BAŞKAN ADAYLARINDAN BEKLENTİM: YALAN SÖYLEMEYİN YETER !

Öncelikle bu blogun müdavimlerine güzel bir yıl dileyerek başlayayım.

Aralık ayı sonu veya Ocak ayı başı gibi, 2019 yılını özetleyen bir yazı yazmak istiyordum ama yıl sonuna giren işler öyle bir yoğunluk yarattı ki günler geçmesine rağmen yeni yazımı giremedim.

Bu meyanda ben de sizler gibi 2020 seçimine gireceğini açıklamayan (daha doğrusu açıklamıyor numarası yapan) ve açıklayan grupları göz ucuyla izliyorum. Ha, deseniz, bu tür sosyal röntgenciliğin vatana hiçbir faydası yok; elbette, Türk satrancı uzun süredir beyin ölümünü yaşadığı için, kimin başa geleceğinin, en az otuz yıl hiçbir canlıya katkısı olmayacak.

Ama insan yine de çalışırken, bir yorgunluk anında ara verip, olup biteni izlemekten kendini alamıyor.

İki gün önce Satranç Severler Birliği Grubu, eski Türkiye Şampiyonlarından sayın Feridun Öney ile bir röportaj yaptı ve öz geçmişini, vaatlerini yayınladı.

Röportaj biraz lafın gelişi. Zira, teknik olarak buna pek röportaj denemez, çünkü salt propagandaya ve övgüye dayalı bir iletişimdi bu. Röportajda zorlayıcı soru sorulur: Bitlis vakasını soruşturup sorumlular hakkında dava açacak mısınız gibi?

Bu bir tarafa, sayın Öney’in başkan adayı olması elbette kayda değer bir durum.

Ama seçilecekse bir şeyler anlatması, anlattıklarının terazide tartılması için de çok taraflı bir ortamda konuşması lazım. Bu haliyle, onu yönlendirenlerin yörüngesinde giden, aslında sayın Öney’in değil olağan şartlarda hiçbir profesyonel ortamda adı geçmeyecek birkaç adamın PR çalışması bu.

Hatta belki de amaç bu. Birini başkan gösterip, hayatı boyunca yönetici olamayacak birilerinin sınıf atlama denemesi daha çok. Bu vasatlıkta giden bir çalışmada sayın Öney asla başkan olamaz, biraz gözlem yeteneği bunu görmek için yeterli.

Ama seçim bitince, bu çalışmada rüzgar yapan birkaç adam popüler olur, o kadar.

Yürütülen çalışma profesyonel olmadığı kadar somut değil. Ben geldiğimde sevgi saygı olacak temalı, 1970’lerin kıvırcık saçlı Türk Pop Müzik ekolü gibi daha çok.

Buraya kadarı yine de olur, neticede motorları güneşe sürüyoruz, hava erken aydınlandı, içimize ışık doldu temalı övgüler, sıfıra yakın oy çıktığında şekil değiştirecekler. Arada zaman var ve belki olmadık bir profesyonel katkı, sonuca tesir edebilir.

Şimdi gelelim yazının konusuna:

YALAN SÖYLEMEMEK !

İster sert profesyonel olun, ister gözü yaşlı duygu adamı, bir vaat ile topluluk karşısına çıktığınızda bir numaralı iletişim kuralını hatmederek işe başlamanız lazım:

Yalan söylememek.

İşin eleştiri, kavga, duygu, hamaset tarafını bir yana bırakın. Sadece basit profesyonel bir ilke olarak… Zira yalan bu işlerde yapılacak onlarca iyi işi sıfırlama gücüne sahip.

Sayın Öney, anlatıldığı kadarıyla naif bir insan, musiki ile ilgileniyor, satranç özgeçmişi biz fanilere göre çok iyi düzeyde, 1970’lerde Türkiye’nin en önemli sporcularından biri ve Türkiye şampiyonu.

Bu sade geçmiş dahi, işin uzmanlık tarafı konuşulacaksa, aday olmak için içi giden Cem beyle son dakika veto yemezse, aday olacağı açık olan Gülkız hanıma takla attırmaya yeterli.

Karşısındakilere “satranç aslında 64 taşla oynanıyor” dese, en az biri buna inanacak düzeyde.

O yüzden sayın Öney’in, mevcut satranç bilgi düzeyi ile, kendisine rakip olacak kişilere, yani sayın Gülkız hanıma veya “içi giden” Cem beye falan bir şey ispat etmesine gerek yok.

YALAN NE?

Evvelki gün sayın Öney’in verdiği röportaj ya da söyleşi, onun adına kurulan web sitesinde yer aldı, aynı sitede öz geçmişine de yer verildi (http://www.satrancsever.com).

Sayın Öney’in özgeçmişinin satranç ile ilgili bölümü şöyle:

“FIDE Master olan Öney çeşitli uluslararası satranç turnuvalarında Türkiye’yi başarıyla temsil etti. 1973’te Avrupa Gençler 3.’sü ve Türkiye Gençler Şampiyonu, 1976 yılında ise Türkiye Satranç Şampiyonu oldu”.

Ve bu yalan.

Çünkü Türkiye’den hiçbir sporcu, hiçbir zaman ve hiçbir koşulda Avrupa Gençler 3.’sü olmadı.

Olamazdı da.

Hele ki soğuk savaşın devam ettiği 1970’li yıllarda. O dönemde Sovyetler Birliği, Doğu Bloku, İngiltere, Hollanda, Almanya, hatta Yunanistan bizden fersah fersah ilerideydiler.

Nitekim sayın Öney 1973 yılında katıldığı Avrupa Gençler şampiyonasında 30. oldu.

Katılım ise 32 kişiydi. Turnuva Groningen’de, 17 Aralık 1973 ve 4 Ocak 1974 tarihlerinde yapıldı.

Peki bu yalana niye ihtiyaç duyuldu?

Acaba satranç kültürünün hakikaten çöktüğüne mi güvenildi?

Neticede o yazının hitap ettiği kitlenin bir bölümü, yazılan hiçbir şeyi sorgulamayan “elinize sağlık / ayağınıza sağlık” grubu.

Sistemin dörtte üçü suçla haşır neşir, Bitlis, Marmaris, IM Unvanı satanlar falan. Bir bölümü deli kontenjanından çalışıyor, Tanrıdan isim değişikliği bildirimi alan mı ararsınız, briçle satrancı evlendirip nikahı belediye salonunda kıydıran mı?

E Gülkız hanıma 1973 Avrupa Şampiyonası Montreal’de yapıldı, Albert Camus, Hazreti İsa’nın 2 puan önünde kazandı deseniz, zaten itiraz etmez.

Yukarıda da yazdım, eğer satranç uzmanlığı açısından referansa ihtiyaç varsa, mevcut yöneticilere nazaran Atı b1’den c3’e başarıyla götüren herkes doğal kazanıma tabi. Başkan olmak için “içi giden” Cem beye de “merhaba, nasılsın, hayatında kaç parti oynadın” demek yeterli.

O halde bu yalan niye ihtiyaç duyuldu?

YALAN ! ÇÜNKÜ, TEKRARLANARAK SÖYLENİYOR.

Bunun hata olarak yazıldığı söylenebilir mi?

Hayır. Çünkü sayın Öney’in öz geçmişinde yazan bu bilgi, onunla konuşan kişi tarafından ikinci kere ve vurgu yapılara, önemle hatırlatılıyor:

———-
Evrensel BİLGİN – Her zamanki gibi tevazu gösteriyorsunuz, ama belirtmeden geçemeyeceğim, 1973 Türkiye Gençler Şampiyonu, Avrupa Gençler üçüncüsü ve sonra da 1976’da Türkiye Şampiyonu olmuşsunuz…
———-

Şimdi, bir yanlış bilgi 30 santimetre kare alanda bir kere yazarsa, hatadır. İki kere yazarsa, bilinçli eylemdir.

1973, dünya tarihinde satrancın bilinirliğinin en yüksek olduğu dönemlerden biri, Fischer Spassky maçı henüz sonuçlanmış, Fischer satrancı bıraktığını en erken 2 yıl sonra açıklayacak, SSCB ve Doğu Bloku çok güçlü ve Avrupa Gençler Satranç Şampiyonası, dünya şampiyonu adaylarının bir anlamda geçit yeri.

Kimse kızmasın, bu bir realitedir, ne o yıllarda ne de bu yıllarda, Avrupa Gençler Şampiyonasında bizim bir sporcumuzun ilk üçe girme ihtimali yoktu, bugün de yoktur.

Eğer 1973’de veya takip eden yıllarda, kazara Avrupa Gençler Şampiyonu bir sporcumuz olsaydı, daha Türkiye’ye ayak basmadan Federasyonu kurarlardı, Nihat Erim hükümeti de erken seçime falan giderdi 🙂

Önemle tekrar belirteyim:

Avrupa Gençler Şampiyonası o kadar yüksek düzeyde bir turnuvadır ki bu turnuvada derece yapamamak ve hatta son grupta yer almak asla ayıp değildir.

Dönemin koşullarından girersiniz, Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Macaristan’dan çıkarsınız, bu turnuvalarda 30.olmanın zamana uygun olduğunu savunabilirsiniz.

Bence sayın Öney’in 1973’te ve takip eden yıllarda Türkiye’yi temsil etmesi başlı başına iyi bir şey. Kimin öz geçmişine Avrupa’da Türkiye’yi temsil ettiği yazsa, elde ettiği dereceden bağımsız karşılanır.

Ama şu gerçeği kaçırmayalım:

Sayın Öney, 1973’te Avrupa Gençler Şampiyonu oldum derken, çok ağır bir yalan söylemiştir ve bunu aynı yazı grubu içinde iki kere tekrar ederek, yalanı kasıtlı olarak kamuya servis etmiştir.

Şimdi diğer yandan, sayın Öney’in 1973 Avrupa Gençler Şampiyonasında, alt gruplarda bir üçüncülüğü var. Onu da ben anlatayım, çünkü konu turnuva formatı ile ilgili.

Turnuvaya Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden 32 sporcu katılıyor. Şampiyonada önce bir eleme turu yapılıyor. İsviçre sistemi ile 7 tur.

Bu elemede (preliminary tournament) ilk 10’a girenler final gurubuna alınıyor. İkinci 10’a girenler, onuncu ile yirminci arasını belirlemek üzere, B grubuna alınıyor. 20 ile 26.arasındaki altı sporcu C grubuna, ve 27 ile 32 arasındaki son 6 ise D grubuna alınıyor.

Sayın Öney, bu ilk elemeyi 30. bitirdiği için, D grubunda, 26 ile 32. belirleyecek 6 kişilik son gruba giriyor.

Devamında bu grupta, yani D grubunda, 10 parti sonrasında elde ettiği 6 puanla, D grubunun üçüncüsü oluyor, yani turnuvanın 26. ile 32.nin belirlendiği son grubun üçüncüsü.

Avrupa Şampiyonluğunun değil.

Üzerine mim koyarak yazayım:

Bu, faniler için başarıdır. Avrupa Gençler Şampiyonasına çok az adam gider. Türkiye adına milli sporcu olarak, 70’lerde fakirliğin, iletişim zorluğunun olduğu, kaynakların olmadığı bir yerden çıkıp, SSCB başta olmak üzere, Yugoslav, Macar, İngiliz, Hollandalı birçok sporcu ile mücadele etmek başlı başına bir iştir, başarıdır. İsterse 30 parti yapıp tümünü on hamlede kaybetsin.

Ama doğru olan, sayın Öney’in Avrupa 3.olması değildir. O turnuvada sayın Öney, preliminary turnuvada 30. olmuştur, alt gruplar sonrası oluşan nihai sıralamada da 28. olmuştur.

Bir başkan adayı, yalan öz geçmiş oluşturamaz.

Eğer bu yalan, yanında gezenlerin üstün iletişim becerisi ise, yanına gerçekten dürüst, profesyonel ve winner kişiler alması gerekiyor.

Türkiye’de satranç bugün suça batmış durumda.

Eğer sisteme yalancı arayacaksak, Kemal Tahir’in tabiri ile, bizim yöneticiler her nefes aldığında dünyaya bir araba şeytan salıyor; bizim yöneticilerin her sakalında bir şeytan var, tümünün sağ eli sol eline, sağ gözü sol gözüne oyun oynuyor.

Bitlis faciası, Marmaris’te satılan unvanlar, ağzınıza kan doldururum diyen avanaklar, boşuna çıkmadı.

Rakı sofralarında arşı alaya çıkarılan temeller üzerinden kurulan bu sistem önce cehaleti getirdi, 2019’da da cehaleti bıraktık, sadece suçu konuşur hale geldik.

TSF başkanı olacak kişinin dürüst olması önemlidir.

Bu başkanlık sıfatı için yeterli değildir, ama zorunludur.

İyi başkanlık ayrıca üstün yönetsel beceri ister. Üstün yönetim becerisini bir yere bırakın, vasat yönetim için bile çevrenize dürüst, nitelikli adam bulmak zorundasınız. Sayın Öney’in ve ekibinin artık dürüstlük sorunu vardır zira ekibi bu yazıya konu olan yalanı, bizzat yaratan görüntüsündedir.

Avrupa Gençler Şampiyonası, 1964’de Hübner’in, 1967’de Karpov’un, 1974’te Nunn’ın, 1986’da Ivanchuk’un, 1987’de Gelfand’ın kazandığı; Khalifman’dan, Romanishin’e; Sax’tan, Miles’a dünya satrancının elitlerinin gelip geçtiği çok zor bir organizasyon.

Buna bir çok Türk sporcu katıldı, hiçbiri ilk üçe giremedi. Girilemez çünkü.

Üçüncü kez yazayım, bu bir ayıp değildir, orada olmak, o kişilerin zaten bizden üstün olan vasıflarına işaret eder. Gülkız hanımı örneğin, Groningen’e şampiyonaya değil, yalnız başına indirimden çanta almaya gönderemezsiniz; şaka değil, dil bilmediği için yolunu kaybedebilir.

Sayın Öney.

Söylediğiniz bu yalandan dolayı özür dilemeniz, dürüstlüğü bırakın, profesyonelliğin gereğidir. Koca ABD Başkanı zamanında cinsel suçtan değil, yalan beyandan soruşturma geçirdi.

Ha ben sizin yerinizde olsam ekibi de falakaya yatırırdım. İyi bir başkan olacaksanız, size zarar verecek kişilere kendinizi kullandırmamanız zorunlu. Bunu da size kimse söylemez, röportaj yapacağım diye otuz santime iki yalan sıkıştıranlar ise hiç.

TABELLONE PRELIMINARE

srt  nome                          t01   t02   t03   t04   t05   t06   t07      pti 
------------------------------------------------------------------------------------
  1  Kuligowski Adam               18B+  26N+  14B+  17N+   2B=   3N=   8B=  -  5.5 
  2  Makarichev Sergey             30N+   4B+   3N=  19B+   1N=   7B=   5N=  -  5.0 
  3  Koopman Hendrik               29B+   9N+   2B=   5N=  23N+   1B=   6N=  -  5.0 
  4  Bjarnason Saevar              13N+   2N-  18B+   8B+   5N=   6B=   7N=  -  4.5 
  5  Mack Peter                    15N=  25B+   6N+   3B=   4B=   8N=   2B=  -  4.5 
  6  Inkiov Ventzislav V.          11B+  17N=   5B-  13B+  22N+   4N=   3B=  -  4.5 
  7  Mestel Jonathan Andrew        27B=   8N-  15B+  20B+  17N+   2N=   4B=  -  4.5 
  8  Goormachtigh Johan            28N=   7B+  29B+   4N-  26B+   5B=   1N=  -  4.5 
  9  Urzica Aurel                  10N+   3B-  11N-  27B+  15B=  26N+  14B+  -  4.5 
 10  Pinter Jozsef                  9B-  27N+  16B=  29N+  12N=  11B=  15N+  -  4.5 
 11  Marjanovic Slavoljub           6N-  21B=   9B+  16N=  14B+  10N=  12N=  -  4.0 
 12  Fraguela Gil Jose' Miguel     16B=  20N+  22B=  14N=  10B=  23N=  11B=  -  4.0 
 13  Passerotti Pierluigi           4B-  18N-  31B+   6N-  28N+  29B+  23B+  -  4.0 
 14  Van der Linde Meindert        21N+  19B+   1N-  12B=  11N-  22B+   9N-  -  3.5 
 15  Wedberg Tom                    5B=  16N=   7N-  30B+   9N=  19B+  10B-  -  3.5 
 16  Bloch Nigel                   12N=  15B=  10N=  11B=  19N=  17B=  22N=  -  3.5 
 17  Anselmo Aldo                  31N+   6B=  28N+   1B-   7B-  16N=  18B=  -  3.5 
 18  Gavrilakis Nikolaos            1N-  13B+   4N-  32N=  20B=  24B+  17N=  -  3.5 
 19  Kroll Ove                     22B+  14N-  24B+   2N-  16B=  15N-  30B+  -  3.5 
 20  Spacek Petr                   24N+  12B-  26B=   7N-  18N=  21B=  27N+  -  3.5 
 21  Ott Roland                    14B-  11N=  25N-  24B=  30N+  20N=  26B+  -  3.5 
 22  Guddahl Viggo                 19N-  32B+  12N=  28B+   6B-  14N-  16B=  -  3.0 
 23  Hellmayr Alois                25N=  28B-  27N+  31N+   3B-  12B=  13N-  -  3.0 
 24  Miranda Vladimiro             20B-  30B+  19N-  21N=  25B=  18N-  29N+  -  3.0 
 25  Salonen Jyrki                 23B=   5N-  21B+  26N-  24N=  27B-  31N+  -  3.0 
 26  Hanau Jean                    32N+   1B-  20N=  25B+   8N-   9B-  21N-  -  2.5 
 27  Swanson Stephen                7N=  10B-  23B-   9N-  31B+  25N+  20B-  -  2.5 
 28  Nixon Rodney                   8B=  23N+  17B-  22N-  13B-  30N-  32B+  -  2.5 
 29  Smith Richard                  3N-  31B+   8N-  10B-  32B+  13N-  24B-  -  2.0 
 30  Oney Feridun                   2B-  24N-  32B+  15N-  21B-  28B+  19N-  -  2.0 
 31  Pisani Bencini Geoffrey       17B-  29N-  13N-  23B-  27N-  32N+  25B-  -  1.0 
 32  Knight Timothy                26B-  22N-  30N-  18B=  29N-  31B-  28N-  -  0.5 

BAŞKAN ADAYLARINDAN BEKLENTİM: YALAN SÖYLEMEYİN YETER !’ için 25 yanıt

  1. Röportajımda yakaladığınız yalan nedeniyle sizi kutlarım öncelikle. Gerçekten Feridun Öney gibi bir kişiliğin böyle bir yalana ihtiyacı yok haklısınız. Uzun röportajda yapmayı düşündüğü şeyleri yazacğınıza röportaj üstünden bana saldırmanız muhtemelen hakkımda açtığınız davanın düşmesinden kaynaklı kuyruk acısının tezahürü olsa gerek. Bu kadar yazıyı sırf bunun için yazmışsınız yazık. Ortada yalan falan yok üstelik. Kötü hiç bir niyet barındırmayan bir hata söz konusu hepsi bu. Hatanın sebebi de kaynak olarak kullandığım wikipediadaki bilgi. Derdinizin bağcıyı dövmek olduğunu gösterdiğiniz için teşekkür ederim. https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Feridun_%C3%96ney Gerekli düzeltme yapılacaktır.
    Hoşçakalın.

    Beğen

  2. Röportaj sırasında Feridun Öney niçin itiraz etmedi acaba kendisinin Avrupa Gençler üçüncüsü olduğuna dair söyleme ? Çok merak ediyorum. Niçin itiraz etmedi acaba ?

    Beğen

  3. Sayın sayfa sahibi,
    Sizin dikkatinizden nasıl kaçtı şaşırdım.
    Hele Fehi Bey’in…

    Röportaj olduğu da şüpheli…

    Çünkü çocuklarımıza öğrettiğimiz röportaj özellikleri yok. Bilgiler de bilgi kaynakları da belirtilmediği için yanlışlığı ortaya çıkan çok önemli bir konu toplumun dikkatinden kaçmamış.
    Yanlış bilgi vermemek röportajın da gazeteciliğin de olmazsa olmazlarındandır.
    Önce kavramlara bakalım.

    Röportaj ve söyleşi birbirinden çok farklıdır.
    ***En temel fark, röprotaj yapan kendi duygu ve düşüncelerini de okuyucuya aktarmalı. Oysa söyleşide bu yoktur.
    ***Sadece soru ve cevaplara yer verildiği için bir söyleşiye benzer bu röportaj diye sunulan…
    ***Makalede olduğu gibi düşünsel bir plandan yoksundur. Onun için de röportaj değil!
    ***Röportajda olay birinci kişinin ağzından yazılır ve kendini yazıya katması durumu görülür ve röportaj tamamen bu eksen etrafında devam eder.Söyleşi bu yönüyle röportaja yakın.
    ***Röportajda dış sorular olmaz. Bu olaya bambaşka bir yön katar. Çünkü röportaj birinci kişi tarafından yapılır.
    ***Ama röportajın yapılacağı yer, röportajın ne hakkında yapılacağı, röportajın yazılı bir röportaj mı yoksa sesli bir röportaj mı olacağı belirtilmediği için de röportaj tanımına uymuyor.

    ***Röportaj yapacak olan kişi,konu ve kişi hakkında üst düzeyde bilgi sahibi olmalıdır. Bu yönüyle de röportaj değil. Bilgi yanlışlığı var. Üstelik kaynak da belirtilmemiş.
    *** Önemli olan kişi mi konu mu? Belli değil. Birbirine girmiş. Röportajda bu olmaz. Yapan kişi hazırlıksız geldiği için bu duruma düşmüş.
    ***Röportajda asla röportaj yapılacak olan kişiyle röportajdan önce paylaşılmamalıdır.
    ***Röportajda ses kayıt cihazı ve kameraya sahip olması olayı teyid eder.Röportaj yapılan kişinin hakkıdır bu çünkü sözlerinin yanlış anlaşılıp çarpıtılmaması önler.

    *** Soruları net olmalı, farklı anlamlar yüklemeye olanak sağlayacak sorulara yer verilmemelidir.Bu sorulara yine net cevaplar verilmeli. Bu yönüyle de röportajdan ayrılır.
    ***Röportaj sonrası videoya veya ses kaydına alınan sorular ve verilen cevaplar metne döküldü mü? Belli değil.
    Keşke sn. Adil Feridun ÖNEY tüm sorulara kendi sitesinden bire bir cevap verseydi. Bu çok daha açık ve güven verici olacaktı.
    Çanak sorular röportaj ya da söyleşi arasında gidip gelen bu etkinlikte çok çiğ kalmış. Asıl sorular sorulamamış.Hep -ne- sorulmuş. Nasıl ın cevabı boş kalmış. O zaman herkes aday olur ve herkes bol keseden vaat verir.
    İşin ciddiyeti yakalanamamış.

    Sıfır!
    Sayfa sahibi, size de sıfır!
    Az da bize röportaj diye yutturacaktınız.

    Beğen

    1. İki ana yorum var, her ikisini de (ayrı iki mesajla) cevaplayayım. Önce sayın Taşan:

      1 – Yazdığınız baştan aşağı yanlış. Röportaj akademik bir konu değil, bu yüzden tanımı yok. Olamaz da. Zira yabancı ülkelerde yani matbuatın bizden evvel doğduğu topraklarda, röportaj – söyleşi ayırımı yoktur. Orada iki kişi ile ve bir kişiye nazaran çok kişi ile yapılan her iletişimin adı interview’dür. Bu sebeple yabancı kaynak karıştırmak suretiyle (ki bunun için yabancı dil öğrenmek gibi bir derdiniz olur) yukarıda uydurduğunuz ayırımın çok da var olmadığını teyit edebilirsiniz.

      2 – Diğer yandan konu da bu değil zaten.

      Konu açık ve ağır bir yalanın bu söyleşide yer alması. Dahası, sayın Öney’in ilk ciddi iletişimini kurgu bir yalan üzerine kurması. Bununla ilgili görüşümü ayrı bir mesajda, Evrensel beye hitaben yazacağım.

      3 – Konunun sizinle ilgili durumu ise şu:

      Ortada var olacak hiçbir yalan veya konusu suç olabilecek hiçbir eylem, sizin tarafınızdan eleştirilme hakkına sahip değil.

      Zira heybenizde öyle ağır günahlar var ki değil bir yalanı eleştirmeniz, sokakta adam kesseler bunu savcıya bildirmeniz bile caiz değil, ben savcı olsam mesela, geçmişteki meşhur yazılarınızı bildiğim için, o ölünün dirileceğine inanırım ama size inanmam.

      Bunun çok basit bir testi de var. Bitlis Vakası.

      Yıllardır çırpınarak savunduğunuz Türkiye Satranç Federasyonu, yalan bir tarafa, örgütlü suçun kralını işledi.

      Olmayan bir turnuvayı oldu gösterdi, en hafifinden hile yaptı, bunu dolandırıcılık olarak da görebiliriz ve savcılık makamının / makamlarının vereceği kararlar sonrasında belki örgütlü suç tasnifine de girecek, ama netice olarak TSF kamusal bir suç işledi.

      Hukukta yalan, kınanmak ile yaptırıma tabi tutulan bir eylemdir.

      Ama olmayan bir şampiyona yapmak, bunu yalan yere sisteme sokmak, kamu kaynaklarını bu yalan üzerine kullandırmak, on bin yalandan daha ağır bir suçtur.

      Şimdi test şu: TSF’nin işlediği bu suça karşı mısınız? Cevap, evet veya hayır.

      Bakın çok kolay. Bitlis’teki hayalet turnuva vakasını biliyorsunuz, bilmemeniz imkansız. Bunu kınıyor ve lanetliyor musunuz?

      4 – Yakın geçmişe kısa tur atarsak, Fethullah Gülen denen aşağılık köpeğin içine adam soktuğu bilinen Satrançla Büyüyorum Derneğini bu ülkede en kahramanca savunan kişi sizdiniz.

      O dönemde (15 Temmuz darbe girişiminden 1 sene önce) Başkanınız, milli bayramları ve 10 Kasım anma günlerini ağzına alamıyordu. Bunu ben Özgür Forumda yazdım.

      5 – Gülkız Tulay, göreve geldikten sonra 2 yıl içinde, 10 adet dini bayramı ve 2 yılbaşını aksatmadan kutladığı halde, o dönemde yazdığı 24 yazıda bir kere bile, ama bir kere bile Cumhuriyet Bayramını, 19 Mayısı, 30 Ağustosu kutlamadı, 10 Kasımı anmadı.

      Yazıların hepsi TSF web sitesinde duruyor.

      Çünkü, dönem Gülen dönemiydi. Aha bu da tartışma. O günleri bilmeyenler sizin Kanije Kalesi Müdafaanızı okuyabilirler:

      http://forum.satranc.biz/showthread.php?tid=3885&highlight=mojo

      Sona ne oldu? Satrançla Büyüyorum Derneğinin sözcülerinden biri oldunuz. Sonra Satrançla Büyüyorum Derneğinin (sizinle birlikte) en çok sunum yapan adamı Kasım Yekeler FETÖ’den sobelenince, haftada bir 5 yıldızlı otel kapatan bu güzde derneğiniz ve dernek yüzleriniz, siz, Nilüfer abla, Başkanınız, Yusuf bey, diğer Aşkın bey falan hepiniz sustunuz.

      Zamanında bu dernek aleyhine söz söyleyenlere nasıl kan kusturmaya çalıştığınızı hatırlamak babından yine bir link koyalım:

      http://forum.satranc.biz/showthread.php?tid=4082&highlight=mojo

      Bunlar 2014 yılında kalan eserleriniz. Siz o dönem Türk satrancının Taraf Gazetesi idiniz, Rasim Ozan Türkiye için, Türk Ordusu için ne anlam ifade ediyorsa, Türk Satrancındaki usulsüzlükleri / yolsuzlukları yazanlar için de siz oydunuz.

      6 – Sonra bugünlere geldik ve Bitlis’te Satranç iğfal edildi. Siz ne yaptınız? Her yere laf yetiştiriyorsunuz. Buna gıkınız çıktı mı? .

      7 – O yüzden, bu ülkede herhangi bir insanı eleştirme hakkına sahip olan son iki kişiden biri sizsiniz. Diğeri de günümüzde suça batmış bu rezil sistemin kurucusu olan ve bugünkü kadroları Türk satrancına hediye eden malum kişidir.

      İnsan en iyi bildiği işi yapmalı. O yüzden lütfen siz de bildiğiniz işi yapın.

      Gülkız hanıma hitaben yazdığınız “Gül” başlıklı yazılarınızın devamını bekliyoruz sizden, şiir falan da deneyebilirsiniz hatta, var sizde o yetenek.

      Beğen

  4. Ayrıca, sn Fethi bey adınızı eksik yazdım. Kusuruma bakmayın. Sizin sorunuz da çok haklı ve içtenlikle bir cevaba muhtaçtır. Bu sorunuzu ben de soruyor ve cevabını bekliyorum.

    Beğen

  5. Yazınıza madde madde cevap vereyim o zaman:

    1- Baştan aşağı yanlış dediğiniz konuya önce röportaj tanımını benimseyeceksiniz sonra da ağzınızda söyleşi lafı çıkacak. Bu sizin ilk çelişkinizdir. Yazınızı bir daha okuyun bakın siz ne kadar temelsiz uydurmuşsunuz. Söyleşi ile röportaj arasındaki farkı bu ülkede yıllarca MEB sisteminde uygulanan müfredata bakarsanız anlarsınız. Amerika’da başka mı acaba? Bunun için mutlaka yabancı dil bilme zorunluluğunuz da olmaz. Ana dilinizi iyi bilin bu yeterlidir.

    ********
    2- Yalan tanımlaması size ait ağır bir ithamdır. Bilmiyorum, olabilir de… Ama beyefendi kitlelere yayınlanması hedeflenen röportaj yüz yüze yapılır. Ayrı aşamalarda hazırlık gerektirir. Bu durumda ben de sizinle yaptığım röportajı yayınlayayım mı? Eğer yüzyüze yapıldıysa o zaman ortaya şu çıkar: Avrupa Gençler 3. lüğü konuşmalarda birkaç kez de tekrarlandığı için sn ÖNEY’in bunu anında düzeltmesi de gerekirdi. Bence bu karşılıklı konuşma elektronik yazışma ortamda gerçekleşmiş de olabilir. Sn. ÖNEY bu yazılanlara ve hakkındaki kampanyaya çok dikkatli değil ve bire bir takip de etmiyor. Bunu kendisi de bana teyit etti. Beni sn. ÖNEY adına sayfalarına davet ettiler. Ama sn.ÖNEY in bundan da haberi yok. Sayfayı anti-demoktratik ve gayri ciddi bulduğum için kabul etmedim. Bundan da haberi yok. Onun için bu YALAN tanımlamanızı çok ağır buluyorum. Bence haksızlık yapıyorsunuz.

    ********
    3- Bu eleştirilme hakkının sizden daha çok bana ait olduğunu biliyorum.
    Heybetimizdeki günahlara gelince, isterseniz bunu bu ülkenin insanları düşünüp karar versin. Önce ben hep kendi adımla yazdım. Adımı hiç saklamadım ve sonradan da çocukça sobelenmedim. Yalan söylemedim. Doğru bildiklerimi söyledim. Görev alanım içinde sadece bu ülkenin çocuklarına ve onların kişilik gelişimine en uygun katkıları sağlayacak olan satranç sporuna hizmet ettim. Bunu yaparken de çok ağır bedelleri ödedim. Bunu bilemezsiniz. Ama diğer iki muhatap birinci elden biliyor!
    Rumuzla bu ülkenin hiç bir unvanlı sporcusunu aşağılamadım. Onu gammazlama heyecanı yaşamadım. Sizin rumuzunuzun gerçek isimini ortaya gammazladığını sanıp da ne sn. Suat ATALIK’I, ne de sn.Kuvay SANLI’YI hedef tahtasına koyup baltayı taşa vurmadım. Sonra da pılımı pırtımı toplayıp ÖSF dan kaçmadım. İftiralara karşı durduğum için habersizce alındığım sayfalardan ve birlikteliklerden iftiraları,gerçekleri kanıtladığım için anti-demokratik biçimde çıkarıldım.
    Bu ülkenin hiç bir kadınına, onun üstlenmiş olduğu anaç tutum yüzünden medya sayfalarında aşağılık benzetmeler yapmadım. Özür dilerim ama -fahişe- demedim. Kendi lütfu ile sunduğu ev kadınlı öz görevini (bakın asli demiyorum) malzeme konusu yapıp köşemden rumuzla yazarak”…dolmanın altını kısarak…” şeklinde malzeme konusu yapıp alaya almadım. Bunu yazarken de rumuzumun arkasına saklanmadım.
    Bu ülkenin seçilmiş bir bayan federasyon başkanının karikatürünü yapıp onun yanında tasmalı köpekler ile tasvir edilen unvanlı sporcuları, çalışanları ve topluma satranç zeminleri kazandıran kişileri yine toplum önünde değersizleştirmedim. Bunu ‘satranç adına’ kurulmuş sayfalarda yayınlayarak satrancı kullanmadım.
    Yine ‘satranç adına’ kurulmuş sayfalarda çalıntı karikatürler yayınlayarak kişilerin onur ve şerefine yönelik yorumlar yapmadım. Tüm bunlara sessiz kalmadım. Adımın yanında durarak erdemlice eylemde bulundum.

    Yazılarımı yayınlama erdemi gösterme cesaretinize güvenerek bunları yazıyorum. Sizi suçlamak için değil.

    Ben ne savcıyım ne de hakim. Sn. Suat ATALIK ATALIK tarzında bir sporcunun bu ülkeye bir daha gelebilmesi bir mucizedir. Kendisini gıyaben de olsa savunacak avukatı da değilim. Buna ihtiyacı da yoktur.

    Bitlis’teki hayalet turnuva diyorsunuz. Bunun gerçekten de hayalet turnuva olduğu önce bir ortaya resmen çıkmalıdır. Bu konuyu elbette biliyorum ve Antalya’da taraflar ile görüşerek bilgilendim. Tek taraflı ithamlara ne derece inanmamı bekliyorsunuz?
    Cevap çok basit.
    EVET BÖYLE BİR DURUM VAR! Bu kanıya yeni vardım. İşte sayfanızada cevap veriyorum. SAKLAMAM! Her kim ise bu konuda sorumsuzluğunun bedelini ödemelidir. Cezası her ne ise…
    Ama önce hukuk tam olarak işlemelidir.

    **********
    4- Söz konusu dernek konusunda önce altını çizmemiz gereken bir durum var. Sanki, kendi ifadenizi teyit ederek “Fethullah Gülen denen aşağılık köpeğin” ve Kasım YEKELER ilişkisini bilerek ve onaylayarak bu durumun içinde olduğumu kast edip etmediğinizi ortaya koymalısınız. Siz bir hukukçusunuz. Lütfen sessiz kalmayın açıklayın! Bu konuda bana bu siyasal ilişkinin ne kadar içinde olduğumu kanıtlamanız gerekir. Hep aynısını yaparak şahsımı dolaylı yönden hedef tahtasına koyuyuorsunuz. Geçmişte bunu rumuzunuzla bugün de göğsünüzü gere gere isminizle yapıyorsunuz. Her ikisi için de soruyorum. Beni FETÖCÜ mü ilan ediyorsunuz?

    O zaman hukuk ve yargı camiasına da bakalım siz hangi hukukçular ile birlikte aynı çatı altındasınız? Bu ülkedeki kumpaslarda sizin ne kadar payınız var? Yoksa oradada mı rumuzla bazı ithamlarda bulundunuz? Karşı çıkışlarınız oldu da biz mi bilmiyoruz? Aydınlatın bizi. Bakın ben aynı iki durum için sizi itham etme pozisyonunda değilim. Beni benden daha iyi tanıma konumuna soyunmayın, ayıp oluyor.
    Ha, gönderdiğiniz linkten…

    “…O zaman şu benzetme de haklılık payı kazanmaz mı? HSYK neden kaybedildi?
    Neden sahip çıkamadınız? Tüm hakim, savcı ve avukatlar da mı molla? Ya da- altta çalışmak- tabirinize göre onların tamamı da mı lekeli? Yakışmadı biliyorum.”
    Siz bir hukukçu olarak neden bir gıkınız çıkmadı? ”
    Bu yazıma yıllardır hala cevap veremediniz ama…

    Evet, SATRANÇLA BÜYÜYORUM DERNEĞİ nin düzenlediği çalıştayda yer aldım. Spor Toto Teşkilat Başkanlığı, Başbakanlık Tanıtım Fonu, Türkiye Satranç Federasyonu ve Satrançla Büyüyorum Kulübü Derneği tarafından ortaklaşa yürütülen “Satrancın Ana Sınıflarında Yaygınlaştırılması Projesi” kapsamında seminer ve eğitimler vedim. Bunun sonucunda yüzlerce okulda malzeme ve materyal dağıtımı yapıldı. Bu ülkenin öz kaynakları (FETÖ KÖPEĞİNİN DEĞİL) ile hazırlanan tüm materyaller bu ülke çocuklarına sunuldu. Bu hayal değil. Ben işin bu ülke çocuklarına satranç üzerinden hizmet sunulması ve olanak yaratılması kısmındayım. Siz olayı benim üzerimden çarpıtmayın. Hukuki süreç sonunda sorumlular ortaya çıkar.
    Zaten firardakileri biliyoruz değil mi?

    5- Çok çok açık ki asıl Cumhuriyeti malzeme ederek onunla vurmaya çalışan sizsiniz. Bunu şiddetle kınıyorum. Bir önceki başkan Cumhuriyet’i hangi anlamda savundu? Köşesinden yazılı kutlama ile mi? Sizin mantığınıza göre o zaman önceki başkan tam bir ATATÜRKÇÜ ve CUMHURİYET yanlısı öyle mi? Yine yazılarınızda o zaman neden onun hırsız ve sahtekar olduğunu, mali genel kongreyi aklayamadığını gündeme getirdiniz? Bu mantık ile çelişiyorsunuz. Yazı yazarak ve kutlama yaparak CUMHURİYETÇİ OLUNMAZ!
    CUMHURİYETÇİLİK SÖYLEM VE EYLEM BİRLİKTELİĞİ GEREKTİRİR!
    Sizi (kendi ifadeniz ile) FETÖ KÖPEĞİNE KARŞI ÇIKAN BİR YAZINIZI DA OKUMADIK, EYLEMİNİZİ DE GÖREMEDİK. ÇOK AĞIR BEDELLER ÖDEYEN MASUM İNSANLAR YOK OLURKEN NEREDEYDİNİZ? BU ÜLKENİN YARGISI VE ORDUSU YOK EDİLİRKEN NEREDEYDİNİZ DİYE SORARLAR ADAMA…
    O zaman bu kendi tespitinizle ne kadar Cumhuriyetçisiniz anlatın bizlere?
    Sizi de Cumhuriyet düşmanı ilan edenlere kızma hakkınız asla olmaz.
    Cumhuriyeti kişisel emellerinize alet etmeyin!
    Siz bir sponsor değilsiniz. Kime güveneceğinizi de bilmek gibi bir ölçeğe sahip değilsiniz. Bu ülkede ATATÜRK tarafından kurulmuş İŞ BANKASI kime nereye kadar güveneceğini bilir. Bunu değerlendirmek size kalmamıştır.

    ****************
    6- Bu sorunuza yukarıda cevap verdim. İkinci üçüncü kişilerin kulaktan duyma bilgiler ile hareket edip bilgiçlik taslamam. Birinci kiişlere ve belgelere bakarım. Hepsinden de haberim oldu. Ama sizin yapmadığınız yaptım. Gerçek bilgi ve belgeye ulaştım. Hukuki süreç başlamış.
    Suçlu her kim ise adalet önünde hesap vermelidir.
    ***************

    7- ‘Yedinci harikanız’ da baştan aşağı fos çıktı!
    Ben eleştiri konusunda son iki kişiden biri olasam da demek ki bu hakkım var.
    Ama sizin ne kadar var bilemem.
    “Gül” başlıklı yazımı bir daha okuyun. O yazı bir kişiye yazılmamıştı beyefendi. Okuyan her kişi o yazıdaki olguyu anladı ama ısrarla bir siz anlamadınız. Bu konuda da sıfır aldığınızı belirtmem gerek. Sahi ne anladınız o yazıdan? Çok merak ediyorum. Bence yansıtma psikolojisi içinde çaresizce bir sonuca varmışsınız.
    *** O yazı 2000-2002 döneminda SARAYBAHÇE SATRANÇ EĞİTİM MERKEZİ nin kuruluş sürecini anlatıyordu.
    *** O dönem Sn. ANY dönemi idi Sn. Gülkız TULAY söz konusu bile değildir.
    *** Kişiye yazılan bir yazı o başlıkla yazılmaz.
    ***Anlatılanları iddia ettiğiniz gibi bahsedilen kişiyle en ufak bir ilişkisi yok.
    ***Türkiye’de bu yazıyı örnek alarak bir çok satranç kulübü ve eğitim merkezi açıldı.
    ***Türkiye’de ‘siz hariç’ bu yazının bir olgu anlattığını bilen yüzlerce anadilini konuştuğu gibi anlayan insan var.

    Yazılarınızda dikkate değer konuları dikkate alacağım.
    Diğerleri için kendiniz zorlamayın!

    Saygılarımla

    Beğen

    1. Lütfen ÜLKE SATRANCINA SIZAN KİŞİLER ile beni aynı konumda tutmayın. Benim bu uğurda eğer görebilirseniz yaptıklarıma ve ödediğim bedellere bakın. Şahsi hiç bir maddi manevi çıkarım yok ve olmadı. Sürece sızan sazanlar her camiada olabilir. Sizin meslek grubunuzda da var yok mu? Bu sizi bağlar mı? Eyleminize ve öz niyetinize bakarız. Sorun yoksa sizi elbette itham etmeyiz. Ama siz başından beri öyle yapmıyorsunuz. Gerçekçi iseniz bunu ortaya açık dille koyarsınız. Çok öteden beri devam eden süreç ile bu kişileri bir tutmayın. Kasım YEKELER’İN şu anki yaşından daha uzun süre bu camiada yer alıyorum. Satranca verdiğim önem derecesi de hayatımın ilk’lerinde yer almaktadır. Bu uğurda tereddüt etmeden ve hiçbir karşılık beklemeden ailemi bile ihmal ettiğim çok zamanım olmuştur. Varsa politik bir kanıtınız ortaya koyarsınız. Eylemim benim hiç bir kişiye ya da politik görüşe hizmet amaçlı değildir. En başından beri kurum dedim. Belki yine başka Kasım YEKELER ile birlikteyiz, olamaz mı? Yanlışım olabilir ama ASLA BİLEREK HİÇBİR YANLIŞIN İÇİNDE OLMAM! BU ÜLKE ÇOCUKLARINA adadım kendimi.
      Saygılarımla

      Beğen

  6. Sayın Taşan,
    Son cümlenize sansür uyguladım ve çıkarttım, zira son cümleniz 3.kişilere (bana değil) açık hakaret ve sövme içeriyordu. Bu halini dilerseniz farklı ortamlarda, örneğin Özgür Satranç Forumda yazabilirsiniz, bende son cümleniz yoktur.
    Ufuk Sezekkaplan

    Beğen

  7. Aynı maddelere atfen yazalım ki anlaşılır olsun.

    1 – Röportajı benim yapmadığımın farkındasınız sanırım, sorunuzun adresi Evrensel bey. Ona müracaat ediniz. Ancak tanım itibariyle dünyada röportaj tek bir eylemi ifade eder, interview, yani karşılıklı görüşme. Söyleşi – mülakat – röportaj gibi ayırımlar Türkiye’de var. Adamlar oturup konuşmuşlar, neyi tartışıyoruz? Kaldı ki benim yazımın ana konusu bu değil.

    2 – Yukarıda belirtildi. Tekrara gerek görmüyorum.

    3 –Şimdi bu maddeyi fevkalade karışık yazmışsınız. Mecbur alt başlık açacağız:

    a) Özgür foruma 5-6 yıl rumuzla yazdım, çok basit bir sebebi var, çünkü Abidin beyin sistemi rumuzla yazılmasına en baştan izin veriyordu. Benim gibi birçok insan da yazdı.

    Buna mukabil, dozum hep ağır oldu. Ama bu da görece. Bana göre ülke satrancı son 10 yılda bağıra bağıra çöktü ve buna isyan eden çok az insan oldu. Sizin övüp yerlere göklere koyamadığınız sistem bugün illegalitenin dünyadaki en müstesna örneği.

    Irkçılık mı? Ermeni sporcuyu kovuyoruz.

    Nepotizm mi? Başkanın oğlu yıllarca Dış İşleri Komisyonu diye uydurulmuş bir komisyonda görev aldı.

    Kayırmacılık mı? Irkçılık yüzünden FIDE tarafından cezalandırılan adam ortada fink atıyor.

    Fetö’mü? Satrançla Büyüyorum Derneği.

    Örgütlü suç mu? Bitlis.

    Menfaat temini mi? Antalya.

    Fırsat Eşitliği ihlali mi? Marmaris. Baba parası ile giden veletler kendisinde 400 ELO yukarıdaki adamlardan 15-20 hamlede anlaşmalı beraberlik alıyor ve bunların arkasında, parasal ilişkilerin dönmediğine inanmamız bekleniyor.

    Sövme, Tehdit mi? “Ağzınıza kan doldururum” diyen bir serçe kuşu, disipline gönderilip camiadan atılacağına, başkanınız ona da saygı duruşuna geçiyor ve yazısına “like” veriyor (Çalıştayda konuşma yaptırılıyor ve Sayın Öney de “ağzınıza kan doldururum” diyen bu serçe kuşunu izliyor, belki alkışlıyor).

    Aptallık mı? Akademik Kartopu Kurulunun, tarih yazmak için mideye indirdiği kurabiyelerin 3. yılını idrak ettik. Bir satır yazılamadı. Şimdi 3 yılda değil, 3 haftada harf yazmayı beceremeyen çocukları okuldan atarlar. İnsanda onur olsa, çıkar özür diler. Bizimkiler, adını soyadını tersten yazıp, gevrek gevrek sırıtmakla meşgul.

    Şimdi bunların birini bile eleştiremeyen birinin (sizin) bir başkasını eleştirme hakkı yok !

    b) Bu maddede geçen diğer unsurlar (hakkınızda çıkan karikatür, Kuvay beyle olan polemik vs) benim dışımda. Evrensel bey cevaplamak isterse buradan yazabilir. Cevaplamaya layık görmezse ve deli kontenjanından bakarsa, haklıdır. Herkes size karşı benim kadar sabırlı değil ne de olsa.

    c) Bitlis olayına gelince:

    Ben TSF Başkanı olacağım, o şampiyona gerçek olacak… En az 100 tazminat davası ve bir o kadar Savcılık şikayeti yapar, ülkede taş üzerinde taş bırakmazdım.

    Ama yapamıyor.

    Gülkız hanım ayrıldıktan sonra en geç 3 saat sonra onu hiç kimse hatırlamayacak. Ne acıdır ki hafızalar zorlanıp hatırlanacağı tek bir vaka olacaksa, o da hayalet turnuva olacak. Hayalet Şampiyona düzenleyen bir TSF Başkanı olarak anılacak.

    4 – Satrançla Büyüyorum Derneği.

    Ben hiç anlamam. Kurulduğu anda ben ve Yakup bey (Miyazaki rumuzu ile yazıyordu) kamu kaynaklarının -yani vergilerimizin- sizin ve TSF şürekasının keyfi için 5 yıldızlı otellerde peşkeş çekilmesine karşı çıktı(k).

    Bunu TSF Başkanı bile savunmadı. Tek bir kişi savundu. Siz !

    Sonra bu derneğin içinden Fetö çıktı. Dernek alelacele pasife alındı. TSF Başkanı ve Nilüfer Abla dahil hepiniz arazi oldunuz.

    Şimdi AKP kadroları o derneği yönetiyor, içlerinde satranç oynamayı bilen bir kişi yok.

    Hukuk camiasında var mıymış? Benim olduğum yerde yok kardeşim. Ben Fetö organizasyonunun otellerinde fink atmadım, Fetö’cü adamlarla kürsüde “marketing” yapmadım.

    Hala neyi konuşuyorsunuz?

    5 – Kutlanmayan Milli Bayramlar

    Bir TSF Başkanı olsun, kadın.

    Göreve geldikten sonra tam 24 ay görev yapsın. Bu uzun sürede yani koca 2 yılda, 24 özel yazı yazsın, 4 dini bayram ve 2 yılbaşı, 8 ulusal bayram ve 2 Ulusal Yas Günü (10 Kasım) geçirsin.

    Buna karşılık bu 2 yılda dini bayramları ve yılbaşını ayrı ayrı özel yazılar ile kutlasın (ki doğrudur).

    Ama 8 ulusal bayramı ve 10 Kasım’ları yazmasın.

    Dönem de Fetö’nün en güçlü olduğu dönem olsun.

    Biz de bunların tesadüf olduğuna inanalım.

    Bakın 2012-2016 yazılarını okuyun. Ülkede muhalefetin m harfi yoktu. Ali Nihat bey, rakı masasında 40 yıllık dostum falan diye mutluluk gözyaşları ile Tulay ailesini anlatıyordu bize. Ben “overlokçu” benzetmesi yaptığımda bir gecede sosyal ortamdan yüzlerce saldırı oldu, birkaç serçe kuşu (yok bunlar İzmir’deki değil) beni tehdit etti falan.

    Sonra haklı olduğum anlaşıldı. Başkanınız bile yazılarını ne olur ne olmaz diye ulusal bayramlardan bir hafta önce yazıyor artık. En büyük Atatürkçü o oldu.

    Ama ülke satrancı paralize ve illegalize oldu. Bunun en büyük sorumlularından biri sizsiniz.

    Ben ise bunu zamanında gören ve net yazan çok az insandan biriyim, bununla da gurur duyuyorum.

    Yazdıklarımın hiçbirini Kurul peşinde koşmak, serçe kuşları gibi İstanbul veya İzmir İl Temsilciği veya TSF ‘den stant koparmak için veya Marmaris’te para ile 200 ELO arttırmak için yapmadım.

    Bu ülkede, sistemden pozisyon kovalamayan çok az adamdan biriyim. Bu da ülkenin utancıdır.

    6 ve 7 – Yok yahu ben Gül yazınızı çok beğendim. Gülkız hanım başkan seçildikten bir hafta sonra ,böyle bir yazı yazmanızda da sorun yok, hep tesadüf.

    Ne var ki 8 yıl önce ben yukarıdakileri yazarken sizler “Gül” yazıyordunuz. Şimdi koca ülke ağlıyor.

    Bence Akademik Kartopu Kurulu ile iletişime geçmelisiniz. “Gül” yazınız tarihi bir yazıdır.

    Ama neyin tarihi diye sormayın, çok ayıp valla, yazamam.

    Saygı bizden, her zamanki gibi…

    Beğen

  8. Durun size biraz yardımcı olayım.
    Size göre FETÖ’ye telefon ettik. Karşımıza iletişim imamı ve aynı zamanda Dünya Satranç Federasyonu Okulda Satranç Komisyonu Başkanı Kevin O’Connell çıktı. Hocadan icazet alarak çalıştaya katılabileceğini söyledi.
    Bylock kullandığı için anında TSF sorumlu imamı ve Avrupa Satranç Birliği Eğitim Kurulu Genel Sekreteri ve Rusya Sosyal Devlet Üniversitesi Satranç Branşı Bölüm Başkanı Alexander Kostyev’e mesaj gönderdi. Davetimizi iletti. Tabi o da ‘Hocaefendinin’ kabulü varsa gelebileceğini iletti. Ortak mesajı alan diğer imam Alessandro Dominici ve Stormester Akademisi Eğitmeni GM.Olga Dolzkaya da kayıtsız kalamadılar onlar da katılmak istediler.

    Çalıştayda dünyanın farklı ülkelerinde ve Türkiye’de verilen eğitim modelleri, görsel ve uygulamalı olarak Anadolu’nun dört bir yanından gelen ana sınıfı ve satranç çalıştırıcılarına katılımcılara iletildi. Her bir katılımcıya bizzat FETÖ tarafından parmak basılı katılımcı beratı verildi.
    Beyhan Somalı, Hatice Bağdagül Enzin, Fatma Yılmaz, Zuhal Demir, Nihan Şahin Güneş, Emine Alparslan, Aylin İbişoğlu, Sultan Daban, Ozan Çapan, Barış Akyıldız,Menderes Sargın, Nilgün Dirim, Ali Özen, Olgun Kulaç, Nilüfer Çınar Çorlulu ve bendeniz…
    TÜM BU İNSANLAR ORAYA SİZİN İTHAM ETTİĞİNİZ FETÖ BAĞLANTISINI BİLEREK KATILMADILAR BEYEFENDİ. Bir görev için geldiler ve çalıştılar. Size göre öyle değil demek ki…
    Size göre bu çalıştaya FETÖ bağlantısını bilerek katıldık öyle mi?
    Sakın bu konuda savcı kesilmeyin. Allah korusun gerçekten bu itham karşısında mağdur konumdaki insanlara tam bir kumpastır sizin yaklaşımınız.
    Burada eğer varsa FETÖ bağlantısını ayırıyor ve lanetliyorum.
    Ama sizin şahsım ve diğer katılımcılar konusundaki kanıtsız ithamlarınız mesleğinizle de çelişir. Bunu da görmeniz gerek.
    Bayram kutlaması ile ilgili olarak kişilerin dünya ve politik görüşleri arasında kurduğunuz ilişki çok çürük….Sonra kurumsal olarak kutlama yazıları siz kabul etmeseniz de her bayram vardır ve yazılmıştır. Sn. TULAY dediğiniz gibi olsa bu kurumsal yazıları da engellerdi.

    “Gül” başlıklı yazımın hala ne ile ilgili olduğunu da anlamamazlıktan gelmeyin artık. ÖSF üyelik tarihine bakın o yeter. Her halde üye olmadan yazamazdım değil mi? Ayrıca yazımın neresinde Gülkız TULAY adı geçiyor ya da nereden bağlantı kuruyorsunuz? Bence kanıtsız fikir sunmayın. Sizi hukukçu biliyoruz değil mi?

    Beğen

  9. Yazınızdan…
    25 OCAK 2020, 20:42
    “Röportaj biraz lafın gelişi. Zira, teknik olarak buna pek röportaj denemez, çünkü salt propagandaya ve övgüye dayalı bir iletişimdi bu”
    Yine sizin yazınızdan…
    “Yazdığınız baştan aşağı yanlış. Röportaj akademik bir konu değil, bu yüzden tanımı yok. Olamaz da.”
    Teknik olarak röportaj denemez ise teknik olarak röportajın bir tanımı olmalı değil mi?
    Burada fena çelişmişsiniz.
    ******
    Başka bir konu daha feci.
    Hem kurumsallıktan bahsedeceksiniz hem de aşağıdaki ifadeyi ağzınızdan kaçıracaksınız:
    “O dönemde (15 Temmuz darbe girişiminden 1 sene önce) Başkanınız…”
    Demek başkanınız…
    Ne demek bu?
    Kurumsal anlamda hepimizin de başkanı değil mi? Bu nasıl dışlayıcı bir yaklaşımdır?
    Çelişkili yaklaşımlarınızı daha fazla uzatmayacağım. Gerçekten de sıkıcı oluyor.
    Bitlis konusunda görüşüm açık, varsa suçluları hukuki süreçte değerlendirilir.
    Varsa dikkate değer yazılarınızı okurum.
    Saygılarımla

    Beğen

  10. Çok kısa cevap:

    Evet, Gulkız Tulay benim başkanım değildir, hiç bir zaman olmadı. Gül yazısını yazdığınızda da değildi.

    Hukuk mezunu olmayan birini kürsüde gördüğümde nasıl hakimlikten reddedersem, onu da reddederim. Bakın reddettim bile 🙂 .

    Türk Hukukunda Başkanın Reddi Sebepleri, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, güncellenmiş ek madde 1.

    Saygılarımla.

    Beğen

  11. Daha da kısaca,
    Bu ülke anayasası ve kanun mevzuat hükümlerine göre seçilen her bir aday bizim başkanımızdır.
    Ama ben hukukçu değilim.
    Nokta.

    Beğen

  12. Gazetecilik haber teknikleri içinde röportaj canlı anlatımı ifade eder. İçinde görüşme olabilir de olmayabilir de. İçinde soru cevap yer alabilir de almayabilir de. Çoğunlukla da yer almaz. Yazan soru yerine ne söylendiği kadar nerede ve nasıl söylendiğine önem vererek betimlemelerle bir sorunu, konuyu aktarır. Röportajın kişilerle ya da bir kişiyle yapılması da şart değildir. Okuyanın mekanı ve kişileri gözünde canlandırabilmesi röportajın başarısını gösterir. Yalın bir dil kullanılır. Yazarın gözünden kişiyi, kişileri tanırız, konuyu anlarız. “Interview” yazıların karşılığı bizde mülakattır. Mülakat yazılarda gazeteci ya da mülakatı yapan kişi soru sorar cevapları yazar. Nasıl, nerede dendiği ile fazla ilgilenmez. Bu tekniğe önemli (uzman) kişileri tanıtmak ya da bilgi almak için başvurulur. Buna görüşme, söyleşi de diyebiliriz.

    Beğen

  13. Çok ummuyorum ama belki buradan tartışma iyi bir yere gider.

    Sorum şu: Bir röportajın (görüşme, interview her ne ise), okuyana dönük üretim olması gerekmiyor mu?

    Daha net sorayım.

    Röportaj, zaten bildiğimiz, açık kaynaklardan bulunacak bilgileri mi bize vermeli, yoksa bilmediğimizi mi ortaya koymalı? Devamında: Röportaj, konuşulan kişi yararına mı yapılmalı, bunu okuyan yararına mı?

    Ben örneğin, bir adaydan şunları öğrenmek isterim, çünkü bunlar açık kaynakta olmayan bilgiler.

    1 – Bitlis vakası soruşturulup Savcılığa sevk edilecek mi? Böylece “suç caydırıcılığı” yaratılabilecek mi?
    2 – Marmaris turnuvaları soruşturulacak mı? Gerekirse UKD / ELO ve unvan iptalleri sağlanacak mı?
    3 – Şikeye karışan organizatör, yönetici ve sporcu 6222 üzerinden Savcılığa sevk edilecek mi?
    4 – Antalya sistemi devam edilecek mi, yoksa fırsat eşitliğine geçilecek mi?
    5 – TSF ihaleleri şeffaf hale getirilecek mi?

    Mesela ben TSF turnuvalarında stant açmak istesem bunun için ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. TSF para almadan birilerine stant veriyor mu? Sistemdeki mevcut yağcılık kapasitesini görünce, ben verildiğini düşünüyorum. Peki ihalelerde tarife nedir, bu nerede yazılıdır, imtiyaz sağlanmakta mıdır?

    6 – Başkan adayı / adayları, Türkiye’de şike olduğunu düşünüyor mu?
    7 – Usulsüz harcamalar (Yaşam Koçlarına ödenen paralar, Tarih Kurulu, Yurt Dışı Komisyonu, Çalıştaylar, Satrançla Büyüyorum Derneği) kovuşturulup sorumlularından tazmin edilecek mi?

    Birçok soru üretilebilir.

    O yüzden bir şeyin adına röportaj diyeceksek, tüm tanımlarından bağımsız olarak, bilineni değil bilinmeyeni konuşmalı, tabu konuları tartışmaya açmalı.

    Diğeri (yani Evrensel beyin yaptığı) içinde bunları barındırmadığı için bana göre röportaj değil, sunum veya piar çalışması. Zamanında başkalarının Gülkız Tulay ile yaptığı sunumlar gibi.

    Daha da somut söyleyeyim. Adaylarla yapılacak görüşmenin röportaj olabilmesi için bu ülke şartlarında ve bu sisteme gebe yapı içinde, maalesef röportajı bizzat benim yapmam lazım 🙂

    Beğen

  14. Ben yazı türleri bakımından konuya girmiştim madem devam edeyim.
    Kuşkusuz röportaj bilinmeyeni hem de hiç bilinmeyini ortaya çıkarır. Okuyucunun bir sorun hakkında bilgilenmesi o sorunun içinde bulunması, yaşaması için yapılır. Aynı konuyu farklı kişiler röportaj tekniği ile irdelese farklı yönler ortaya çıkabilir. Bilgin’in yazısında Öney’i, davranışlarını, yaşadığı yeri kimi farklı noktaları, bildiğimizden başkasını görebilseydik buna röportaj diyebilirdik. Örneğin o röportaj yazısını ben hazırlasaydım onun hayvan sevgisini ön plana çıkarır, köpeğini de yazınsal resmin içine koyardım. Çünkü hayvanların sorunlarını önemserim. Bir müzik sever de onun müzisyen tarafını öncelikle işleyebilirdi. Özetle, Evrensel Bilgin’in yazısı röportaj değildir. Siz yapsaydınız da röportaj olmazdı. Bilgin’in yazısına eğer yüzyüze yaptıysa söyleşi, sizinkine mülakat diyebiliriz. Eğer int ortamında soruları gönderip yanıtlarını yazdıysa da ancak bilgi almak, bilgi aktarmak olur.
    Ben eğer mülakat yapsaydım öncelikle merak ettiğim yanıt yönetim anlayışı ile ilgili olurdu. Bundan önceki (Olgaç hariç) yönetimler gibi başarı odaklı mı yani madalya övüncü için mi çalışacak yoksa satrancı bir yaşam biçimi olarak benimsemiş tüm oyunculara daha geniş olanaklar sağlamak için mi çalışacak. Facebook’taki slogan mesajlarından farklı bir bakış çıkaramadım. Umarım zamanla görüşlerini ayrıntılı açıklar, öğreniriz. Merak ettiğiniz o soruları Öney’in int sitesine girip mail ile yöneltebilirsiniz ve sanırım sorduğunuz soruların birçoğuna beklediğiniz cevapları da alırsınız (yanıtlar belli bence).

    Beğen

  15. Röportaja sıradan bir tanım getiremezsiniz, yapanı bağladığı gibi sunulan kitleye karşı da sorumluluk gerektirir.
    Ben şimdi sn. Sezekkaplan ile röportaj yaptım ve tüm il temsilcilerine belden aşağı sövdü desem, hani kanıtı?

    Röportajda bilgi yanlışlığı olmaz, iddiaların kaynağı da belirtilmelidir.
    SADECE İKİ KİŞİ ARASINDA DEĞİLDİR RÖPORTAJ! Yapıldığına dair kanıt da ister.
    Ön plana ne çıktığı da yeterince açık olmalıdır. Kişi ya da konu hangisi?

    Görsel ya da yazılı medyada topluma kitlelere yayınlanmasına açık röportajların bir şekilde kanıtı olmalı ve kaydı tutulmalıdır.
    Ben eğer yüz yüze görüşme yapılmadıysa ki, öyle sanıyorum, ortada bilinçli bir yalan görmüyorum.

    Çünkü araştırıldığında gerçek ortaya çabuk çıkacaktı. Ama yanlış bilginin teyid edilip araştırılmadan yayınlanması da güvensizlik konusunu kalıcı yapmaktadır.

    Görüşme yüz yüze yapılmadıysa ve yüz yüze yapılmış gibi yayınlanmışsa eğer -O ZAMAN BU GÖRÜŞME BAŞTAN AŞAĞI YALAN OLUR! – Ben karşılıklı bir fotoğraf ya da ses kaydı da göremedim. Aynı ortamda eş zamanlı yapılan röportajlarda bu kayıtlar, genelde yapılan röportajın ciddiyeti ve röportaj yapılan kişinin kişilik hakları için saklanır.
    Yüz yüze ya da telefon ile değilse söyleşi de diyemeyiz buna.
    Bakın elektronik yazışma da olabilir.
    Ama dediğim gibi her ne ise onun kanıtları olur ve topluma sunulur.

    Beğen

  16. Bu son mesaj oldukça saçma olmuş.

    Dünyanın hiçbir yerinde röportaj yapan kişi malzemeleri ve ses kayıtlarını sunarak röportaj yaptığını ispat etmez. Burada hem sayın Öney hem Evrensel bey, karşılıklı konuştuklarını belirtiyor, aksini gösteren bir durum da yok. O halde niye aklımıza gelen herhangi bir menfi durumun ispatını isteyelim. Hukukta, çok ağır istisnalar dışında, bir şeyin olmadığının ispatı zaten sunulamaz (akşam yemek yemediğimi ispat edemem mesela).

    Yoksa bu olasılıklara girersek, biri çıkar, sizin tineri çekip bu yorumları girdiğinizi iddia eder ve son 24 saatinizin kayıtlarını ister. Lütfen çok somut yazılı konuları dağıtmayın, tahribat anonim şirketi gibi davranmayın.

    Yazının somut bir konusu var. Olmayan bir vakanın olmuş gösterilmesi. Buna ilişkin sayın Öney’in (kendi platformunda) net bir yanıt vermesi doğru olur. Yazının bu ana temasının yeteri kadar anlaşıldığı kanısındayım.

    Röportaj kavramının yarı akademik tanımı da bir yan konu, tartışılması doğru ama tartışmanın doğal akışında gitmeli.

    Neyse, anladığım kadarıyla benim yeni bir yazı girmem lazım. Konu için katılım sağlayan kişilere teşekkür, bir sonraki yazının konusu yükselen yeni dalga olacak: Irkçılık . Konuşulmasına ihtiyaç olan bir konu olduğunu düşünüyorum bunun..

    Beğen

  17. Sayfa sizin…
    Siz yazıyorsunuz biz de sizi okuyoruz, sağ olun ara sıra söz hakkımız da oluyor.
    Görsel ağırlıklı sosyal medyada sunulacak röportajlar konusundaki ‘saçma’ bulduğunuz görüş ve bilgi paylaşımınız için de teşekkür ederim.
    Ama gerçekten de öğrenmek istediğim bir konudur: Demek söylediğiniz gibi o görüşmenin üç ayrı yerinde geçen Avrupa Gençler 3. lüğü ifadesinde Sn. A.Feridun ÖNEY suskun kaldı. Eğer öyle ise ben “yalan” tanımlamanızın gerçekçiliğine inanmaya başlarım.
    Ama görüşme ya yüz yüze değil de yazışma ile yapılmış ve gerçekten de A.Feridun ÖNEY’in hazırlanan yazının bu kısmından haberi bile yoksa ne olacak?
    Gerçi sonradan düzeltilmesi için bildirmiş kendisine…
    Neden sonradan?
    Görüşmede bu konu en az üç defa geçmemiş miydi? Dediğiniz gibi kayıt tutulması ‘saçma’ olsun…
    Sonuçta ‘yalan söylemekle’ itham ettiğiniz kişiler bunu hangi kayıt ve belgelere göre kabul edip etmeme durumundalar?
    Kişilik hakları zedelenmedi mi şimdi bu “yalan” ithamınızla?
    Düşünebiliyor musunuz bu durumda kayıt tutulmadan yapıldığı iddia edilen onlarca röportajları ve içindeki ithamları,binlerce kaos yaratacak konuları?

    Bu durumun hukuksal karşılığını merak ettim.

    Beğen

  18. Aşkın bey,

    Ben bir ithamda bulunmadım. Doğrulama yaptım. Sayın Öney hiçbir zaman Avrupa Gençler Üçüncüsü olmadı dedim ve o şampiyonanın turnuva tablosunu koydum. Akabinde röportajda bir kere geçen, de sayın Öney’in öz geçmişinde yer alan Avrupa Üçüncülüğü silindi, Evrensel bey de “yalanını yakaladığım için” beni tebrik etti. Bu yazışmaların en üstüne bakın, orada Evrensel bey açıkça yazıyor. O yüzden kişilik hakkı falan zedelenmez, niye zedelensin, maddi doğrulama yapıp da tazminat ödeyen birine hiç rastladınız mı?

    Şimdi Feridun beyin Avrupa 3.olmadığı konusunda tartışma yok. Konu açık.

    Ama röportajın yüz yüze yapılıp yapılmadığı sizin iddianız, ki yapılmadığına dair açık bir durum yok. Ortada sadece size ait bir şüphe var (benim yazdığımda ise şüphe falan yok). Açık bir karşı deliliniz olmadığına göre röportajın karşı karşıya yapıldığını kabul etmeliyiz. Bakın ne kadar da sabırlıyım, tane tane yazıyorum.

    Bu faslı kapatalım artık. Size ve konuya dahil olmak isteyen herkese tek bir son yazı hakkı vererek küçüklerin ellerinden büyüklerin gözlerinden öpüyorum. Uzamasın diye ben cevap yazmayacağım.

    Beğen

  19. Sorum şöyleydi : “Röportaj sırasında Feridun Öney niçin itiraz etmedi acaba kendisinin Avrupa Gençler üçüncüsü olduğuna dair söyleme ? Çok merak ediyorum. Niçin itiraz etmedi acaba ?”

    Cevabı böyleydi : “Feti Bey uzun bir cümle kurduğum için dikkatinden kaçmış zaten daha sonra kendisi bizi bu konuda uyardı, biz de gereğini yaptık.”

    Cevaptan hareketle değerlendirme : Başkan adayı yeterince ve doğru bir şekilde reklam edilememiş. Bir kişi aday gösterilmekteyse ve onun düşünceleri ve geleceğe dönük eylemleri reklam olarak topluma sunulacaksa soruların ve cevapların medyaya nasıl yansıyacağı başkan adayına önceden sunulmalıydı. Sonuçta bu röportaj birbirine muhalif iki kişinin soru cevabı değildi. Birbirlerine bir adım mesafede değil, aralarında bu hususta su sızmayacak derecede mesafe bile olmaması gerekir.
    Kendisi “ben başkan adayıyım” demesinden önce röportajı yapan dahil birçok kişi Feridun Öney’in başkan adayı olduğunu önceden yazıp çizmişti. Kendilerince sahiplenilen bir başkan adayından röportajın nasıl yayımlanacağı esirgenmemeliydi.

    Diğer tarafta; uzun bir cümle bile olsa, (Lisede okuyan çocuğum o sorudan daha uzun olan Türkçe dersiyle ilgili soruları sınavlarda bir kere okumakta (ikinci kere okumasına zaman yok) ve doğru cevapları verebilmektedir) başkanlığa soyunmuş bir kişiden, kendisiyle ilgili yanlış bir bilgiyi soru sorulur sorulmaz derhal algılamasını ve düzeltmesini beklerdim.

    Beğen

    1. Sn Feti, işte bu yüzden görüşmenin yüz yüze yapıldığı da kuşkuludur.
      Yüz yüze yapıldıysa sn. Sezekkaplan haklı!
      Kendi adıma da bu konuyu kapatıyorum.
      Saygılarımla

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s