OCCAM’IN USTURASI

12. yüzyılda yaşayan din adamı Occam’lı William, genelde hekimlerin teşhis koyarken benimsediği bir ilkeyi ileri sürmüştü. Günümüze Occam’ın Usturası olarak gelen ilkeye göre, bir meseleyi çözmek için çok yaklaşım varsa ilk planda en basit yaklaşım tercih edilmelidir.

Bu yaklaşımda usturaya verilen sembolik rol de sorunu çözmekte gereksiz varlıkların kesilip atılmasıdır.

Bugün bir teşhis tekniği olarak kullanılıyor mu bilmiyorum ama sosyal ortamda veya iş yaşamında bu ilkeyi rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Özü, bir sorunu teşhis eden aynı nitelikte ve çok sayıda teori varsa, en basitini seçmek lazım.

Şimdi Occam’ın Usturasını Türk satrancının bugününe uyarlayalım ve yazımızın sonunda en basite ulaşmaya çalışalım.

HASTALIK

Elimizdeki veriler ışığında bugün Türk satrancının genel resmi ne?  Bunun için önce aktörler üzerinden tek tek gitmek faydalı olabilir:

1. Sporcu

Satrancın özü sporcudur. Satranç sporcu üzerine kurulur. Peki, Türkiye’de durum ne?

Yerlerde sürünüyor. Maddi koşullar ve geleceği belirsizlik içinde. Satranç sporculuğu bugün için parlak bir meslek olmadığı gibi meslek olup olmadığı dahi açık değil.

Milenyumda yaratılan suni satranç ekonomisi yirmi yılını doldurmadan çöktü.

Bunun sebebi ekonomideki bozukluk, çarpıklık değil, başlangıçtaki ayarların yanlış olması.

Bir kültürden canınızın çektiği gibi, tepeden inme bir ekonomik model yaratamazsınız.

Oysa yaratıldı, “tabelaya bakıp göbek atan” reis, sporcu üzerine kurulu olan, devletin arka planda kaldığı kültürü söktü, şımarık çocukların ve ebeveynlerin oyuncağına dönüştürdü.

Bu dönüşüm (ki ben yazmaktan artık bıktım) bir ekonomi yarattı ama kültürü çökertti.

Çöken kültürün altından parazitler fırladı.

Şımarık çocuktan daha şımarık veliler, TSF sitesinden tek hamlede mat çözenden çalıştırıcı, ev kadınından temsilci, otel görmemiş görgüsüzden yönetici, sahtekârdan kitap yazarı fışkırdı.

15 yıl içinde, varlık nedeni satrancı tabana yaymak olan Satranç Federasyonu, önce cehalete sonra da suça referans oldu. 

Günümüzde satranç federasyonunun sokaktaki adam için tanımı, hayali turnuva yapan, rant üreten, beş yıldızlı otellerde gezen bir örgüt.

Sporcu bunun neresinde?

Aslında hak ettiği yerinde:

Statüsü için mücadele etmeyen, yönetime talip olmayan, şikeye ses çıkaramayan, Marmaris’te darphane gibi unvan bastıran kapalı devre organizasyonları tartışmayan, suç düzenine eleştiri getirmeyen ustalar, sistemin kulu kölesi olmuş durumda.

Geçmişte yazdım, yine yazayım:

Türkiye’de bir istisna dışında (Suat Atalık) tüm unvanlı sporcular sistemin dilencisi konumundadır. Sistem sporcuların iradesini satın almıştır, kimse şikeye ses çıkartamaz, maddi talana tepki veremez, örgütlenemez, satranç bilmeyen bir ev kadını tarafından niçin yönetildiğini sorgulayamaz.

Bunu bir muhalefet grubunda daha yumuşak üslupla biri yazdı, adamı anında uçurdular. Mustafa Yılmaz’ı eleştirmek, ona “kul köle imasında bulunmak” ne demekti?

Oysa yazılan doğruydu, Yılmaz’ı, Can’ı veya Esen’i çağırın sorun, Bitlis’teki sahtekârlık umurunda değildir.

Üst düzey derken araya sıkıştıralım, sahi bizim ELO listemizin bir numarası Ipatov’a ne oldu?

Nerede? Türkiye adına ne yapıyor? Türkiye’den maaş, ücret veya imtiyaz alıyor mu? En son Türkiye adına hangi turnuvaya katıldı, niye burada değil, niye alt düzeye eğitim vermiyor?

Özetle kafasına sansürü yiyen adamın dediği doğru.

Sporcu sistemin kulu kölesi. Acı olan, ev kadını ilçe temsilcileri ile birlikte, durumdan en çok memnun olanlar da onlar gibi görünüyor.

2. Yönetici

Başkanlık makamı o kadar küçültüldü ki artık parkta tineri çeken kendisini TSF Başkanı olarak ilan edebilecek halde ve kimsenin buna şaşırmaya takati yok.

Geçmişte devlet üslubu olan Başkanlık makamı “tabelaya bakarım göbek atarım” ile başladı, Bitlis’te hayalet turnuvalara terfi etti.

Cahillik, kötüniyet, ayrıştırma; zamanla organize suça dönüştü. Güzel bir şarkı sözüdür, sanırım Ronnie James Dio’ya ait: “If you listen to fools, mob rules”.

Sistemi çok aptallaştırmamak lazım özetle. Cahilliğin baskın olduğu ortam günün birinde kaçınılmaz olarak suça dönüşür.

Ekonomi canlı bir varlıktır, dayattığınız modelin içinde üretim yoksa o model morfin etkisi yapar. Kısa vadede mutlu etse de orta vadede sinir sistemini bozar.

Satranç üzerine tepeden inme oluşturulan model satrancı değil, yöneticiyi kalkındırdı. Bunu yaparken “dahi ” yetiştirdiğini sanan avanak beyaz yakalıyı sömürdü.

Peki, kültürü yıkmak, derneklerde, okullarda, liselerde eğri doğru oynanan bu sporu cahil veli sürüsüne pazarlamak, kodları bu kadar zorlamak gerekiyor muydu?

Bir kısmı için gerekiyordu.

Aksi halde hangi Nilüfer, hangi Nihat, hangi Gülkız business uçabilecek, beş yıldızlı otel görebilecek, kaymakam ziyareti ile egosunu okşayabilecekti?

Ne var ki sistem parazitlerini üretti.

Kültürden kopunca salt ekonomi referanslı tuhaf yaratıklar çıktı. Bunlar ise geçmişin değil günümüzün aktörleri.

3. Öğrenci velisi

Hepimizin bildiği gibi günümüzde ebeveynler çocukları değil, çocuklar ebeveynleri yönetiyor.

Ebeveyn ya da veli günümüzde, çocuğun sırtına basarak marketing yapan pazarlamacı gibi. Çocuk piyanodan, dövüş sporuna, akşam dramaya ve ertesi gün satranç turnuvasına gidiyor.

Sonrasında bu çocukların hiçbiri, zorla yaptırılan bu hobileri hatırlamıyor bile.

Bir kısım ebeveyn, şehir efsanesi haline gelen “yavrum yurt dışında okuyacak, özgeçmişinde her şey olmalı” şizofrenisi ile çocuğu 4 ile 15 yaş arasında bulduğu her para tuzağına sokuyor.

Faydası, ebeveynin plazada, bankada, işyeri yemekhanesinde çocuk üzerinden hava basması:

“Şekerim çok zeki, drama öğretmeni dünya çapında yıldız olur dedi”

(saati dört yüz liradan kaş göz oynatmayı gösteren adamın sanki başka bir şey söyleme şansı varmış gibi 🙂 ).

Satrancın ekonomik hacmi kürede de küçük olduğu için, bu elbise bu sektöre her zaman dar gelir oysa. Satrançtan büyük paralar kazanamazsınız, ekonomi yaratamazsınız.

Satranç endüstriyel olamaz, kökü kültür çünkü.

Sana parayı basacak avanak ebeveyni Alekhine’in dehası konusunda bilinçlendiremeyeceğine göre, futbol, basketbol, tenis gibi atraksiyonu olan sporlar karşısında hiçbir şansın yok.

Futbol endüstriyel olabilir, oldu da zaten. Orada dönen para satrancın yüz katı kadar, orta düzeydeki futbolcu Lemina Galatasaray’dan yılda 4 milyon Euro alıyor, aynı sıralamada bir satranç sporcusu yılda 40 bin Euro kazanabilirse öpsün başına koysun.

Satranç endüstriyel olamayacağına göre, ortada iki seçenek var:

1 – Kültürel kodlarına dönecek.
2 – Yalan devam ettirilecek.

Yani öğrenci velileri başta olmak üzere, yalan üzerine kurulan ekonomi üzerinden insanlar kandırılmaya devam edecek.

Türkiye’de uygulanan bu ikinci modeldir, başkan olmak isteyen hiç kimseden ben birinci seçeneği duyacağımı sanmıyorum.

4. Diğer aktörler.

Yayıncı, takım üreticisi, marangoz, yazar, youtuber, uydu antenci, yaşam koçu…

Ha unutmadan bir de alt bürokratlar var (ilçe temsilcileri, il temsilcileri, kurul üyeleri).

Günümüzde hiçbir akıllı iş adamının satranca beş kuruş vermeyeceğini görebilirsek, geliratın sadece yönetme sızmak olduğunu teşhis edebiliriz.

Yılda 12 kere uçakla Batum’a, Prag’a, Moskova’ya, Konya’ya gideceğiniz; beş yıldızlı otellerde konaklayacağınız, çok sık toplantı yapacağınız ve çok iyi harcırah alacağınız bir iş teklif edilse bunu kabul eder misiniz?

Sorun şu ki Türkiye’de böyle bir iş yok, olsa da bunu size yaptırmazlar.

Oysa TSF’de Tarih Kurulu veya Sponsorluk Kurulu veya Yayın Kurulu gibi uydurma bir kurula kapağı atarsanız yukarıdaki paketin dörtte birine sahip olabiliyorsunuz

Kazara Yönetim Kuruluna girdiğinizde de paketin tamamına…

Sistem sporcu değil, yönetici üzerine kurulmuş durumda. Yöneticinin, sistemin kanını emmesi üzerine hatta.

İl temsilciliğinin nasıl bir gayya kuyusu olduğu açıklanmıyor. Derneklerle ve merkezlerle iş bağlantısı yapan olduğu da söyleniyor, hakem atamalarında iltimas döndüğü de.

O yüzden herkesin peşinde koştuğu yer, bu kurullar.

Hiçbir üst unvanlı satranç sporcusu artık turnuva kazanmak peşinde koşmuyor, en iyisi dahi 30 Elo daha arttırıp sistemin kaynaklarından beslenmek arzusunda.

Sistemin tepesindeki oligarşi kaynakların üzerine çökerek hiç kimseye hesap vermeden yiyor.

Bu sistemi eleştiren yok.

Eleştiri ”sen git ben geleyim” eleştirisi.

5. Muhalefet

En sona bıraktım.

Kişisel olarak, ilk günden beri Satranç Gönüllülerini ciddiye almadım, sevmedim de.

İnsan kaynağı sıfır ve neredeyse tamamı satranç kültürünün dışında bir tele-tubbie ordusu ile muhatap olmak. Aynı sıkıcı tekrarlar, ilkokul bir düzeyinde primitif yazılar ve hak edilmemiş şımarıklık.

Biri geçenlerde, minbere çıkmış bir imamdan mesel anlatıyordu mesela.

Yazının sonunu satranca nasıl bağladı bilmiyorum, muhtemel amacı imam propagandası yapmak olduğu için sonuna kadar okuyamadım.

Bir başkası (teyze) akrostişli şiir yazıyordu. Satranç Gönüllüleri harflerinden edebiyat anıtı.

Başkanı kendisini lider sanan, muhtemelen işi gücü olmayan bir Facebook figürü, birkaç zaman önce alfa liderlik üzerine saçmalıyordu (yani “ben liderinizim” demek istiyordu).

İnsan kaynağı sıfır olan, tek bir iş adamı tanımayan, hukukçusu olmayan, ev kadını, ev erkeği, emekli dul yetim ordusu ile Facebook’ta her gün satranca hakaret eden tuhaf bir güruh.

Bana tele-tubbie alemini hatırlatmaktan fazlasını vermiyor.

Tinky Winky, Dipsy, La-La, Po.

Elinize sağlık, emeğinize sağlık, elinize sağlık, Tinky-Winky çantasını kaybetti, emeğinize sağlık, Tinky-Winky çantasını mı kaybetti, evet Tinky-Winky çantasını kaybetti, elinize sağlık, biz satrancın gövdesiyiz, Tinky-Winky çantasını nerede kaybetti, ülkeye bir alfa lider lazım, elinize sağlık, Tinky-Winky çantasını ağaçta buldu, elinize sağlık, emeğinize sağlık…

KİM KİME CEPÇİ DİYOR?

Asıl korkuncu, Facebook grubu başkanının yazdığı şu yazı ve arkasından gelen itham:

“Bir Bilen Bir Bilmeyen! Dön Baba Dönelim. Satranç Bilmeyenden Sonra Sırada Satranççı Bir Piyon Adayı Var”

Altına yazılan yorum ise ağır bir hırsızlık ithamı, Altan Kıymaz isimli birinden geliyor:

“Ortak noktaları, yani ceplemek aynı olabilir”.

İtham Feridun Öney’e yönelik görünüyor. Piyon olmakla ve önceki başkanın piyonu olmakla itham ediliyor. Ama alttaki yorum çok ağır bir suç ve aymazlık: Ceplemek !..

Hukukta, işlenmemiş bir suç için kimseyi hırsızlıkla itham edemezsiniz.

Şimdi sorsan Türk satrancının gövdesi falan, hatta aralarında Türkiye’de satranç üzerine kurulan ilk dernek olduklarını zannedenler var (İSD 1943, geçen hafta kuruldu çünkü).

Ama konu o değil.

Konu, bunların sizin yarattığınız canavarlar olması.

İşi şirazesinden öyle çıkarttınız, öyle adamlara paye verdiniz ki, arkasından “Tam Başkan Olacaksın” diye alay ettiğiniz adamlar ciddi ciddi TSF Başkanı olacağı hayallerine kapıldılar.

Ceplemek tabirini küçümsemeyin, psikolojideki ayna etkisidir bu, aklında ceplemek olan adamın serzenişidir. Adam başkanlığı ceplemekten ibaret görüyor ve “niye biz ceplemeye gitmiyoruz” diyor aslında.

Oysa Cem Tarlabaşı’nın TSF Başkanı olmak bir yana, vasat bir yerde örneğin Beşiktaş’ta Balkan Lokantasında göreve getirilmesini gerektirecek ne olabilir, insan bilemiyor.

TSF Başkanı, repütasyonu çok yüksek bir yönetici olmalı. Çevresi olmalı.

Bir telefonla Turkcell CEO’suna ulaşabilmeli örneğin, akademik çevresi olabilmeli, satrancı bilmeli, dil bilmeli, yurtdışında networkü olabilmeli. FIDE Başkanı ile şakalaşacak düzeyde dil ve satranç bilmeli, ortak paydası olmalı.

Oysa senin elinde sadece bir Facebook grubu ve birkaç tele-tubbie var, ekip kur deseler Mukaddes Teyze’ye şiir yazdırıp, atla filin yerini tutturamayan adamı yönetime alacaksın.

Kaynak okumazsın, dil bilmezsin, özgeçmişindeki tek eylemin (suç olmasına rağmen) Dernekler Kanununa aykırı olarak otelde aracılık yapmak ve yüzüne gözüne bulaştırmak. Biri Dernekler Masasına şikâyet etse yargılanacak durumdasın.

Dernek olduğun halde açtığın hiçbir sivil toplum davası yok, ama tele-tubbieler altta sürekli olarak niçin Bitlis olaylarının dava edilmediğini sorguluyor.

Olur, seni Başkan yaparlar, hiç merak etme.

Diğer muhalefet kanadına ise yazı uzunluğu sebebiyle girmek istemiyorum.

Mahkeme üst bilirkişisi olduğunu iddia eden (bu kadar yıl bu işlerin içindeyim, üst bilirkişi lafını ilk kez duydum, üst geçit gibi 🙂 ), bakan müşavirliğini veya kamuda genel müdürlüğü cidden hayal edilemeyecek makam zanneden birinden ne bekliyorlar, onu da onlar anlatsın.

Yöresel Ürünler Pazarında kayısı satan amca için bunlar kuvvetli referanslar kabul ediyorum. Ama İstanbul’da yaşayan sıradan bir şehirli için bakan müşavirliği bir pozisyon dile değil.

Ancak iç dünyasının zirvesi, müsteşar danışmanlığı olan bir adamın satranç yönetimine zerre faydası olmayacağını görmek için kahin olmaya gerek yok. Sırf bu eziklik ve özenme kendi içinde, başlı başına bir tehlike.

Muhalefet dediğimiz olgunun içi temizlenmeden ve çok sert bir şekilde “satranç dışı parazitler” vücuttan atılmadan kimsenin bir gelecek beklememesi gerektiği kanısındayım.

Ev kadını gitsin derken, niçin işsiz ev erkeklerini veya yöresel ürünler referanslı  orta karar kişileri Satranç Yönetimine getirmek zorunda kalıyoruz?

Birinin oğlu öbürünün kızı mağdur oldu diye mi? Bu mu ölçü?

KÜÇÜMSEMEK

Evet, küçümsüyorum.

Herkesi de küçümsemeye davet ediyorum.

Çünkü küçümsemediğimiz zaman biri şiir yazıyor, öbürü imamın minbere çıkmasını anlatıyor, diğeri 1,450 olmayan kuvveti ile 2,700’lük sporcudan niçin ders almamanız gerektiğini utanmadan nasihat ediyor.

Birkaç yazı okuduktan sonra insanın zekasını toplamak için Kuantum fiziğine falan başlaması gerekiyor.

Bu derecede sıradan, cahilce ve vasat kariyerlerini gözlerimize sokuyorlar.

Küçümsemek bu sebeple gerekli. Önerim siz de küçümseyin ve bunu acımasızca belirtmekten kaçmayın, bu bir meşru müdafaa hali zira.

MARMARİS VAKASI VE SONUÇ

Önce seçimler ne olacak?

Elbette seçim değil atama olacak. Satranca değen anne elini siyasiler tutmak isterse tutacak, istemezse başka birini getirecek. Muhalefet olarak ortaya çıkan yapı taban bulamayacak.

“Tabelaya bakıp göbek atan” reis bu yüzden ortaya çıkmıyor. Hakikaten tabelaya bakıyor 🙂 .

Buna karşılık “muhalefet” yine de bir kavram olarak çok değerli. Bir muhalefet olmalı. Ama işine gelen suça değil, her suça, her parazite karşı çıkacak bir muhalefet olmalı.

Bunun basit bir simülasyonu var: Marmaris Vakası.

Bu vakaya itiraz edecek bir muhalefet var mı?

Marmaris’te sürekli FM ve IM üretmek için hep aynı adamların çağrıldığı danışıklı turnuvalar serisi var. Karya IM turnuvaları. Şu anda onuncusu oynanıyor.

Daha önce, geçmiş yüzyılda oynanmış bir partinin bire bir aynısı kopya edilerek oynanmıştı, açıkça şike görüntüsü veriyordu, kimse tartışmadı.

Şimdi Batu Angun’un ikinci turda büyük usta Vugar Rasulov ile oynadığı partiye aşağıdaki linkten bakın.

https://chess24.com/en/watch/live-tournaments/10th-marmaris-karya-im-2019/2/1/5

Batu Angun 2165 kuvvetinde, Vugar Rasulov 2506. Aradaki fark 341 ELO düzeyinde.

Soru şu:

2506 düzeyindeki bir büyük usta, kendisinden 341 Elo gerideki rakibine 17 hamlede (hamle tekrarı ile) berabere teklif eder mi? Hamle tekrarını çıkarttığımızda 14 hamlelik bir parti.

Siz hiç 341 Elo yüksek bir sporcudan 14 hamlede beraberlik teklifi aldınız mı?

Bana kimse kanıt demesin, spor hukuku karineye dayanır. Dünyada 2,500 üzerindeki hiçbir büyük usta, 2100 seviyesindeki 400 ELO gerideki sporcuya 14 hamlede berabere teklif etmez.

FIDE sadece bu partiyi değil, Marmaris IM turnuvalarını izlemeye almalı.

Bu turnuvalardan sürekli ve devlet destekli unvanlı adam üretimi var, her tarafı şike kokuyor. Dünyada hangi 2500’lük oyuncu 2100 düzeyindeki bir oyuncuya açılışta (hamle tekrarı suretiyle) beraberlik teklif etmiş örnekleri ile ortaya konmalı.

Kimi kandırıyoruz?

Yabancılar hep aynı isimler, yazın Anadolu turnesi yapan Gürcü, Azeri ve İranlılar (TSF’nin neredeyse kadrolu adamları Morteza, Rasulov, Benidze).

Kısa beraberlik partileri ya da önceden oynanmış Polugaevsky partileri ile FM ve IM üretimi…

Tamam, Bitlis’te şikenin örgütlüsü yapıldı, herkes isyanlarda. Peki, bu ne? Buna niye tek bir tartışma açılmıyor?

Tam bir kapalı devre win-win situation. TSF unvanlı sayısını arttırır, propaganda yapar, organizatör para kazanır, sporcular unvan alır, kaybeden yabancılar  TSF himayesinde kalır.

Smack-down seyrettiğinizde daha az kandırılıyorsunuz emin olun.

Aynı Rasulov, yine aynı turnuvadaki aynı Elo düzeyinde bir başka oyuncuyu 40 hamlede yenerken, niçin Angun’a 14-17 hamle aralığında beraberlik veriyor.

Yine aynı Rasulov, 7.turda tekrar karşılaştığı Angun’a tekrar (bu sefer 21 hamlede) kısa beraberlik yapıyor?

Ayrıca buna, geçmişte IM olmak için gerçekten çaba gösteren ustaların itiraz ve isyan etmesi gerekmiyor mu? Bu bir haksız rekabet değil mi?

Bu vaka bana şu kıstası veriyor:

Marmaris IM turnuvalarına açıkça ve net olarak karşı çıkan, bunu soruşturacağını ilan eden benim oyumu alır.

Ha derseniz ki aday olan daha yeni o turnuvada oynadı ve organizatörü ile kol kola fotoğraflarını yayınladı; aday olamayıp ağlayan ise, iki öncesinde oğlunu oraya soktu, haklısınız.

OCCAM

Türk satrancı bu çürümeyi yaşarken ne yapmalı? Çocuğu olan veya kendisi satrancı seven bir kişi hangisini seçmeli?

Adil beyi mi, alfa lideri mi, satranca değen anne elini mi?

Occam’ın Usturasına göre, böyle karışık görünen bir problemde fazla düşünmeye gerek yok. En basit çözümü seçmeli.

Yani hiçbirini.

Çözüm, kendinizi ve çocuğunuzu bu ortama sokmayın.

Evde oynayın, evde kaynak okuyun, etüt çözün. Hiçbir resmi turnuvaya girmeyin, Türkiye’de satranç oynatmayın, sisteme beş kuruş para vermeyin.

Çünkü sizi kandırıyorlar.

Bu kokuşmuş sistemi hepsi eleştiriyor gözükse de hiçbiri değiştirmek istemiyor.

Çocuk satrançta ilerlemek isteyecekse yurt dışında düzgün bir ortamda, satranç kültüründen nasip alarak; tele-tubbielerin, şikecilerin, yöresel ürün satıcılarının olmadığı yerlerde, asıl mesleğinin yanında bir kültür olarak takip edebilir. Bunu teşvik edin.

Yoksa çocuğunuz zehirlenecek, bu kaçınılmaz, benden söylemesi.

Ustura sizin elinizde, kesin atın 🙂 .

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s