PARİS DÜŞERKEN

Önce –her nedense- TSF dâhil, herkesin inatla tebrik etmekten kaçındığı, erkekler ve bayanlar milli satranç takımlarını ayrı ayrı tebrik ederek başlayalım.

Bayan milli takımı (kadın değil, bayan! 😉 ) son tura kadar üç şansını zorladı ve final niteliğinde bir Rusya maçı oynadı, sanırım bayanlar tarihinde en başarılı uluslararası sonuca da ulaştı.

Erkekler milli takımı da başarılıydı, üst seviyede oynadı, çok ciddi rakiplerini beklenmedik sonuçlarla geçti, Hollanda, Polonya gibi.

Bireysel bir spor olan satrançta, başarı başarısızlık kıyaslaması yapılmasını hayatım boyunca hiç anlamadım.

Vahap Şanal örneğin, başarılı olursa, bunun Türk satrancına doğrudan bir katkısı olmuyor, en azından bu kişisel başarı ülkede bir şeylerin iyiye veya kötüye gittiğinden bağımsız. Başarılı olursa elbette çok çok iyi ama başarısız olsa ne olacak, bir sonrakinde restore eder.  Niye hesap sorulsun?

Satranç özellikle biz sıradan insanlar için bu kadar skora dönük, usta sporcuların skoru uğruna herkesin üstünü başını paralayacağı bir uğraş değil, bir kültür bu.

Kaldı ki skora dönük en çok eleştiri de –her zaman olduğu gibi- en aptaldan geliyor.

Satrançta hiçbir zaman var olamamış birçok tuhaf kılıklı adamın özellikle veli sitesinde sporculara çemkirmesi veya onları başarısız ilan etmesi maalesef bu ülkeye mahsus.

Diğer yandan tele-tubbies aleminde kimsenin milli takım maçlarını, partilerini izlemediğini biliyoruz, muhtemelen Ayşe, Mukaddes’e, o da üç kelimenin ikisini yanlış yazan başka bir tele-tubbie’ye naklediyor, ay şekerim milli takım şey olmuş sen bir yazıver.

Sonra el çırparak, birilerinin bir yerde başarısız olduğu sonucuna varıyorlar.

Üzücü olan şu: TSF aşağı yukarı dört yılda bir, çok haklı olacağı ve kullanabileceği bir konum yakalıyor ama bunu bile anlamaktan uzak.

Tarihte alabilecekleri en olumlu sonuçlardan birini dünyaya değil, 3-4 tele-tubbie’ye izah edemeyen yönetici de bir zahmet kendisini köprüden atsın.

Erkekler ve Bayanlar milli takımlarına bu uzak köşeden gerçekten tebrikler.

ALPAY BİZİ PAVYONA GÖTÜR

Toplu panik yaşanıyor. Sebepleri ve sonuçları ayrı bir tartışma konusu olabilir ama önce çok da zarif olmayan bir şey yapıp, bir önceki yazımdan alıntı koyacağım:

Bir iki hafta önce, Occam’ın Usturasında şunu yazarken hiç zorlanmamıştım:

——
Önce seçimler ne olacak?

Elbette seçim değil atama olacak. Satranca değen anne elini siyasiler tutmak isterse tutacak, istemezse başka birini getirecek. Muhalefet olarak ortaya çıkan yapı taban bulamayacak.

“Tabelaya bakıp göbek atan” reis bu yüzden ortaya çıkmıyor. Hakikaten tabelaya bakıyor.

Buna karşılık “muhalefet” yine de bir kavram olarak çok değerli. Bir muhalefet olmalı. Ama işine gelen suça değil, her suça, her parazite karşı çıkacak bir muhalefet olmalı.
——

Altı üstü bir futbolcu eskisinin iki siyasi ile kurduğu ve içine Federasyondan bir trojan aldıkları, toplamı yedi sekiz kişilik bir grup.

Ama panik yaratmaya yetti.

Sanki Fırıncılar Odası veya Minibüsçüler Federasyonu seçimlerine bomba düştü?

Sokaktaki adama sorsak, satranç (hele ki yönetsel düzeyde) kültür birikimi gerektiren, akademik bir uğraş.  Ama oluşan paniğe bakılırsa, çorba bekleyen işsizlerin kakafonisi.

Bir taraftan paniğin makul sebepleri var:

Siz satrancı zamanında aidiyetinden çıkartır, pavyona dökerseniz, hayatında masaya oturmamış bir sürü tuhaf adamı konuya dahil ederseniz, ilk kampana zilinde panik çıkar.

Korkunun ya da paniğin bilinçaltındaki sebebi, bir futbolcu eskisi ve üç dört politik figüre karşı, aslında aşırı güçsüz ve zavallı yakalanma hali olmasın sakın.

AKP GİRİŞİMİ

Her nedense kimse adını koyup yazamıyor,  bu da ayrıca ilginç. Adını biz koyalım:

Bu beklenen bir AKP girişimi.

AKP, bir ekonomik sistemi hele ki bir olgunluğa erişmişse, asla boş bırakmaz. İçinde para dönen bir sahayı zamanı geldiğinde, doldurur.

Üstelik bunu tutarlı usullerle yapar. İslami kazanımların en büyük savaş sırrı ile: Takiyye! Zamanını bekle ve o süreye kadar belirgin olma.

Daha fenası bu konuda (hücrelere kadar inme konusunda) ciddi bir deneyimi ve datası var.

Neredeyse çeyrek yüzyıldır, muhtarlıklara kadar seçimlere önem veren, kazanamadığı yerleri dahi her seferinde zorlayan ve enerjisini hiç kaybetmeyen bir teşkilattan bahsediyoruz.

Şimdi madde madde gidelim:

1 – AKP’nin herhangi bir alanı ele geçirmesi plana bağlıdır, ama stokastik 🙂 değildir. Yani düzensiz, belirsiz, rastgele ilkelere bağlı gelişmez.

2 – AKP en bilmediği alana dahi cesurca girebilme kabiliyetine sahiptir. Kökünde esnaflık ve Doğu Karadeniz (müteahhitlik) kodları olan bir camia bu.

Bilindiği gibi esnaflığın ilk ve temel ilkesi, kazancın kutsal olmasıdır.

Kazanç konu olduğunda da ayıp yoktur, önemli olan realitedir.

AKP, reel politik ne zaman neyi gerektiriyorsa o zamanlama ile yapma maharetine sahip. Üstelik günümüzde güç ve zenginliğe de sahip.

3 – AKP yıllarca satranca girmedi. Sonrasında nüfuz etti. Şimdi ise el koyacak.

Peki niçin şimdi?

Çünkü AKP’nin satranca girmediği dönemde, (tabelaya bakıp göbek atılan yıllar), bu alana nüfuz etmemesinin iktisadi bir nedeni vardı: Satranç fakirdi.

Keza o yıllarda ele geçirilmesi gereken çok daha verimli alanlar vardı. Futbol gibi.

4 –Sonrasında satranç, çocuklar üzerinden yeni nesil cahil ebeveynlere pazarlandı. Bu da doğal olarak, kültüre veda, ekonomiye ve ranta merhaba demekti.

Yaklaşık bir 10-15 yıl sürede de fakir ekonomi büyüdü ve yol kat etti.

Bunu nereden anlıyoruz? Bir alanda ihale yapılmasını gerektiren haller varsa, orada rant mesafe almış demektir.

Diğeri de illegalitenin genişlemesi (başka yazının konusu, özellikle profesyonel unvan satılan yerel turnuvalar, Bitlis olayları gibi vakalar bakımından).

Bugün sadece ana-okulları on binin üzerinde bahçe satrancı kurulumuna açık.

Sadece bu cümle bile, yeni oluşumun gerekçesini açıklıyor. Yoksa yılların ayak topçusunun bir gecede Botvinnik’i rüyasında görüp aşka gelecek hali yok.

5 – Bu işin ekonomik tabanı oluştu: Çocuklar, veliler, okullar.

Bu taban numerik olarak belli seviyede tutulabilirse vize, turnuva ücreti, katkı payı, yetiştirici bedeli, antrenörlük sertifikası derken, futbol ekonomisi kadar olmasa da bilardo ekonomisi kadar bir hacim yaratılabilir.

Kaldı ki Türkiye makro ekonomik olarak “iflas erteleme” konumunda ve gelecek her kaynak, mevcut iktidar için değerli. O yüzden akmasa da damlayacak bu kaynağa neden girmesinler?

6 – Nitekim bunun belirtileri de vardı, herkes atladı (Türk satrancının çok ciddi bir sorunu da dümdüz net adamların yazmaması; twitter’da yazar yok, blog yazarı yok, ana akım medyada yer yok, o yüzden tele-tubbielerin mahdut ehliyetli yazılarına muhatap kalıyor insanlar).

Belirti, “Satrançla Büyüyorum Derneği” idi.

Anaokullarına on binlerce satranç takımı sokmak üzere başlangıçta devlet desteği ile kurulan, sonra içinden Fetöcü Yekeler’in fışkırdığı dernek, kurulduğu gibi dibe battı.

Ama kapatılmadı, pasife alındı.

Aradan bir süre geçinde siyasi iktidar, sessiz sedasız tüm TSF yetkililerini buradan söktü ve derneğe, başı kapalı, klasik AKP siyasilerini atandı. Merak eden Satrançla Büyüyorum Derneği web sitesine girsin.

Unutmamak da lazım, bu derneğin yararlarını saymakla bitiremeyen Aşkın Taşan, kürsü yüzleri Nilüfer Çınar, Gülkız Tulay, Yusuf Doğruer, Kasım Yekeler çok sağlam arazi oldular.

7 – AKP girdiği alanda önce mevcut kadrodan ve düzenden istifade eder, know-how’ı aldıktan sonra kadroyu silkeler.

Bu ülkede “parayla adam alınması” liberalleri karşılayan bir kavramdır; kafanızda canlandırmak isterseniz Cengiz Çandar’ı, Neşe Düzel’i, Mümtazer Türköne’yi, Ahmet Altan’ı, hatırlayın.

AKP, yükselen balonun zamanla yüklerinden kurtulması gibi, faydasız kalan veya ekonomik girdisi biten her unsuru balondan atarak gitti.

8 – Peki son kerteye gelindiğinde ne oluyor?

İşte o zaman Turgay Demirel gidiyor, Hidayet Türkoğlu geliyor; Şenes Erzik gidiyor, Demirören geliyor; Hukuk Fakültesi dekanı görevden alınıyor, yerine at baytarı atanıyor.

Yılların diplomatlarını monşer diye aşağılayan ve bakara makaracı bir serseriyi bir gecede büyükelçi yapan bir sistem bu.

Türk satrancı bu üçüncü aşamaya geldi.  Bir tür fiil çekimi gibi, go-went-gone. Önce yürümesine izin verildi, sonra durduruldu, şimdi çökertilecek.

9 – Kaldı ki Gülkız Tulay hiçbir zaman başkan değildi. Atama ile gelen memurdu.

Tabir yerinde ise toprak onu kabul etmedi. O da bildiği kodlarla bugüne kadar atandığı yerde durdu, sade bir ev kadını ne yaparsa onu yaptı.

Makam ziyaret etti (altın günü), konuşma yaptı (ev kadını kodu), muadillerine yani ev kadınlarına beş günde çalıştırıcı olma hakkı verdi (eve gelen temizlikçiye hayır işi kodu), törenlere eksiksiz katıldı (sınıf atlama kodu), fatiha okumayı turnuva ortamlarına soktu (mütedeyyin anne kodu).

Ne yapabilirdi ki? Hayatında satranç kitabı okumamış, yabancı dil bilmeyen, İstanbul’da adres tarif etseler oraya gidemeyecek, Mersinli bir hanımdan bahsediyoruz.

Saydıklarımın hiçbir ayıp değil ama şu kadar milyonluk bir satranç kurumunun başına gelme kriterlerinin çok çok altında.

Şimdi dönüp AKP oluşumuna baktığınızda, fazlasıyla küçümsenen eski stoper Alpay, Gülkız Tulay’dan daha mı düşük profile sahip?

Benim gibi sıradan biri için başkan Alpay olsa ne olur, olmasa ne olur, bu gözler tabelaya bakıp göbek atanı da gördü, bir gecede overlokçu kursu açar gibi sertifika vereni de.

Bunun tasası, trene son vagondan binmek için çırpınan ve günlerdir post üstüne post atan İç Anadolu köylüsünü tutsun.

10 – Tulay’a dönersek, o kadar başkan olamadı ki, bir sınai kuruluşunun sponsor olacağının söylentisi dahi duyulmadı şu 8 yılda. Bir finans kuruluşunun dahi yalandan adı geçmedi.

Sekiz senede dil öğrenemeyen, iki taşın hareketini kavrayamayan yöneticiden ve muhalefet figürlerinden bahsediyoruz.

Üstelik hadi dil bilmiyorsunuz, kaynak okumuyorsunuz, masa başı geçmişiniz yok. Bari zengin züppe falan olun, çevre ilişkinizi satın.

Kaya Çilingiroğlu aklıma geliyor mesela, başkan olsa fena mı olurdu?

Tulay dâhil bugün muhalefette konuşanlardan daha iyi satranç biliyor, en az 3 yabancı dili var, tek telefonla Ali Koç’a ulaşabilir ve istediği sponsorluğu alabilir. Bir 31 Aralık gecesinde, bin kişiye parti verip, giriş parası olarak 100 dolardan, gecede 100,000 doları dört saatte kazanan ‘talented’ birinden bahsediyorum.

Oysa bugünün yöneticisi ve muhalefeti, sokaktan geçen herhangi bir teyze kadar çevresi olan bir kuru kalabalık.

Ekonomik gücün olmadığında seni koruyacak tek şey bilgidir, yani kök kültür. İşte onu da terk ettiğiniz için bu haldesiniz.

Bu sebeple mevcut başkanın raf ömrü doldu. Şimdi ihale zamanı, muhtemelen bir AKP’linin yeğeni falan atanacak, futbolcu Alpay sayın Cumhurbaşkanı ile arada köprü olacak ve bu yönetimin yapamadığı ekonomik kalkınmayı, kendi yandaşı üzerinden projelendirecek.

E yıllardır size satranç kültürdür diyenlere “veliler, ekonomi, satrancı tabana yayıyoruz” derken iyiydi sevgili satranç liberalleri. Şimdi Can Dündar gibi ağlamayın.

Alın size liberalizm.

NE OLACAK ?

Atama olacak. Kimin atanacağına bu ülkede bir kişi karar verdiğine göre bekleyin ve özellikle Facebook aleminde fazla çırpınmayın bence.

Diğer yandan her şey olması gerektiği gibi gidiyor.

Tarihsel ölçekte öyle ağır bir çöküş yaşanması lazım ki her şey yerle yeksan olduktan sonra tekrar inşa edilsin.

Bu sebeple yeni AKP oluşumunu tam gaz destekliyorum.

Tele-tubbielerden bıktım, son vagona binmek için her türlü soytarılığı yapan iç Anadolu köylülerinden de satranca yıllardır el koyan 3-4 aileden de.

Futbolcu Alpay bu aleme fazla bile.

Dipnot:

– Barış Öztürk’ün turnuvaları ayrı bir yazı gerektiriyor, bu turnuvalardaki rezilliği aylar sonra lanse edip yerden yere vuranlarla beraber. Ama sonraki yazının konularında biri bu.

– Türk satrancının şu anda en toksik yapısı Satranç Gönüllüleri Birliği adlı yapı.

Birincisi sürekli yalan söylüyorlar ve en temel yalan “çocuklar”. Oysa ortada çocuk falan yok, hele ki yardım edilen, burs verilen, masrafları sürekli karşılanan tek bir çocuk yok.

Kendi yalanına inanmak ciddi bir ruh hastalığı, üstelik bulaşıcı, dikkat etmek lazım.

Olan biten ise şu:

Bu dernek, dernekler kanununa açıkça aykırı olarak, bir iktisadi işletme kurmadan yani yetkisiz ve yasa dışı olarak parasal organizasyonlar yaptı.

Kayıt dışı para topladı, bunu dernekte muhasebeleştirmesi mümkün değildi, ya bağış gösterdi (ki suç) veya birkaç farklı kişinin iddia ettiği gibi bu paralar birinin şahsi banka hesabına gönderildi. Bunu ben ve Suat Atalık yazdık, birden bu aracılık faaliyeti kesildi.

Arada çalışma izni olmayan hocalar istihdam etti ve aracılık yaptı. Yasa gereği, iktisadi işletme kurmayan bir dernek ticaret yapamaz, organizasyon, aracılık, işletme faaliyetinde bulunamaz. Bu, derneğin kapatılmasını gerektireceği gibi, yöneticilerinin de ceza mahkemesinde yargılanmasını gerektirir.

Antalya’da gerçekleştirilen otel kapatma ve aracılık faaliyetinin fotoğrafları hala her yerde. Bu yüzden en küçük bir şikâyette bu dernek İç İşleri Bakanlığınca kovuşturulur. İşin şakası yok.

Dernekler dava açmak, baskı grubu olmak, toplumsal kümelerin haklarını idari ve yargı süreçlerinde takip etmek için kurulurlar. Bu derneğin tek bir sosyal girişimi yok. Web sitesi dahi güncel değil.

Dikkate almayın, havaya sokmayın.

Satranç kelimesine dili dönmeyen ve imamın minbere nasıl çıktığını anlatan teyzelerin toplanma mekanı burası; fazlası değil. Değerini buna göre verin.

PARİS DÜŞERKEN’ için 10 yanıt

  1. Merhaba, tüm yazılarınızı okuyan ve samimiyetinize inanan birisi olarak daha önceki yazılarınızda Bitlis konusuyla ilgili C.savcılığına,Fide’ye ve diğer resmi makamlara suç duyurusunda bulunacağınızı ve konuyla ilgilide bilgi paylaşımında bulunacağınızı yazdınız.Ancak şuana kadar Bitlis konusuyla ilgili bir dönüş yapmadınız.Konuyla ilgili şimdiye kadar resmi bir girişimde bulundunuz mu? Bulunmadıysanız bulunmayı düşünüyor musunuz?Teşekkür ederim.

    Liked by 1 kişi

  2. Yanıt verdiğiniz için çok teşekkür ederim.Ülke satrancına verdiğiniz katkılar içinde ayrıca teşekkürler.

    Beğen

  3. Yazınızdan bir bölüm
    “…Aradan bir süre geçinde siyasi iktidar, sessiz sedasız tüm TSF yetkililerini buradan söktü ve derneğe, başı kapalı, klasik AKP siyasilerini atandı. Merak eden Satrançla Büyüyorum Derneği web sitesine girsin.
    Unutmamak da lazım, bu derneğin yararlarını saymakla bitiremeyen Aşkın Taşan, kürsü yüzleri Nilüfer Çınar, Gülkız Tulay, Yusuf Doğruer, Kasım Yekeler çok sağlam arazi oldular.”

    Öncelikle ben bir yerlere arazi olmadım.
    Bu yalan! Hatta açık iftira!
    Ve alaya alarak aşağılamaya varan bir safsatadır.
    Beni Kasım Yekeler ile aynı politik atmosfer içinde ilişkilendirme çabanız modası geçmeyen kumpas…

    Orada olmaktan tüm meslektaşlarımla aynı ortamda çalışmaktan onur duydum. Hala da o çalışmanın arkasındayım. O çalışmanın işlevinin içinde canla başla çalışırken sinsi politikacının emellerinden habersiz bir parçası olmak ayrı, sinsi politikacıyla aynı menzile giden işbirliği içinde olmak ayrıdır.

    Bu apaçık bir kara algı yaratma ve çamur atmadır.

    Şahsım ile ilgili bu satırlarınıza bir açıklık getirecek kadar erdem sahibi biri olduğunuzu düşünüyorum.

    Adı geçen Kasım YEKELER’in mensubu olduğu politik görüş, birliktelik ya da adı her ne ise kendisini bağlayan bir durumdur.

    Ülkenin geleceğine karşı bir tehtid ve oluşumlara karşı ağır bedel ödeyerek karşı durmuş bir vatandaş olarak ne söylemek istediğinizi tüm iyi niyetimle tam olarak anlamaya çalışıyorum. En azından sizin kadar evrensel düşünen, demokrasiye ve Cumhuriyete inanan ülkesini seven bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.

    Ancak beni siyasi çukura çekme çabanızı bilinçli yapıp yapmadığınızı bilmiyorum. Değerlendirmeniz çok yanlış ve yandaşça…

    Bunun için sizi kendi vicdanınızla başbaşa bırakıyorum.
    Saygılarımla

    Beğen

  4. Sayın Taşan,

    İlk madde: Öyle sinirlenmek yok. Yekeler’in ortadan kaybolmasından sonra niçin yukarıda saydığım bu kişiler, siz dahil, bu ulvi projeyi devam ettirmediniz? Özgür forum orada duruyor, bu yapıya iki üç karşı çıktığında demediğinizi bırakmıyordunuz, hani on bin okula girilecekti, hani güller açacaktı, hani karşı çıkanlar kakaydı? Öve öve bitiremiyordunuz? Niçin sus pus oldunuz?

    İkinci madde: Tüm sunumlarda var olan üç kişiden biriydiniz. Şimdi utanıyor musunuz? Devletin kaynakları ile 5 yıldızlı otellerde bu projeyi ballandıra ballandıra anlatanların (o dönemde kamu kaynaklarını bir kuruş olsa bile mideye indirenlerin) hatırının sorulması niçin zorunuza gidiyor?

    Geçici son madde: Aydın ve solcu görünüp, derin AKP ile çok kol kola gezerseniz olacağı budur. İnsanlar geçmişi hatırlayıverir. Evet arazi oldunuz, Satrançla Büyüyorum Derneği aslına rücu edip AKP kadrolarına devir olduktan sonra, benzetmede hata olmaz, Gulkız hanım ve Nilüfer abla dahil Taraf gazetesi kadrosu gibi oldunuz. O sunumlarınıza, propagandalarınıza rağmen sizi yeni kadroya almadılar. Kullanılıp atıldınız.

    Bu heybedeki turpun küçüğüydü, büyüğü (TSF) önümüzdeki dönem çıkacak. AKP tek tek kadroları dizayn edecek, geçmişte kullandığı tüm idari adamları atıp, yeni dönemi başlatacak. Bunlar hep sayenizde oldu.

    Satrancı kültüründen koparıp o kadar politize ettiniz ve ranta açtınız ki artık geri dönülemez noktaya girdik. O dönemde ben dahil iki üç kişi bu kültürel çöküşe dikkat çekerken siz Otellerde falan tıkınıyordunuz.

    Bu aşırı politizasyonun içinde yer alan baş aktörlerden biriydiniz. Tebrikler, tarihe geçtiniz. “Gül” diye başlıklar açtınız yahu.

    Sinirlenmek yok. 5 yıldızlı alemlerde yenilen güzel hurmalar, günü geldiğinde ağır tırmalar.

    Saygılar bizden bu arada 🙂 .

    Beğen

  5. Hiç sinirlenmedim, alışığım bu tip iftiralara…
    Sus pus da değilim. Çalıştay sonrası illerde çalışmalar devam etti. Bundan da habersizsiniz. Tüm sunumlarda yoktum. Yanlış edinilen bir bilgi. Görev alanımız “Hareket ve Hikayelerle Satranç Eğitimi”idi.
    Hatırladığım kadarıyla dört oturum planlanmış ve ben de sadece birisinde görevliydim. Söylediğiniz gibi koordinatör falan da değildim. Sadece konuşmacıydım. İtalya, Fransa ve İspanya’da toplam 25.000 çocuk üzerinde yapılan pilot çalışmaların sonuçları hakkında anasınıfı öğretmenlerini aydınlatmak idi.
    Bunun bizim FETÖ cü ilan edilmemizle ne ilgisi var?
    İftiranın dik alası bu işte! Size iftiracı diyemem. Bunun hukuki karşılığını bilecek kadar hukukçu olduğunuzu düşünüyorum. Ama bilgi kaynaklarınız sizde nedense sürekli birşeyler hakkında eksiklikler yaşatıyor.
    Mesela size göre bu mantıkla Sait YALAZAY – Başbakanlık Tanıtma Fonu Genel Sekreteri, Mehmet Muharrem KASAPOĞLU – Spor Toto Teşkilat Başkanı, konuşmacılar Kevin O’Connell, Alexander Kostyev, Alessandro Dominici, GM Olga Dolzkaya ne idi? Onları da mı Kasım YEKELER ile aynı menzile yürüyen kişiler olarak görüyorsunuz? Ya da şöyle sorayım, bizi onlar ile neden ayırıyorsunuz?
    Malzemeler okullara törenler ile teslim edildi. Bunlar yaşanan şeyler ama yaşamadığınız için zannettiğiniz kadarıyla bilgi sahibisiniz ve onu yansıtıyorsunuz. Eksik bırakmayın da toplum bilgi sahibi olsun.
    Size medenice cevap hakkımı kullandım. Ben, tanımlamaya çalıştığınız karakter değilim.Hakkımda farklı algı yaratmaya çalışmanız gerçekten de basit ve komik.
    Yazınızdaki her bir satırda yazılanlar ile yaşanan gerçekler bunu kanıtlamaktadır. Açın okuyun o zaman ÖSF nu…
    YAPILANLARIN İŞLEVSEL KISMINI ELBETTE SAVUNDUM, SAVUNURUM DA.
    Ben bir öğretmenim ve Anadolu’nun onca diğer kesiminden gelen insanlar ile o tarihte onurlu bir çalışma yaptık. Sizin ilişkilendirmeye çalıştığınız siyasi boyut çok sonradan ortaya çıktı.
    Siz, bizim bundan haberdar bir şekilde bu kişi ile çalıştığımızı, çalıştaya katıldığımızı mı söylemeye çalışıyorsunuz?
    Zaten bu konunun ÖSF da tartışıldığı sürede K.Y in örgütsel ilişkisi hakkında en ufak bir bilgimiz yoktu. Bunu böyle yazarak gerçeği değiştiremezsiniz, biliyorsunuz. Ama siz bir hukukçusunuz bunu bilmeniz gerekir.
    Beyefendi,
    Ben geldiğim gibi ayrıldım. Kendi isteğimle…
    Ailemin, çocuklarımın, mesleğimin ve sağlığımın izin verdiği ölçülerde…
    Kişinin onurunu zedeleme amaçlı tanımlamalar yapmayın! İstifa mektubumum tarihi 15.Eylül 2015 dir. 30 aya yakın çalıştım ve bırakmak zorunda kaldım. Özelimi ilgilendiren konuyu kaşımayın. Ayıptır!
    Bu konuda söz konusu (çalıştay) çalışmanın bir parçasıydım, yetkilisi değil. Elbette devamını sağlayacak konumda değildim. Program, bilgim dışında çok öncesinden yapılmış çalıştay ile sınırlıydı, diğer öğretmenler ve yabancı konuklar gibi ben de davetliydim, o kadar.
    Elbette bu süreçden sonra içinde olamazdım. Zaten o çalıştay da sınırlı bir süre içinde idi. Planlanan çalışmalar illerde devam edecekti, öyle de oldu.
    Asıl şaşırdığım nedir biliyor musunuz?
    Bu konuda hakkımda sayfalarında günlerce temelsiz iftira atan ama bunu asla bir türlü kanıtlayamayan SGB yöneticileri ile aynı konumda bulunma talihsizliğini yaşamanız aslında beni şaşırttı.
    Benim parasını ödemeden kullandığım hiç otel odam olmadı. Her bir göreve-turnuvaya gittiğim zaman ailem ile kalışımı taksitlendirerek kredi kartımdan ödedim. Beni bu konuda herhangi bir onursuzluğum yok!Yasal harcırahlarımı kimseye sorgulatmam. Bunun yasal bir karşılığı var. Onun ötesinde alnım ak!
    Ama bunu ortaya atarak algı yaratanlara onursuz da diyecek yapıda değilim. İşte gerçek bu! Aksini kanıtlamanızı bir hukukçu olarak şahsınızdan isteyebilir miyim?
    Bu kadar hakkım var herhalde. Geçmişte hatırlayın onca ithamınızdan birisini bile kanıtlayamadınız.
    Size göre TSF gibi meşru bir yapıda görev almak FETÖ cülükle eşdeğer tutulacak kadar basit öyle mi? Vicdanınına havale ederim.
    Kalıcı son maddeyi de ben söyleyeyim.
    Ben ‘aydın geçinen’ bir ‘solcu’ değilim. Cumhuriyeti, demokrasiyi, Atatürk’ün aydınlanmacı ülke ülküsünü özümsemiş hayatını bu ülke çocuklarının geleceğine adamış, asla biat etmeyen bir öğretmenim.
    Son nefesime kadar öyle kalacağım. Kol kola gezme meraklısı olsam şu anda çok başka konumda olurdum.
    Aksini ancak sizin gibi eksik bilgilerle donanmış kişiler söyleyebilir. O kadar gücüm olsa yerimi de tayin ederdim her halde.
    Yedi yıl olmuş…
    “Gül” başlıklı yazımın içeriğini hala anlayamamışsınız. Zaten en başından beri kast ettiğim olguyu değil de sizin istediğiniz kişiyi gündeme getirme çabamı ortaya attınız ya…Bravo!
    Yazıyı birdaha okuyun isterseniz. Orada “ne” mi anlatılıyor, ” kim” mi?
    Anlatılan bir satranç merkezinin yoktan var edilişi kuruluşu idi. Gül ise bir kişi adı değildi. Eker, biçer, budar ve sularken siz vardınız sadece. Ama bir “gül” gibi koklamaya herkes gelirdi. Anlatılan bu süreç idi. Kim birlir bunu bana bir yedi yıl sonra yeniden hatırlatırsınız.
    Hukuku kazanmak sözel yetenek ister ama sizin bu alandaki yeteneğiniz sınırın çok üstünde anlaşılan.Benim konumum satrancın okullaşması ile sınırlıdır. Bunu yıllarca anlayamadınız. Oysa benim vicdanım rahat. Başkaları gibi, başkalarını yansıtma psikolojisiyle suçlamıyorum.
    Söylediklerinize uyan kişi ve adresleri, sayfalarında şişik egolarıyla sağa sola saldıranlarda, saçma sapan ve ülke gerçeklerinden yoksun karşılığı olmayan vaad ve projeler sıralayanlarda arayın.
    Size medenice yazdım.
    Yıllar öncesinde dediğiniz gibi…
    Bazı toplumsal kurallar her duvarda yazmaz. En azından yazımı yazdığınız gibi “Saygılar bizden bu arada” diye bitirmem. Saygı başka bir şey!
    Saygılarımla

    Beğen

  6. Bu arada geçmiş yazılarınıza tekrar baktım da…
    Satırlarınızın arasına sıkıştırmış olduğunuz ‘Gül-ücükler’ benim GÜL başlıklı yazımı fena tırmalıyor.
    Neden acaba, yenilen hurmalardan olmasın?
    Gülücük koyacaktım, nasıl konulur bilmiyorum.

    Beğen

  7. Teşekkürler, yazmak iyidir.

    Netleştireyim. Sizi hatta Kasım Yekeler’i Fetö denen yapı her ne zıkkımın kökü ise, onunla suçlamıyorum. Kasım Yekeler’in yargılanıp yargılanmadığını da bilmiyorum (bilen var mı bu arada o da belli değil), adam belki beraat etti bile.

    Benim konum, Satrançla Büyüyorum Derneğinin o dönemde tamamen ranta dönük, illegal kaynak aktarımına açık olmasıydı (çok da kibar yazdım yani, “ham hum şaralop” deyince daha iyi anlaşılabilir). Bildiğiniz, siyasi parti arpalığı.

    Çoluk çocuğun sunum verdiği, referans noktası olağanüstü yanlış (ana okulu) ve günü geldiğinde el konulacağı bariz bir yapıydı.

    Siyasi parti dedim ama o günlerde sağcısı solcusu Gülen ile aynı yatakta yatıyorlardı, sonra yatakları ayırdılar ve aklı başında, şehirli insanları da bu kapalı ilişki hiç ilgilendirmedi. Kendi adıma örneğin, hayatımda bir tane yobazla arkadaş olmadım. Ama yobazın biri bir şeyi överse, içeriğini on saniyede anlarım. Çok zeki olduğumdan değil, adamların para açlığı alnında yazdığından.

    Nitekim Satrançla Büyüyorum Derneği de bağırıyordu.

    Adına uygun olarak AKP tarafından kurduruldu muhtemelen arka planda o günlerde hizmet hareketi vardı, zatı aliniz gibilerine propaganda yaptırıldı, sonra darbe girişimi falan gibi arızi bir dönem gelince buzluğa kaldırıldı.

    Sonra da sizi, onu, bunu, anneyi, ablayı gönderdiler, koyu AKP kadrosunu bir gecede oraya çökerttiler. Hayat bazen çok basittir.

    1 – Gülkız hanım bu rezilliğe gık diyemedi. Nilüfer hanım da. Siz de.
    2 – İstifa etmeniz sizi kurtarmıyor, 30 ay çok uzun bir süre.
    3 – Bu yapının ne olduğunu anlamak makul adamın 10 dakikasını alır. Uyku saatlerini düşseniz, size yaklaşık 90 bin adet 10 dakika düşüyor. Bu kadar zamanda buranın nasıl bir batakhane olduğunu çözemediyseniz, söyleyecek sözünüz olmaz.

    Özetle geçmişte bu yapıda bulundunuz, bunun propagandasını yapan da sizdiniz. Bundan kaçamazsınız. Konu benim açımdan Fetö, AKP, Sosyalist Parti falan değil.

    Müşterek suçunuz (anne, abla dahil) makam hırsının gözünüzü döndürmesiydi; ki o gözlerin fıldır fıldır döndüğüne her nedense hala çok eminim, benim gibi tamamen uzaktan bakıp objektif olanlara sallamak kolay geldi o günlerde.

    Zamanında şu dernek için yazdığımda “Nilüfer Abla, aslında sana iyilik ediyorum, kaç oradan” demiştim. Medeni ülkelerde haklı çıkmak ortalama iki yüzyıl sürüyor, biz o kadar kötü bir ülkedeyiz ki burada makul adamın haklı çıkma süresi altı ayı geçmiyor.

    Satrançla Büyüyorum Derneği, dönemin “Kimse Yok mu Derneği”dir, onlar da Türkçe Olimpiyatları yapıp, dünya çocuklarını kucaklıyordu. Valla bana kızmayın, Nilüfer ablaya kızın. Otel kürsülerinde, o mutlu fotoğrafları ben çektirmedim.

    Saygılarımla;
    Ufuk Sezekkaplan

    Beğen

  8. Uzatmayacağım.
    Benim hiç makam hırsım olmadı.
    Propagandasını yaptığım doğrudur. Ama siyasi alanıyla değil. Okul, öğretmen, öğrenci ve müfredat malzeme kazanımı için… Bunu kim pazarlarsa pazarlasın ortada dönen bizim paramızdır. Dönüşü neden okullarımıza olmasın?
    Türkiye Cumhuriyeti’nin meşru makamlarınca onay alınıp düzenlenmiş bir çalıştaydır.
    Siyasi emelleri ve çıkarları peşinde koşanları siz hukukçular takip edin. Benim bu alanda bir bezim yok!
    Çalışmalarımda hep demokratik bir şekilde arkadaşlarımla eşit fikir ve karar uygulamalarıyla bir şeyler ortaya koymaya çalıştım. 30 ay uzun bir süre ama ben bu sürenin sonuna doğru çalışma şevkimi kaybettim. O zamanlar da belirttiğim gibi ortaya koyduğumuz çalışmalar, içini doldurduğumuz projeler, bir taslağını vaktiyle size de gönderdiğim revize edilmeye çalışılan köhnemiş yönergeler ve ortadan kaldırıp yepyeni güncellenen mevzuatlar…
    Bunlar hayata geçmeden, sürekli olarak bürokrasi duvarından dönerse elbette dediğiniz gibi 30 ay uzun bir süredir. Diğer anlamda sabrımın sonudur.
    Sonuçta bu benim asli bir görevim değildi. Bilirsiniz, fahri olarak yürütülür.

    Beyhan Somalı, Hatice Bağdagül Enzin, Fatma Yılmaz, Zuhal Demir,Ozan Çapan, Barış Akyıldız, Nihan Şahin Güneş, Emine Alparslan, Aylin İbişoğlu, Sultan Daban, Menderes Sargın, Nilgün Dirim, Ali Özen, Olgun Kulaç, Nilüfer Çınar Çorlulu…
    Hepsi bugün de görevinin başında ve şükür ki sağlıklılar.

    Bir ben ayrıldım Sezen bey. Doktorumun önerisi ve kendi kararımdır. Hastalığımın nüks etmemesi gerekti.Tartışmayla kirletilemeyecek kadar onurlu bir hayat mücadelesidir! Bilemezsiniz.
    Son olarak,
    Şunu da anlamam gerek: İçinde çalıştığınız kurum ve üstleriniz eğer dediğiniz gibi politik baskılara teslim olmuşlarsa siz de mi bayrak çekmiş olursunuz? Beni bu konuda böyle mi ortaya atacaksınız?

    İçinde bulunduğunuz ve mensubu olduğunuz günümüz hukuk sistemini ve uygulamalarını bir düşünsenize…
    O sistemin bir mağduruyum ben!
    ABD nin bölgedeki emperyalist uygulamalarına karşı çıkan bir öğretmen olarak hukuki bir bedel ödemişken, siz hangi duruşunuzla bu konuda topluma karşı sorumluluğunuzu yerine getirdiniz?
    Beni iktidara yakın onlarla kol kola gezen biri olarak tanımlama-benzetme çabanızı kınıyorum.

    Bilakis sizide zaman zaman bahsettiğiniz bu yağcılar ve tetikçiler tarafından şikayet konusu edildim. İşin ilginç yönü hukuki süreçte öğrenmiş olduğum IP ve ikamet adresini de bildiğim satranççı camianın bilindik gammazcılarıydı bunlar.

    Mahvolan insanlar, kumpaslar, içeride sonlanan hayatlar ve geride kalanlar…
    Bu konuda hukukçu olarak size düşen bir görev oldu da bizler mi sizin mücadelenizi bilmiyoruz?

    Benzerlik kurmak istemezdim ama sonuçta M. BOTWİNNİK’in sözü sizi, bizi hepimizi bağlar:
    “Kültürel düşüş başladığında satranç ta bundan etkilenir”
    Yazılarımı yayınlama kararınız için teşekkür ederim.
    Sağlıcakla kalın.

    Beğen

Hakan Akın için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s