarı final maçının posterinin üzerinde, yani kulübün Hall of Fame’inde onun resmi asılı, Tinky Winky’nin değil.

Dünya satranç mirasının gelmiş geçmiş beş yüz partisi dediğinde, Atalık – Sax partisi o listeye giriyor. Senin parayla giremeyeceğin ortamlarda o var. Wiki’den kopyaladığın satranç efsanelerinin neredeyse tümünün telefon defterinde onun adı kayıtlı.

Senin ülkene toz kadar faydan olmadığı halde, hala dünyada Türk satrancı denilince onun Kasparov ile aynı kürsüde olimpiyat madalyası hatırlanıyor, Türkiye’nin satranç tarihinde bayrağının göndere çekildiği belki de tek sahne bu.

Gerçi kime anlatıyoruz? Teletubbies için bunlar çok karışık konular.

Anladıklarını yazmak dahi iyi. “Eme biz sitrincin givdisiyiz”.

SON HATIRLATMA

Bir süre Sitrincin Givdisi hakkında yazmaya ara veriyorum, hadi size müjde.

Bunun sebebi bu konuda bana fazlaca güvenip, paratoner olmamı zevkle seyredenleri bu toplulukla baş başa bırakmanın zamanı geldi (meğer ki hakkımda tek bir sövgü yazılsın ve bana cevap hakkı doğsun. Bana yönelecek en küçük hadsizlik, en sert üslupla cevabını bulacak).

Artık Türk “sitrincinin givdisi” sizinle baş başa.

İster erkek gibi muhalefet eder, bu toksik kitleyi karşınıza alır, zaten ölmüş de ağlayanı kalmamış Türk satrancına borcunuzu yerine getirirsiniz, isterseniz “şerefsiz” lafını yuttuğunuz gibi sonradan gelecekleri de afiyetle yutarsınız.

PARALEL FEDERASYON OLUR MU?

Teletubbies konusu uzayınca bu önemli konuya yer kalmadı, oysa başlık bunun içindi.

Yine de alt başlıkları aşağıya bırakayım ve haftaya bunu analiz etmeye çalışalım.

Sorular şöyle:

1 – Bir spor Federasyonu varken, başka bir alternatif Federasyon kurulabilir mi? Mesela ben alternatif bir Voleybol Federasyonu kurabilir miyim?

2 – Velev ki kurdum. Resmi Federasyonun Savcılığa şikâyette bulunması ve diğer sözde Federasyonun yöneticilerine disiplin soruşturması açması görevi değil midir?

3 – Yasa gereği Federasyonun tekelinde olan lig düzenleme, yaş grupları şampiyonaları düzenleme, ligden düşürme, lige alma gibi görevler, üçüncü kişilere keyfi olarak devir edilebilir mi?

4 – Ben (kafama göre) parayı da bastırıp, milli takım sporcuları ile alternatif bir lig yapabilir miyim?

5 – Mesela Futbol Federasyonu, Başakşehir futbol kulübüne görev ve yetkilerini devir edip, pandemi döneminde “alternatif futbol ligi kur ve oynat” diyebilir mi?

Sonraki yazıda analiz etmeye çalışalım.

Ufuk Sezekkaplan
info@sezekkaplan.com

Geleneksel Dipnot Şenlikleri

Bir: Muhtemelen hayatında adliyeye bir kere sabıka kaydı çıkarmak için gitmiş, kuyrukta 40 dakika beklemiş ve hukuk namına görüp gördüğü tek sahne bu olan bir çocuk, bana dava açılmasını öneriyor.

Ücretsiz tavsiyede bulunayım.

30 M hattına bin, Mecidiyeköy’de in, Okmeydanı yönüne devam et, bina büyük zaten, hemen göreceksin. Savcılık ön bürosu girişte, Adalet heykelinin solunda, Dilekçene “8,400 üyemizin olduğu sosyal medya sayfamıza ‘Geçmiş TSF Şerefsizleri” yazdık biri de bize teletubbies dedi” yazacaksın.

İki: Şu mesaja dört gündür gülüyorum:

Ayşe hanımcım. Sonuncu teletubbie’nin adı Po.

Onun adını öyle yalan yanlış yere, iki kere yazmayın.

Aklınız nerede bilmiyorum ama. Ayıp denen bir şey var yahu 🙂 .

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s