DREAM TEAM

Bir spor üzerine tartışırken, ana denklemde her zaman tek bir referans noktasını esas alırız.

Bu referans, denklemin çekim merkezidir. Tartışma bu tek aktörün yörüngesinde döner, diğer yan aktörler bu çekim merkezinin gezegeni, uydusu, meteoru veya duruma göre bir şekilde yörüngeye yakalanmış uzay çöpünden fazlası değildir.

Bu değişken (aktör veya çekim merkezi), sporcudur.

Spor, sporcu üzerine kurulmuş ve kurgulanmış bir uğraştır.

Bunun sağlaması da çok basittir.

Denklemden neyi çıkarttığınızda denklem çökerse, çekim merkezi veya ana referans odur.

Güneş sisteminden Plüton gezegenini çıkarttığınızda Güneş sistemi çökmez.

Mars ile Dünya arasındaki falanca meteor kitlesini yok ettiğinizde, Satürn’ün iki uydusunu harcadığınızda da çökmez.

Ama sistemin merkezindeki güneşi denklemden çıkarttığınızda, örneğin güneş söndüğünde, sistem biter. Karanlık ve soğuk el koyar.

1992 yılında, Amerika Birleşik Devletleri ilk kez olimpiyatlara profesyonel basketbol ligi NBA oyuncuları ile katıldığında, profesyonellik ve olimpizm en büyük çatışmasını yaşamıştı.

O dönemin öncesinde, özellikle eski Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku (bana göre) adi bir gerekçe üzerinden haksız rekabet yapıyor ve olimpiyatları belli alanlarda silip süpürüyordu.

Dayanak, Doğu Bloku sporcularının amatör oldukları ve ücret karşılığı spor yapmadıkları idi. Bu gerekçe onların, amatör kabul edilen olimpiyatlara eksiksiz katılımını sağlıyordu.

Buna karşılık ABD’nin NBA’de oynayan basketbolcuları profesyoneldi ve olimpiyatlara katılmamaları gerekiyordu. Zira olimpiyatlar amatör ruha sahipti ve para kazanmak gibi pis işlerin peşinde koşan kişilerin, olimpiyat ruhunu kirletmemesi gerekiyordu.

Bu sebeple örneğin ABD olimpiyatlara Kolej ligi sporcuları ile katılırken, Doğu Bloku sporcularını Minsk’teki Radyo Fabrikasının işçi kadrosunda gösterip, sporcu maaşlarını buradan karşılıyor ama kâğıt üzerinde bir Rus veya Litvanyalı sporcu profesyonel ücret almamış görünüyordu.

Buna rağmen 1976 ve 1984 olimpiyatlarını ABD milli takımı kolej liginden gelen çaylak bile olmamış basketbolcuları ile kazandı, hatta 1984’te Jordan ve Ewing kolejden gelerek ABD milli takımında oynamışlardı.

1988’de ise amatör (!) Sabonis’li Sovyetler Birliği şampiyon olurken, yine amatör Drazen Petrovic ve Toni Kukoc’lu Yugoslavya ikinci oldu. Hiçbir NBA oyuncusunu kullanamayan ABD ise yine kolej takımı ile üçüncü oldu.

Bu riyakar durum dünyayı rahatsız ediyordu.

Geçmişte Wilt Chamberlain, Julius Erwing, Elgin Baylor, Kareem Abdul Jabbar gibi efsanelerden niçin koca bir dünyanın izleyicileri mahrum olmuştu? 

Her alanda örneğin yüzmede, atletizmde, jimnastikte inanılmaz imkânlara sahip olan ve maddi olarak çok iyi düzeyde yaşadığı bilinen sporcular olimpiyatlara katılırken, niçin basketbolda bu tuhaf ambargo vardı?

Üstelik Doğu Blokunun muvazaa yaptığı açık açık bilinerek, dünyanın en seçkin sporcularına ambargo uygulanıyordu.

Maddi olarak çok iyi durumda olan Mark Spitz, Carl Lewis, Ben Johnson, Sergei Bubka, Sabestian Coe ve daha niceleri. Hatta amatör Johnny Weissmuller sonradan Hollywood’da, Tarzan filmi ile ayrıca parasına para katmıştı.

Yazının başında yazdığım gibi oldu ama.

Güneş o kadar etkiliydi ki karları çözdü ve eko-sistem bir gerçeği görmek zorunda kaldı.

Spor, ancak sporcu varsa değeri olan bir sistemdir.

Böylece ABD, o dönemin en hırçın takımını Detroit Pistons’un hocası Chuck Daly önderliğinde, 1992 Barcelona Olimpiyat kadrosunu oluşturdu.

Chuck Daly teknik düzeyi çok yüksek olan ve gelmiş geçmiş en büyük 4-5 hocadan biri kabul edilen bir NBA efsanesiydi (2009’da öldü).

Gerçi Detroit Piston’un iki sene üst üste şampiyon olduğu sezonda “Jordan Kuralları” başlığı altında oldukça tartışmalı bir dizi sert ve kısa kuralın hazırlayıcısı olduğu tartışılmıştı ama Dream Team’in başına geçmesi genel kabul görecekti.

“Jordan Rules” kısaca Michael Jordan’ı durdurma, verimini engelleme amacıyla yapılacak bir dizi sert ve acımasız önlemi içeriyordu.

Bu önlemler (yani trash-talk, tekme ve tokat) Jordan’ı gerçekten pasifize etmiş, “Bad Boys” yani Isiah Thomas, Dennis Rodman, Joe Dumars, Rick Mahorn ve Bill Laimbeer’li çete, 1989 ve 1990 sezonlarını, tabir yerinde ise herkesi döve döve kazanmıştı.

(Çok ilginçtir. Jordan Pistons’ın şampiyon olduğu bu iki sezondan sonraki ilk yaz döneminde kendisini ağırlık ve fitnessa verecek ve çok güçlenecekti. Sonrasında gelen Bulls dominasyonu işte bu kötü dönemin ona hediyesidir. Jordan yıllar sonra “Jordan Kuralları sayesinde bu günlere geldim” diyecek ve fizik güçlenmesini bu döneme bağlayarak, hakkını verecekti).

Detroit Pistons o iki sezon şampiyon olduğunda, bir anti “dream team” olan Detroit Pistons’dan ve yukarıda saydığım oyunculardan, Detroit şehri dışındaki tüm Amerikalılar nefret ediyordu.

1992 Barcelona Olimpiyatları Rüya Takımı ise bir daha asla bir araya gelemeyecek efsanelerden oluşacaktı:

Patrick Ewing, David Robinson, Charles Barkley, Chris Mullin, Michael Jordan, Scottie Pippen, Magic Johnson, Clyde Drexler, Karl Malone.

Takımda tek çaylak Chris Laetnerr o senenin Kolej liginin en iyi sporcusu seçildiği için alınmıştı ve takımı Malone’un ekürisi, John Stockton tamamlıyordu (Stockton, bu satırların yazarının idolüdür 🙂 ).

Ha pardon, bir de evinin önüne kendi başına asfalt dökerken sırtını sakatlayan ve turnuvayı kenarda yüzüstü izleyen ama oyuna girdiğinde de dört dörtlük oynayan Larry Bird tabii ki.

“Sporcunun olmadığı sporun var olamayacağı” bu katılımla tescillenirken, diğer taraftan, bir başka sporcu üzerinden gelişen çok büyük bir tartışma vardı.

(Bu arada biliyorum, burası bir satranç blogu. Ama ne yapayım, geçen hafta ceza hukuku, ondan önce de uydu antenciliğinin Türkiye’deki sorunlarını yazdım. Norveç’te değil, Türkiye’deyiz çünkü 🙂 .

Kaldı ki Gülkız hanımı yazmaya kalksam, sportif özellikleri için cümleyi tamamlayacak gücüm yok, sadece “törenlerde eşarbı güzel bağlıyor” diyerek yazıyı bitirebilirim.

Bu yüzden sonuna kadar sabret değerli okur).

Tartışma şuydu:

Rüya takımın oyun kurucusu olma hakkı çok doğal olarak ligin en iyi oyun kurucusu olan Isiah Thomas’ındı. Milli takıma çağırılan Stockton yarı sağlamdı, sakatlıktan yeni çıkmıştı, Magic Johnson ciddi bir Aids sorunu yaşıyordu.

Ancak Jordan vetoyu bastı.

İki sezon önce sürekli küfürlerine, tekmelerine ve her türlü insanlık dışı faullerine maruz kaldığı Bad-Boys çetesinin lideri Isiah Thomas’ı istemiyordu.

Isiah Thomas gelirse, Jordan oynamayacaktı.

Jordan bunu hiç doğrulamadı ama ABD Basketbol Federasyonundan Rod Thorn kendisine bizzat Jordan’ın “Isiah oynayacaksa ben katılmayacağım” dediğini ifade edecekti.

Sonradan Rüya Takımın -hatta yakın arkadaşı olduğu söylenen Magic Johnson da dahil olmak üzere- tüm oyuncularının bu vetoya katılması sonucu Thomas takıma alınmayacaktı.

Bunun üzerine Pistons’un Genel Menajeri Jack McCloskey Federasyondan istifa etti, milli takımın koçu Chuck Daly bir söylentiye göre ağlayana kadar yalvardı ama işte kural burada devreye çok acımasızca giriyordu.

Sporun ana merkezi sporcudur.

İstersen güneşe merdiven kur, çık. Senin bir yönetici olarak değerin her zaman sporcunun altındadır.

Dream Team beklendiği gibi 1992 olimpiyatlarını kazandı, bir daha da öyle bir takım kurulmadı.

Bugün internete girip 1992 Barcelona olimpiyatlarını aradığınızda ve Dream Team ile karşılaştığınızda her zaman Jordan, Bird, Magic, Postacı Malone, Sir Charles, Patrick Ewing ve Amiral David Robinson karşınıza çıkacaktır.

Acımasız tartışmalar ve Thomas gibi bir efsanenin takıma alınmaması bile bu büyük hikayede sadece ama sadece, sporcu aleminde geçen ve o alemde hükmü verilen bir alt hikayedir.

Kimse o dönemin ABD Basketbol Federasyonunu başkanının kim olduğunu bilmez. Hangi yönetici ağladı, kim istifa etti, kim kimin yerine atandı bunun önemi yoktur, olmamıştır da.

Dünya o takımın on iki adamını ezbere sayabilir. Tek bir Federasyon yöneticisini ise asla !

BİZİM ÇÖPLÜK

Şimdi bu rüyadan silkinip kendi çöplüğümüze döndüğümüzde ne görüyoruz?

Türk satranç sporunda merkezde ve denklemde ne var?

Sporcudan başka her şey var.

Yaşlı teyzenin Tal analizi var, uydu antencinin izdivaç programı yapıp kâğıt oyunları ile satrancı halvet etmesi var, iki satır ironi yapan adamı Facebook sayfasından kovan muhalefet var (ülkede muhalefete muhalefet yapmak yasak çünkü. Bu adamlar kazara iktidara gelse neler yapacak siz düşünün), yirmi küsur kurul var, fidan sertifikası var, hatim indirilen turnuva var, turnuvaya çağrılan ama kovulan Ermeni sporcu rezilliği var.

Sporcusuz turnuva bile var.

Bir tek sporcu yok.

O kadar yok ki koca Federasyon artık turnuva ilanlarında iyice deliye bağladı, sadece ödül verenleri yazıyor. Turnuvayı kim kazandı, kim katıldı, kim kategori ödülü aldı. Yok!

Türkiye’nin kâğıt üzerindeki en itibarlı üç yaz turnuvasının kapanışını, TSF sitesinden örnek vererek ispatlayayım, bakalım siz bu yazılarda kaç sporcu bulacaksınız.

2019 İSTANBUL AÇIK

TSF şöyle duyurmuş:

“2019 İstanbul Uluslararası Açık Satranç Turnuvası, Karadeniz Eğitim Kültür ve Çevre Koruma Vakfı’nın ve Türkiye Satranç Federasyonu iş birliği ile Karadeniz Eğitim Kültür ve Çevre Koruma Vakfı salonlarında gerçekleştirildi. 

11 ülkeden toplamda 421 sporcunun kıran kırana mücadele ettiği turnuvanın kapanış töreni, Türkiye Satranç Federasyonu Başkanı Gülkz Tulay, Karadeniz Eğitim Kültür Ve Çevre Koruma Vakfı Başkanı Yusuf Cevahir, Başkan Yardımcısı Hamit Tahan, Vakıf Üyesi Yavuz Tellioğlu, Vakıf Üyesi Murat Kotra, Vakıf Üyesi Mustafa Yazıcı, Vakıf Üyesi Tuncer Yılmaz, Vakıf Genel Sekreteri Hüseyin Güler, TSF MHK Başkanı Ahmet Uçtu, İstanbul İl Temsilcisi Rıza Öney, Turnuva Gözlemcisi IA İsmet Arvit, Turnuva Başhakemi IA Bilge İbrahim Özel, Turnuva Koordinatörü IA Hakan Özgür, misafirler ve sporcular ile gerçekleştirildi.

Protokol konuşmalarından sonra TSF Başkanı Tulay’ın Fidan Sertifikasını Karadeniz Vakfı Başkanı Yusuf Cevahir’e takdim etmesinin ardından ödül törenine geçildi.“

Bu kadar.

Aha bunlar da linkidir; hem TSF resmi sitesi hem de İl Temsilciliği sitesi:

http://www.tsf.org.tr/guncel-haberler?start=11
http://istanbulopen.tsf.org.tr

Yukarıda da alıntıladığım gibi, turnuvanın bitiş yazısında tek bir sporcunun adı geçmiyor.

İstanbul Open bitmiş, törene Gülkz Tulay katılmış (koca TSF sitesi başkanının adını bilmiyor, tabii törene ablası falan katılmadı ise).

Sonra Karadeniz birşeyler birşeyler ve birşeyler Vakfı Başkanı Yusuf. Onun yardımcısı Hamit, üyesi Yavuz, üyesinin üyesi Murat, Mustafa, Tuncer ve devamında adını bir daha hiç duymayacağımız bir araba dolusu yönetici.

Koca bir turnuvanın kapanışında, turnuvayı kazanan sporcusunu yazmayan ama yoldan geçen dolmuşu durdurup içindeki yolcuları törene sokup sertifika veren bir kurum.

Sporcusunun ismini, üstelik de ödül töreninde yazmaktan aciz bir Federasyon.

2019 TROYA AÇIK TURNUVASI

Peki, yılların Troya turnuvasının kapanışı ve ödül töreni nasıl verilmiş. Önce linke tıkla ve selamı al ey okur 🙂 .

http://www.tsf.org.tr/guncel-haberler/14085-27-troya-acik-tamamlandi

“27. Troya Uluslararası Açık Satranç Turnuvası 19-25 Ağustos 2019 tarihleri arasında Anafartalar Spor Salonu’nda yapıldı. Ödül törenine Çanakkale Gençlik ve Spor Şube Müdürü Sedat Bektaş, TSF Asbaşkanı Halil Hilmi Darı, Çanakkale İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürü Ali Ustabaş, TSF Çanakkale Satranç İl Temsilcisi Yasemin Kaçar, Turnuva Direktörü Erkan Sadi Uysal, sporcular ve misafirler katıldı.

Gençlik ve Spor Şube Müdürü Sedat Bektaş, Turnuva Direktörü Erkan Sadi Uysal, İl Temsilcisi Yasemin Kaçar, Turnuva Bahakemi IA Melih Çiçek ve Turnuva Gözlemcisi IA Fuat Ergür fidan sertifikalarını TSF Asbaşkanı Halil Hilmi Darı tarafından aldı. 

Derece yapan sporculara ödüllerini Çanakkale Gençlik ve Spor Şube Müdürü Sedat Bektaş, TSF Asbaşkanı Halil Hilmi Darı, Çanakkale İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürü Ali Ustabaş, TSF Çanakkale Satranç İl Temsilcisi Yasemin Kaçar, Turnuva Direktörü Erkan Sadi Uysal, Turnuva Başhakemi IA Melih Çiçek ve Turnuva Gözlemcisi IA Fuat Ergür takdim etti.”

Turnuva Bahakemi diyor ama ben çözemedim 😀 .

Valla yazıda sporcu kelimesi bir yerde anonim olarak geçiyor. Buradan anladığımız kadarıyla bu turnuva da sporcu ile yapılmış (sporcusuz yapılanı için lütfen bakınız, Bitlis İli).

Peki, turnuvayı kim kazanmış?

Yasemin Kaçar olmalı, zira yazıda her yerde o geçiyor, arada sertifika falan almış, bir sonrakine Allah tamamına erdirsin, Pulitzer’e bekleriz.

Haberde ödül töreninden fotoğraf da var, vermemek olmaz.

Koca salonu ve ödül törenini içinde bir sporcu olmadan çekmek, pirince şiir yazmak gibi olmalı.

Gördüğünüz gibi ortada Alexander Beljavsky ödülünü alırken, sağda Dennis Rodman ve solda Simona Halep bu eşsiz ana eşlik ediyorlar.

2019 BURDUR AÇIK TURNUVASI

Aha bu da sonuncu turnuva haberi:

“Burdur Açık turnuvası:

Burdur Belediyesi ve Türkiye Satranç Federasyonu’nun Burdur Gölü’ndeki çekilmeye dikkat çekmek amacıyla “Göl yoksa Burdur’da yok” sloganıyla düzenlenen Burdur Gölü Uluslararası 5. Açık Satranç Turnuvası ödül töreni ile sona erdi.

Burdur Belediye Başkanı Ecz. Ali Orkun Ercengiz,  TSF Başkanı Gülkız Tulay, Burdur Gençlik ve Spor Müdürü Orhan Kemerkaya, Burdur Bahçeşehir Koleji Kurucusu Hurşit Çetin, Burdur Bahçeşehir Koleji Kurucu Genel Müdürü Osman Çoban, TSF Burdur İl Temsilcisi Orhan Altın, Turnuva Gözlemcisi IA Mustafa İmamoğlu, Turnuva Başhakemi FA Bedrettin Günay, sporcular ve misafirlerin katılımları ile ödül töreni başladı.

Ödül töreninde Burdur Belediye Başkanı Ecz. Ali Orkun Ercengiz ve TSF Başkanı Gülkız Tulay yapılan konuşmaların ardından hakem ve sporculara ödüllerini verdi”

Turnuvanın sonunda tören olduğuna göre benim tahminim bu turnuvaya da katılan hatta utanmadan kazanan birileri olmuş.

KÖTÜ GEÇEN ÇOCUKLUK MU ?

Sadece 3 örnek verdim.

Bugün Türkiye’de turnuvalar, adını sanını bilmediğimiz yöneticilerin birbirlerini piş pişlediği, ödül kazanan sporcunun isminin, fotoğrafının olmadığı; hayatındaki tek numarası bu resimlerde çeyiz bekleyen gelin pozu vermek olan hanım kızların olduğu sürreal bir ortam…

Sporcunun olmadığı spor…

İddia ediyorum, bu hızla giderse TSF, maliyetlerden ve zaman kaybından kurtulmak için birkaç sene içinde turnuvaları da hiç yapmayıp doğrudan açılış ve kapanış törenleri yapacak.

Çünkü yukarıdaki 3 turnuvayı hiç yapmamış olsan, zaten koyacağın yazı bu olur.

Geldik. Açılış Töreni.

Gidiyoruz. Kapanış Töreni.

Yine de kehanetimi dikkate alın. Gerçekten bu olacak.

Bu hızla gidilirse, iki sene sonra sporcusuz turnuva gelecek, benden uyarması. Kaldı ki Bitlis falan derken, elde hazır data ve deneyim de var. Why not sugar?

Allah yeter ki protokole, sertifikalara ve ödüllere zeval vermesin. Amin.

BİTİRİRKEN

Öğrencisiz eğitim, insansız devlet, kansız kan dolaşımı olmaz.

Basketbol sporcusu olmadan NBA olmaz. Sporcusuz spor olmaz.

Devlet Başkanı’na uzun atlama yaptıramazsın.

Bu tarafa dönersek, Türk satrancını uydu antencilerle, hayatında satranç oynamamış üçüncü sınıf il temsilcileri ile birbirlerini sürekli pohpohlayan kukla adamlarla tanımlayamazsınız.

Türk satrancı bugün en ağır buhranını yaşıyor.

Terbiyesiz, seviyesiz, menfaatçi, cahil bir zümre satrancı ele geçirdi.

Buna sesini çıkarmayan, dahası bunun dilencisi haline dönüşen ustalar bu günahın ihanet kontenjanındaki sorumluları. Her dönemin tarihi yazılır, bu dönemin de yazılacağı gibi.

Bugün elimizde olan ise, sporcularının ismini yazamayan bir yönetim.

Sporcusunun adını yazamayan bir yönetici, spordan da sporcusundan da nefret ediyordur.

Turnuvalarda satranç dışı onlarca adamı itina ile kürsüye çıkarıp sayfalarca yazarken, ter döken sporcunun ismini yazmamak kötü geçen bir çocukluk dönemi ile açıklanır sadece.

Girişte, gerçek sporcuların, koca bir ülkeyi hatta dünyayı nasıl dizayn ettiğini, kalıba soktuğunu ve dikte gücünü anlatmak istedim.

Yazının sonu ise koca Türk Satrancının içine düştüğü sefalet.

Sporcusuz Spor.

O yüzden yazının üstü Dream Team.

Altı ise Nightmare Team.

Dipnot:

Haklı olarak Bitlis vakasını duymak istiyorsunuz.

Yargı süreci ve bir önceki uzun yazımda anlatılan eş zamanlı diğer idari süreçler izlenecek, gelişmeler, bilgi tahtında burada size duyurulacak.

Hiçbir şey eksiksiz yapılmayacak.

Çünkü sporcusuz spora karşıyız.

Bakalım Türk Yargısı da karşı mı?

DREAM TEAM’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s