KÖR MİLLİYETÇİLİK

Bir süredir yazmak istediğim ve hep arka planda kalmış, kimsenin dokunmak istemediği bir konu bu. Türk satrancında son günlerde tekil olarak ortaya çıkan ama kışkırtılan bir sorun.

Türkiye’de Ermeni bir sporcunun sportif bir organizasyonda oynatılmaması elbette küresel skandal. Bunun Türkiye’de hukuk üzerinden analiz edilmesi de beklediğimiz bir şey değil.

Sonuçta Türk Satranç Federasyonunun “de facto” tanımı, otel – tören – harcırah – il temsilcisi olmak isteyene her gün güzelleme yazdırmak (biz bir aileyiz) gibi mekanik bir döngüye sahip.

Oysa Türk Satranç Federasyonunun yasal ve teorik tek bir tanımı var: “Satrancı tabana yaymak”.

Türkiye’de ise bu işlev “satrancı ayağa düşürmek” oldu. Ancak iki yıldır iş çığırından da çıktı ve hukuk ötesine geçti. Menüye son eklenen ise kör milliyetçilik (önü alınmazsa, ırkçılık) oldu. Türk Satrancının içine bir süredir sızan satranç dışı unsurlar, satrancı politize ederek pozisyon kovalıyor. Bunun kör milliyetçiliğe ve ırkçılığa kayması tehlikesi var ve göz göre göre geliyor.

Bir sporcunun Ermeni olması nedeniyle Türkiye’de oynatılmaması bir skandal extravaganzası.

Kokteylde spor etiği ihlali, hukuk ihlali, ahlaki skandal, yönetsel beceriksizlik, aptallık ne ararsanız var (aptallık bölümü, bu konunun duyulmayacağını sanmakla oluyor). Ama büyük tehlike içeriyor zira kısa zaman sonra ciddi toplumsal kanamaya yol açabilecek bir emsal.

ERMENİ SPORCULAR NEDEN SUSKUN?

Bundan daha üzücü olanı ise bunun toplumda karşılık bulmaması.

Bildiğim hiç bir Ermeni sporcudan veya satranç entellektüelinden (if any) bir tepki gelmedi. Oysa Türkiye’de Ermenilerden oluşan kulüpler, takımlar oldu ve var. Tepki derken, kapalı ortamlarda mır mır konuşmaktan değil, açık tavır alma halinden bahsediyorum.

Kör milliyetçilikle, ırkçılıkla, ne olduğu belirsiz kışkırtıcıların her gün artan provokasyonu ile savaşacak mıyız yoksa günün birinde yabancı sporcuya konulan emsal yasağın Türkiye’deki Ermeniler için de genişletilmesini mi bekleyeceğiz.

Ilık popolu solcularımız, imza günü uydurup velilerle selfie peşinde olduklarından o cenahta umut yok. Dahası ırkçı ile yan yana fotoğraf vermek gibi günahları var (sonra eşek yazınca alınıyorlar).

Çocuklara atın hareketini dıgıdık dıgıdık anlatımına düşürenler, zaten eğitim değil saat ücreti peşinde, o da tamam. Suçun üstüne gitmesi gereken TSF ise bizzat suçun mağması.

Geriye sağduyu kavramı ile sessiz çoğunluğa kalıyoruz. Ama o da yok.

Unutmamak lazım. Türk Anayasası ve onda yer alan özgürlükler salt Türk vatandaşı için değil, ülkede kim varsa onun için uygulanan kucaklayıcı kurallar bütünü aslında. Çemberlitaş’ta çantası çalınan Hollandalı da aynı yasadan, aynı “kişi hak ve hürriyetlerinden” yararlanır.

Burası Ermeni, Kürt, Balkan göçmeni, Rum, Süryani, Yahudi ve farklı birçok milliyet ve ırkın olduğu eski bir coğrafya. Liberaller çok severdi ama maalesef onların sevmesine rağmen bile doğru: Burası, yani Türkiye, “bir mozaik”.

Bunu, bir menfaat şirketi olan AKP’nin Suriye politikası üzerinden bulandırmak ve kim olduğu, ne amaç için burada peydahlandığı belli olmayan birinin kışkırtmasına açmak, bu kışkırtıcıya TSF üzerinden yol vermek mücadele edilmesi gereken belki de ilk konu.

İKTİSADİ ÇÖKÜŞÜN ALTI HER ZAMAN AHLAKİ ÇÖKÜŞTÜR

Türk satrancı iktisadi olarak “teknik iflas” durumunda.

Moral olarak ise durum, iktisat üzerinden değil suç ceza ilişkisinden konuşulabilir. Yıllardır Antalya soygunu ile tescillenen kara düzen, son iki yıldır parayla norm satan bir tezgaha döndü, turnuvanın adı bile IM Norm Alma Turnuvası (bilinçaltı sürçmesi bile değil, açık ilan).

Bu düzen, hayalet şampiyona ile örgütlü suçun zirvesine çıktı, şimdi de en zoru başarılmak üzere: Irkçı ve ayrıştırıcı bir ülke oluyoruz.

Artık Marmaris, Bitlis, Antalya isimleri coğrafi karşılığından fazlasını söylüyor; Ceza Hukuku Özel Kitabının bir faslı gibi.

Kamu kaynaklarının yağmalandığı, hiçbir faydası olmayan bir çalıştaya yüz binlerce lira döküldüğü, hayalet şampiyonlarla hırsızlığın zirvesinin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.

Bunu alkışlamak için tarife nedir bilmiyorum, en azından kendi adıma on milyon dolara bu rezilliğe alkış tutmayacağımı biliyorum. Neticede insanız, on milyon dolardan sonrasını bilemem, ama bu rezilliği il temsilciği veya kurul üyeliği uğruna göklere çıkaranların fiyatı hakikaten çok ucuz.

AKSİ OLDUĞUNDA NE YAPACAĞIZ?

Konunun ırkçılık tarafına gelirsek: Yarın bir başka ülkede bir Türk sporcu, falanca Federasyon tarafından el altından yapılacak bir kulisle oynatılmadığında, söyleyecek bir sözümüz olacak mı?

Kaldı ki bizim ‘kafadan sakat’ ve uluyan ırkçılarımız bize fazlasıyla yetiyor, Azerbaycan’dan provokatör ihracına gerek var mı?

Aynı temaya birkaç gün sonra devam…

Dipnot: Zamanında Vatan Hacıefendioğlu’nun (Vatan ağbi) ideal başkan adayım olduğunu söylemiştim. Şimdi hatırladım, ne kuvvetli gerekçelerim varmış.

  1. Türk satrancının neredeyse en eskisi.
  2. Türk satrancının tartışmasız en sevilen ismi.
  3. Aronian’ın saatlerce karşılıklı oynadığı tek Türk. Kör milliyetçiliğe en sağlam cevap.
  4. En uzun süreli yönetici. İSD’yi yıllarca çekip çevirdi, gerçek patron oydu.
  5. Mevcut TSF başkanından daha çok satranççı tanıyor.
  6. Mevcut TSF Başkanından daha iyi bütçe yönetir.
  7. Tüm TSF yöneticilerinden daha fazla turnuva geçmişi var.
  8. İstanbul’u TSF başkanından ve yöneticilerinden daha iyi biliyor. Sokaklarında kaybolmaz.
  9. Tüm yönetici ve günümüz sporcularından daha iyi giyiniyor.
  10. Hepsinden daha güler yüzlü ve “adam gibi adam”.

Ayrıca ille milliyetçilik yapacaksanız, yüzlerce reklamcıyı bir araya getirseniz, hiçbiri daha mükemmel bir isim soyadı kombinasyonu yaratamaz bu ülkede.

Vatan ağbi göreve !

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s