CAFÉ DE LA RÉGENCE, PARİS

Yukarıdaki resmi iki hafta önce çektim, benzerlerini her gittiğimde resimlemeyi seviyorum. Burası Zürih’in merkezinde, eski şehire (Altstadt) bakan tepelikte, amatörlerin her gün gelip açık hava satrancı oynadığı küçük bir alan. İlk kez 2006’da fotoğraflamıştım, sanırım daha sonra 6-7 kere farklı zaman dilimlerinde gittim.

Parasına veya iddia karşılığı oynamıyorlar, genellikle (kışın) sıcak şarap içip şakalaşıyorlar, oyun düzeyleri 1200 – 2000 arası değişken, çoğu orta yaşlı, gençler de var ama.

3 yıl önce gittiğimde seyrederken bana da teklif ettiler, oynarken taşları ayırt etmek gerçekten zor ve görüş açısı sebebiyle oynamak kolay değil. Ama saygılı, şakalaşmayı bilen, basit bir partiyi ölüm kalım meselesi yapmayan bir grup insanla oynamak gerçekten büyük deneyim.

Türkiye coğrafyasında ne varsa, onu eksi birle çarpacağınız bir yer.

Satranç sinir bozan değil sinir yatıştıran, zekayı düşüren değil zekayı açan, insan ilişkilerini katleden değil, ilişki kurduran bir araç orada. Kimsenin Zürih’in İl Temsilcisi ile kafayı bozduğu yok, ben satrancın efendisiyim, ilçe temsilcilerinin kralıyım, ağacın gövdesiyim, masaları ben taşıdım, çocuğa ben para verdim, ombudsman olarak göklerden indim zırdeliliği de yok.

Hayat basittir. İnsan gibi şakalaşmak, tanımadığın insanlar, sıcak şarap, beş on seyirci önünde soğukta havada bir şeyler oynamak büyük bir haz. İnsana insan olduğunu hissettiriyor.

FAKİRKEN ZENGİN MİYDİK?

Biz hayata hiç böyle baktık mı bilimiyorum. Satrancın kendisi güzeldir, oynamak, kaybetmek, üşümek, kazanılmış partiyi analiz etmek, etüt çözmek.

Bizde bahçe satrancı denildiğinde yönetici, muhalefet ve tedarikçi dahil herkesin gözü parlar. İlk ikisi propaganda açısından, üçüncüsü de rant açısından elbette.

Yıllar önce benim Mojo blogda ve sanırım Abidin beyin forumunda yazdım, Türkiye’de bahçe ya da park satrancı yok. Özenilsin de yapılsın manasında değil, böyle bir geleneğimiz yok basitçe.

Sonra alelacele Yalova’ya yapıldı, törenle açıldı. Şimdi meraklısı ziyaret etsin, muhtemelen martıların pislediği, açıldığından bugüne bir aktivite görmemiş bir mezbeleliktir.

Türkiye’de binlerce park var, hiçbirinde insanı çekecek, zemini beton, taşları tahta bir açık hava satrancı yok. Hepimizin bildiği acı gerçek, olmayacak da. Çünkü taşların çalınması veya harap edilmesi, bizim günlük sporumuz. Daha 3 gün önce tinercilerin Beşiktaş Şairler parkında Melih Cevdet Anday heykelini yaktıkları bir coğrafyada yaşıyoruz.

Buna rağmen Türkiye’de satranç kültürünün var olduğu bir dönemden de geçildi.

Havasız dernekler, arka odalarda kumar, bunların hepsi tamam. Ama konu satrançtı. 2 sene önce koluna çocuğunu takıp satranç kelimesini öğrenen veli zırvalığı veya adı sanı bilinmeyen çocuk turnuvalarına sandalye taşıyıp, turnuva sonunda halı saha maçı yapmakla övünen ilçe temsilcisi gibi, tabiat dışı kavramlar yoktu.

İl temsilcisi. Yoktu. Özel ders, Ivır Zıvır Satranç Akademisi. Yoktu! Turnuva açılış töreni. Yoktu.

Mötley Crüe’nün bas gitarcısı TSF Başkanından daha iyi bilinirdi, TSF Başkanının adını da belki İlhan ağbi ancak bilirdi, o da Kenet Sitesindeki dernek için ödenek falan koparacaksa.

Asıl önemlisi:

Gelenlerin hepsi meslek sahibiydi, İzmir’de örneğin, dönemin 1700 – 2100 arası öğrencilerin nüvesi Ege Üniversitesi Tıp ve Mühendislik Fakülteleriydi.

1980’lerde, fakirken daha zengin olmamız inanılmaz bir modernite şakası.

O yıllarda iki genç, hafta sonu Çeşme’de denize gidebilirdi, otobüsle gitmek çileliydi ama para vermeden, kalabalıkla muhatap olmadan, beach kirası ödemeden yüzebilirdiniz.

Tıpkı öğrenci harçlığı ile haftada iki sinemaya ve bir futbol maçına gidebileceğiniz gibi.

Bugün bunu üst düzey geliri olan bir yetişkin yapamıyor, orta karar bir futbol maçına zaten prosedürleri aşıp gidemeyeceğiniz gibi, düzenli bir tribüncü olmaya paranız yetmez. Vasat bir amatörün satranç turnuvası bulması için ise artık Avrupa’ya seyahat etmeyi öğrenmesi zorunlu.

PARİS’TE BİR YIKIM

Kültürel yıkım, geriye dönülemez, tersine evrimin sonucu.  

Cahillerle aynı çuvala girmemek için durumu biraz düzgün olan herkes bu yüzden -bir meşru müdafaa halinde- kendi kişisel gettosunu kuruyor. Az insan, az ilişki ve çok teknoloji.

Zürih’ten TGV ile Paris’e geçtikten sonra, iki sene önce ilk kez fotoğrafladığım ve günümüzdeki statüsünü tam tespit edemediğim, meşhur mekâna tekrar gittim.

Burası (aşağıda bir küçük liste yaparak tespit edebildiğim) şu tarihi kişilere zamanında kahve ikramı yapmış, dünya tarihinin en ünlü satranç mekânlarından biri:

Café de la Régence, Paris.

Doğum tarihi 1681.

Yani 338 yıl önce. O tarihlerde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Osmanlı Rus savaşını yaptığını düşünürsek, bugün, hayaleti hala Paris’e yansıyan bu Cafe’nin tarihi saygınlığı hissedilebilir.

Cafe’nin kurulduğu yer ile, çağa damga vurduğu yer farklı, ama konum olarak uzak değil. İlk kurulduğu Palais Royal, şu anda hayaletin olduğu yerden 10 dakika mesafede, her ikisi de Seine nehrine sırtı verip popoyu Louvre’a döndüğünüzde, büyük Opera ile karşılıklı kalıyor.

Kazara burayı okuyan bayanlar varsa, onlar için daha net tarifim var, parfümlerden vergi almayan ve sizlere yüzde 30’lara varan indirimlerin kapısını açan meşhur Ben-Lux binasından çıkıp soldan ilerleyerek, yaklaşık 300 metre ileride Cafe’nin kurulduğu yere ulaşabiliyorsunuz 🙂 .

Cafe 1852’de Rue de Richeliue’e taşınıyor. 2 yıl sonra da şu anda hayaletin bulunduğu meşhur Rue Saint-Honoré numara 161’e taşınıyor. Hikayenin geçtiği yer işte burası: Numara 161 !

Ve öldürüldüğü 1910 yılına kadar burada Avrupa ve dünya satrancının sıfır meridyeni oluyor. Mekanın resmi ölüm tarihi 1918, katili ve maktulün son halini yazının sonunda bulabileceksiniz.

Mekânlar insanlarla anlam bulur. Cafe de la Regence’in geçmişinde ise şu tarihi aktörler var:

Morphy, Philidor, Benjamin Franklin (Philidor ile arkadaş), Anderssen, Rosenthal, Saint-Amant, Kieseritzky, La Bourdonnais.

Morphy’nin 250 seyirci önünde, Cafe’nin en iyi amatörlerine 10 saat körleme verdiği biliniyor, döneminde büyük sansasyon yapmış bu; skor 6 galibiyet ve 2 berabere.

Aşağıdaki resim bunun tasviri.

Beni 250 kişinin oraya nasıl sığdığı daha çok ilgilendirdi, ama asıl soruya dönersek, insanoğlu geçmişte daha mı medeni, fakirken daha mı zengindi?

Cafe’nin müdavimleri arasında yüksek politik figürler de var: Voltaire, Rousseau, Napoleon, Robespierre, Diderot.  İlk üçünün satrancı ciddiye alarak oynadıkları da biliniyor ama elbette kayda değer notasyon veya günümüze aktarılmış partiler yok (ya da ben ulaşamadım).

Ancak dönem, herkesin neredeyse turnuva oyuncusu düzeyinde satranç bildiği bir dönem hatta Cafe’nin müdavimleri arasında bayanlar var, Paris’in zengin kadınları açısından da Cafe bir çekim merkezi. Nitekim Madame de Remusat isimli bir satranç oyuncusunun, oyunlarını kaydederek oynadığı ve iyi kalitede partiler kazandığı kayıtlarda yer alıyor.

Dönemi yansıtan bir de pul var:

George Walker adlı bir İngiliz usta, 1840’daki durumu şöyle tasvir etmiş:

“İçerisi soba ile ısıtılıyor ve gaz lambası ile aydınlatılıyordu, içeride çok sayıda ayna ve masaların üzerinde mermer plakalar vardı. Pazar günleri yerden iktisat etmek için kimse şapkasını çıkartmazdı ve bir boş sandalye için fidye verilebilirdi.

Gürültü içeri girdiğinizde çatıya kadar vururdu, bir canavarın beslenme saati gibiydi. Kulaklarımıza pamuk tıkardık. İşte Mocha’lar geliyor. Yudumluyoruz. Görgü kurallarına dikkat edilmeli ve satranç oyuncuları ayırt edilmeli. İngilizler en iyi seyirciler. Fransızlar ise en kötüsü, ellerini tahtaya sokarak fikirlerini özgürce fısıldamaktan çekinmiyorlar, öncesini analiz edip, birkaç hamle sonrasını tahmin etmekten geri kalmıyorlar.

Paris’te oynarken aklımda her şey var, sıcak bir odada olmak. Gece yarısını çoktan geçti. Oyuncular azalıyor, çocuklar esniyor, etrafta davul sesleri var, Paris’in güzel hanımları eşlerinin gecelerini nefeslendiriyor. İsteksizce soğuğa karşı hazırlıklıyım. Artık Regence Cafe’ye, en azından bir sezon boyunca veda zamanı”….

Şimdi fantastik bir soru: Zaman makinası bize iki zaman kesitini aynı anda sunabilse ve eş zamanlı olarak Saint Louis’te Nakamura, Caruana, Carlsen, Aronian, So, Karjakin ile düzenlenen bir turnuvayı mı, Paris’te yukarıda saydığım başka bir turnuvayı mı yaşamak isterdiniz?

1867’de düzenlenen ilk ciddi turnuvayı Kolisch kazanıyor. Winawer ve Steinitz’in önünde…

Cafe sadece satranç ve politika açısından değil sanat açısından da belirleyici. Fin besteci Sibelius, 3.senfonisinin “Prayer to God” bölümünü burada besteliyor örneğin.

Ancak Cafe tarihinin bana göre en önemli günü, 28 Ağustos 1844.

Karl Marx ve Fredrick Engels buluşmak için burayı seçiyorlar ilk kez burada bir araya geliyorlar.

1910 yılı Cafe’nin ölüm döşeğine girdiği tarih. Dönemin satranç oyuncuları o tarihten sonra Cafe de l’Univers’e gitmeye başlıyorlar ve Cafe bir restorana dönüşüyor.

Ölüm ise 1918. Ancak öncesinde ciddi bir karışıklık var.

YAŞADIĞIM KAFA KARIŞIKLIĞI

İş sebebiyle sık gitmek zorunda kaldığım için sürekli aklımdaydı ama ancak 2017 sonunda, hafif karlı bir akşam, tam önünden geçerken fotoğrafladım günümüzün Cafe De La Regence’ini. 2017’de ziyaret şansım olmadı.

Geçen sene oldukça rahat bir zamanda 4 kişi gittik, ancak bir tuhaflık vardı.

Cafe bir giriş ve 1 asma kattan oluşan 80-90 metrekare küçük bir alanda hizmet veriyordu. Duvarlardaki resimler fikir vermedi, tarihi bir mekandan ziyade renovasyonu henüz bitmiş orta karar bir Bistro havası vardı. İki ayrı garsona sordum, cevap alamadım, öğlen saatlerinde zaten kuyrukta bekleyenleri yerleştirmekle fazladan uğraşan ve elindekileri kalabalığın üstüne dökmemekle mükellef garson için, Philidor ve Morphy çok da anlam ifade etmiyordu herhalde.

İçeriden bir görüntü. Telif hakları Mojo beye aittir !

Bu sene üçüncü turda çözdüm ama:

Masadan (bu sene 3 kişiydik) kalkarken garsona, mekanın otantik olup olmadığını sordum. Cevap açıklayıcıydı. Hayır Mösyö, bunu çok kişi soruyor, burası isim hakkını alan Otelin kafesi. Orijinal mekan, 3 bina solda, bir Turizm Acentesi, kapıda MAROC yazıyor.

Cafe’nin Aralık 2019 hali. İki görsel üstteki pula benziyor mu?

Böylece öğreniyoruz ki 1916’de Cafe’nin bulunduğu büyük adanın üçte birini, isim hakkı ile birlikte bir Otel İşletmesi satın alıyor ve aynı ismi kullanıyor. Yani orijinal Cafenin 3 bina yanına, tam köşeye “Hotel de La Regence” açılıyor.

Benim oturduğum Cafe, bu otele ait olan, aynı adı (geçmişte isim hakkının devir alınması sayesinde) kullanan ama orijinal olmayan günümüzdeki Cafe de La Regence.

Orijinal Cafe ise bugün hizmet verenin tam 3 bina gerisinde, La Comedie Française yönünde.

Haliyle oraya gidiyorum ve acı gerçekle yüzleşiyorum.

Orijinal mekan, yani Morphy’nin simültane verdiği, Voltaire ile Benjamin Franklin’in kafa çektiği, Marks’ın Engels ile karşılaştığı yer 1918 yılında Fas Hükümeti tarafından satın alınmış ve:

Sıkı durun:

Fas Turizm Acentesi haline dönüştürülmüş.

Napoleon! Yerinden kalkıp şunlara bir şamar vuramadın ya !

İşin gülünç tarafı, bu turizm acentesi tam 100 yıldır aynı yerde. Gördüğümde inanmadım, fotoğraf yukarıda, içeride Tunus’ta Safari, Fas’ta Çölde Gün Batımı gibi afişler var.

Kültürel çöküş dünyada da var, bizdeki sürümünden farklı bir sürümle yalnız.

Günümüzün kitsch estetiğine ve zevksizliğine bir gecede gelmedik. Ama yine de Türkiye’de veya Suudi Arabistan’da olsa normal karşılayacağımız bir durumun Fransa gibi tarihi envanterini çok sıkı tutan bir yerde olması her türlü mantığa aykırı.

Dünya kültür mirası olarak korunan çok yer gördüm, bundan fazla hak eden var mı bilmiyorum. Fransa İmparatorundan, ihtilalcilerden, Sibelius’tan, Marks’tan falan bahsediyoruz, satrancın Âdem ve Havva’sına kadar herkesi kavramış bir yer nasıl turizm acentesine dönüşebilir?

Bu bir şaka mıdır?

Çünkü sıraladığım tarihi figürlerin dörtte üçü, şu anda Pantheon’da ve Les Invalides’de yatıyorlar.

KABAHAT KİMİN ?

İdare Hukukunda, Fransa hep bir model ülke olarak anlatılır ve idari yapı ile devlet gücünün en üst düzeyde tarifini bulduğu bir yönetim modelidir Fransız Devlet yapısı.

Fransa’da kurumların kadim ve köklü olması, küçük işletmelere de sinmiştir, çikolatacısı 200 yaşında, Restoranı 120 yaşında olmakla övünen bir yer burası.

Foucher. Çikolatacı. 200 yaşında.

Peki, Bonaparte’ın kurduğu, Conseil d’État’ın yani Fransa’nın en saygın devlet organı olan Devlet Konseyinin sadece dört yüz metre ilerisindeki bu tarihi mekan nasıl korunamamış olabilir?

Diyelim koruyamadın. Kamulaştırmanın kitabını yazan ülke, 1950’lerde, dünya savaşı bittikten sonra burayı niçin devlet eliyle geri alıp kamulaştıramadı?

Yer Fas Hükümetine ait ise, nasıl ikna edemedi?

Bunu çok samimi olarak Fransa Satranç Federasyonu Başkanına sormak isterim, mutlaka bir denemesi, hikâyesi olmuştur. Yanıt gelir mi bilmiyorum ama aşağıda Jacques Chirac üzerinden somutlaşmış bir örneğim var, sanırım cevap için tahrik edecektir.

MAJESTİC CAFE

Satranç mekânı değil. Ama özellikle ikinci dünya savaşı döneminde rejim aleyhtarlarının toplandığı bir pastane özelliğinde, bilardo, kağıt oyunları falan da oynanıyormuş.

Aynı ad ve aynı dekorla açık, pastane menüsünün de tarihsel olarak korunduğu söyleniyor.

Fransa Devlet Başkanı 5 Şubat 1999’da resmi bir ziyaret için Portekiz’e geldiğinde, burayı da eşiyle ziyaret ederek pastane defterini imzalamış. Gittiğinizde ortalarda bu defteri göremiyorsunuz, sanırım gelenlerin öneminin bu yerin öneminin üzerine çıkmasını istemiyorlar.

2016’da gitmiştim, Porto’da düz-ayak bir pastane, Cafe denilemez, Viyana tarzı gibi. Salazar yönetimine karşı isyan başlatmakla övünen bir mekân.

Portekiz Devleti sahip çıkmış, şu anda bir aile işletmesi ama 1992’deki tadilatında, tadilatın uyumlu yapılması için ülkenin en önemli mimarlarından biri hükümetçe görevlendirilmiş.

Bu yerler, Cafeler, Pastaneler, tekin yerler değildir.

Özellikle orta Avrupa’da ikoniktir, dönemin romantizmini tarihini tavanlarından, sandalyelerine kadar taşırlar. Viyana pastanedir; Paris cafe, Bologna restoran, Barcelona bar.

Zaferi ile veya trajedisi ile geçmişte yaşananı geleceğe aktarmak iyi ülkelerde görevdir. Çünkü toplum hafızası sadece dijital gazete arşivlerinden oluşamaz.

 Ancak Cafe de La Regence için bu başarılamamış görünüyor.

Bu arızi (istisnai) bir durum olabilir ama yan sebeplerinden biri de satrançla ilgilenenlerin uzun zamandır kendisini kandırması.

Belki de satranç bizim zannettiğimiz kadar saygın değil.

Ki günümüzde her geçen gün spordan oyuna, kültürden ranta doğru tersine evrim yaşıyoruz,

Satranççı tipolojisi (Türk satrancı için Facebook’ta birbirlerini yiyenlerden de teyit edileceği gibi) Homo Sapien’den Homo Erectus’a doğru ters kademe atlayarak gidiyor.

Dünyada da böyle:

Grischuk çok gülünç bir oyuncu. Yanına aldığı pazar poşetini turnuva salonunda nereye sokacağını bilemiyor ve buna kahkaha atıyoruz.

Parti sonrasında canlı yayında da çok hazır cevap, “partilerden önce ne kadar uyuyorsunuz” mealindeki soruya, “bana oyunlardan önce ne kadar yattığım veya kiminle yattığım gibi sorular sorulmasından hoşlanmıyorum” demesi de çok gülünç, buna da gülelim.

Ivanchuk’un ödül seremonisinde dama oynamayı kesememesi, sonra devrile devrile koşarak ödülü lütfen alması, ödül alırken havaya bakıp, yarım bıraktığı dama partisini sesli analiz etmesi hep eğlenceli.

Ancak bunun getirdiği deformasyonu görmek lazım.

Karpov’dan bu yana, satranç elitleri satranç kültürü, estetiği için ne yapıyorlar?

Leş gibi giyinip, konuşmayı beceremeyen, saçı sakalı darmadağınık, pasaklı elit ustalar, dönemin Alekhine’inin karizması bir yana Euwe’nin yanında durabilirler mi?

Acaba Cafe de La Regence cinayetinin gizli sorumluları, kafayı sadece ödülle bozan, satrancın kültürüne, geçmişine, saygınlığına uzun zamandır ihanet eden, günümüz ustaları olabilir mi?

Ufuk Sezekkaplan

(info@sezekkaplan.com)

CAFÉ DE LA RÉGENCE, PARİS’ için 3 yanıt

  1. satranç seyircisi olarak bu devirde şikayet etmenin manasını göremiyorum. eski dünya şampiyonlarının oynadığı bir avuç blitz partisinin tam kaydını bile zar zor bulurken; carlsen, nakamura… önünde oynuyor, oynarken konuşuyor, düşünme prosesini gözlemliyorsun, videonun altına yorum giriyorsun, cevap alıyorsun. ciddi yayınların azaldığı açık, ama informator devrinde dünyanın öte ucunda oynanan oyun üzerine büyükustaların canlı verdiği analize erişebiliyor muydun? vs vs.

    eğer bugünkü olanaklar ile elli yıl öncesi arasında mutlak bir seçim yapmam istense, bugünü seçerim. sait halim paşa yalısında briyantin ve smokin seyretmek başka bir keyif olabilir ama ben evde eski eşofmanımla gm seyredip arada oynayıp yenilmeyi daha çok seviyorum. kompütür de güzel bişey. bu homurdanan ihtiyar kafasını bırak, çağın sunduğu olanakları kucakla. önce bir alımlamayı, olumlamayı öğren. kritiğini yaparsın gene.

    Beğen

  2. Şimdi, her yazıyı buraya koyuyorum, ancak dibinde emir kipi geçen, ergen ayarı veren ve limit sorunu (terbiye ve zeka elbette) içeren yazılara da bir kerelik cevap veriyorum. Bundan sonra, bu ilişki şarta bağlı ilerliyor, onu da cevabın dibinde görebilirsiniz.

    1 – Yazdığım şikayet değil. Tarih.

    Uzun Göl’ün 50 yıl önceki ve bugünkü resmini koyan biri nasıl eskiye övgü değil durum tespiti yapıyorsa, benimki de o. Konunun özü saygı. Stant hosteslerinin temsilci ve antrenör olup satranca tahakküm ettiği ergen dünyanızda asıl ihtiyacınız da bu.

    .2. Yazdıklarımı iyi okursanız faydası var, neticede yerlerde sürünen ben değilim.

    Bana ne. Regence’e gitmeyin, Alekhine’i sevmeyin, okumadığınız Informator’a sallayın.

    Sonra Atrium AVM turnuvasında oynayın; Marmaris Kayra Turnuvasında parayla unvan satın alanları izleyip, devlete verdiğiniz üç kuruştan toplanan paralarla bir sürü çapsızın 5 yıldızlı otellerde Çalıştay yapmasını seyredebilirsiniz.

    Bana hiç zararı yok.

    Ben bu ortamda pozisyon peşinde koşmayan, sistemle ilintisi olmayan tek yazarım. Ben sürünmüyorum, sistemde tutunmaya çalışan sürünüyor. 3 yıl önce Migros’ta ürün sunumu yapan stant hostesi bu döngüde satranç antrenörü olabilirken, gerçekten satranç bilen ve bu ortamda paraya ihtiyacı olan insanların sürünmesi de bir yere kadar. Sorun sizin sorununuz.

    3. Bundan elli yıl önce insanlar daha iyi giyindiği için daha kaliteli değildi, daha kaliteli oldukları için iyi giyiniyorlardı.

    Regence Cafe bunun simgesidir. Eşofmanı altına çekip Nakamura analizi kasan ergenler için çok anlaşılır olmayacağının farkındayım, kadere bakın ki yazıyı limitli sayıda okuyucuya gönderemiyoruz, arada size de geliyor.

    Diğer yandan sizin modelinizden (eşofmanı altına çekip battaniye altında lichess analizi yapan ergen güzellemesinden) insanoğlu ne çıkarttı o da ayrı bir tartışma.

    Mesela siz? Informatora, düzgün giyinmeye, Sait Halim Paşa Yalısındaki turnuva yapılan o günlere ihtiyacı olmayan günümüz çocuğu, önerdiğiniz “eşofmanı altına çekip bilgisayardan blitz oynamak modeli ile” nerelere geldi, bir anlatsanıza bize?

    4. Çağın sunduğu olanaklara gelirsek:

    Sizin eşofmanı çekip, battaniye altında girdiğiniz o sosyal medya devleri, hatta bilmedikleriniz falan:

    Hah, işte onların tümünün altyapısına yıllardır hukuksal analiz veriyorum, Adobe, Oracle, Zynga ve Oculus, Macom, Getty, Twitter, Kwai, Facebook, aklına gelecek gelemeyecek onlarca uygulamayı hukuksal zemine ve IT ve IP Regulatory Compliance’a oturturken, siz iki video yüklemeyi becerirseniz mutlu oluyorsunuz. Buna itirazım yok, ama “çağı yakala” falan yazdığınız adam, sizin dört yıl sonra göreceğiniz uygulamayı, Seattle’da yerinde öğrenip, onun TR hukuk kurgusunu yapıyor.

    O yüzden aman bana çağın sunduğu olanaklar konusunda akıl vermeyin, sadece bir IP due diligence için 20 gündür gece on ikiye kadar kontrat inceliyorum, çok fena dalarım. Akıl, giyilen eşofmanda değil, yapılan iştedir.

    5. Gelelim bu güzel başlamayan ilişkimizin devamına.

    Bana 8 yıl kadar “kimliğini açıkla” diye hönkürdünüz. Ben de açıkladım. Bu durumda bundan sonraki şartlar ve iletişim eşit olacak ve yazılarınızda açık kimliğinizle yazarsanız yazınız yayınlanacak .

    Aksi halde güzel ilişkimiz burada noktalanacak ve ben sizi o pamuklu eşofmanınızla hatırlayacağım.

    Hatta sanırım bu son cümle yanlış oldu, ne hatırlaması, akşam Galatasaray maçı var, maç bitmeden unutmuşum olurum bile.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s