YAŞAM KOYUNU

Her şey aşağıdaki fotoğrafla başladı.

Evde oturuyordum, ekran başında uyuklarken bu resim her nedense gözüme çarptı.

Ellerini askeri düzende ileriye uzatan mutlu insanlar. Ekrandan bile alabildiğim serotonin kokusu, bir şeyleri halletmiş ve başarmış olmanın yüze vuran, yarı utangaç ifadesi.

“Türkiye Satranç Federasyonu İl Temsilcileri Toplantısı, 6 Nisan Cumartesi günü Ankara Holiday Inn Otel’de başladı.

Toplantı programının açılışında konuşma yapan TSF Başkanı Gülkız Tulay, TSF İl Temsilcileri Toplantısını, sadece teknik konulara ilişkin bilgi alışverişinin yapıldığı bir program olarak değil, aynı zamanda aile bağlarını güçlendiren bir buluşma olarak gördüklerini ” 

vesaire vesaire…

“Türkiye Satranç Federasyonu bugün ülkenin en güçlü spor federasyonlarından biriyse, bunun en önemli sebeplerinden biri, 81 ilde, 500’ü aşkın ilçede gece gündüz çalışan satranç emekçilerimiz, il-ilçe temsilcilerimizdir”.

Okurken iyi gibi geliyor ama analize muhtaç bir cümle.

Öncelikle insan korkuyor, 81 il temsilcisi, 500 ilçe temsilcisi, 1400’lerde Ankara savaşının kaderini belirleyecek kadar bir nüfusa karşılık geliyor.

Hadi bazı ilçelere aynı temsilciden birkaç tane verelim, yine de iyimser hesapla (ilçelerden yüzde 30 tenzilatla) ortaya çıkan temsilci sayısı, il ve ilçe bazında dört yüzü geçiyor olmalı.

Daha önce yazmıştım ama insanlar nedense overlok üzerine yazdıklarımı daha iyi akıllarında tuttukları için unutuluyor, Hollanda’da beşi zorunlu toplam yedi kurul var, il temsilcisi falan yok. Koca ülke satrancı yirmi kişi ile idare ediliyor ve tahmin edeceğiniz gibi bizden iyi durumdalar.

Temsilcilerin gece gündüz çalıştığı ise çok müphem. Bir kere her şeyden önce adam gece niye çalışsın, ne yapacak mesela, sabaha ezanına kadar masa mı taşıyacak?

Ya da İstanbul’da her sene olduğu gibi bu sene de bir uluslararası turnuva yapamamanın açıklamasını gece mesaisine mi sıkıştıracak?

Bu toplantı 6-7 Nisan 2019 tarihinde Ankara Holiday Inn Otel’de yapılmış. iki gün sürmüş ve bir gece konaklama olmuş.

Bu tarafı nedense beni çok ilgilendiriyor.

Çünkü ben olsam toplantıyı TSF’de yapardım -ki Sabri bey öve öve bitiremedi- herhalde bir toplantı yapılacak salonu vardır artık. Kaldı ki Satranç Tarihi Komisyonu bundan 2,5 yıl önce orada toplanıp ilk kartopunu atmıştı, tarihsel değeri de var.

Bu kadar adam TSF’ye sığmazsa o zaman bir üniversiteden ricacı olunur, bir amfi veya salon tahsis edilir, yıllık toplantı sıfır maliyetle bitirilir.

NİÇİN HOLIDAY INN?

Niçin Holiday Inn? Niçin iki gün?

Çünkü Holiday Inn’de konaklama demek, kamu kaynağının InterContinental Hotels Group’a aktarılması demek. Oysa biliyoruz ki iflas sınırında olan IC Hotels Group değil, bizim TSF.

Yani işin tam tersinin olması lazım, IG Hotels Group sponsor olup TSF’ye kaynak aktarmalı. Oysa elin otel zincirine, batık TSF kıyak yapıyor.

80 – 100 kişilik 5 yıldızlı konaklama malumunuz, satranca değen anne elinden çıkmıyor, sizin lisans bedellerinden ve kamu kaynaklarından çıkıyor.

Ayrıca niye iki gün?

Protokolde Hilmi ağbi, Nilüfer abla, en az on kurul başkanı konuşsun, Aşkın bey selfie çeksin, hitamında Kişisel Gelişim Uzmanı insanları havaya zıplatsın diye mi (oraya ayrıca geleceğim).

Bu arada konuyu dağıtmak gibi olmasın, kurumun her ortamda olur olmaz adamları dakikalarca konuşturmasına hayranım. Bunun tek istisnası Genel Kurul.

Çan ilçesinde on çocuğun katıldığı turnuvada bir saat konuşan zevat, iki yılda bir yapılan genel kurulu on yedi buçuk dakikaya bağlıyor. E bu iktisadı beş yıldızlı otel toplantısında yapsana 🙂 .

Protokol konuşmalarından sonra toplantı nasıl aktı bilmiyoruz, örneğin koca yıl hiç turnuva görmeyen en az altmış il olduğunu tahmin ediyorum, ama bu bir yana, toplantının devamında “Ben Kimim – Biz Kimiz” temalı acayip bir çalışma olduğu görülüyor.  

Yazının başındaki resim işte bu çalışmanın, tekemmül etmiş hali.

Şimdi sorularımız:

1 – Niçin il temsilcileri toplantıları TSF binasında ya da bir Kurumun ücretsiz tahsis edilecek konferans salonunda değil, Holiday Inn’de yapılıyor?

2 – Otelde yapılan konaklamanın toplam bedeli nedir?

3 – Konaklama dışında otele, toplantı odası, yemek ve ara sunumlar için ne kadar ödendi?

Yüz kişi desek, oda başına indirim dahi alınsa, salon kirası, geceleme, öğlen yemeği, kahvaltı dahil kişi başına 300 TL ortalama çıksa, 30,000 TL olabilir mi?

4 – Peki Kişisel Gelişim Uzmanına ödenen bedel ne olabilir?

5 – Bu toplantının Türk satrancına yararı nedir, mesela bu toplantıda alınan ve uygulamaya geçirilen tek bir somut karar ve aksiyon var mıdır?

6 – Adem Karafilik kimdir? Satranç bilir mi, kaç resmi turnuvası vardır, akademik geçmişi nedir, lisans seviyesinde psikoloji veya pedagoji eğitimi var mıdır? Referansı nedir? Ne mezunudur?

Neyse ki bu sorunun cevabını biliyoruz, Adem bey bizzat web sitesinde özgeçmişinde yazmış, ben de aşağıya alıntıladım, meraklısı aşağıdan görebilir.

7 – Türkiye Satranç Federasyonu aşağıda özgeçmişini sunacağımız bu kişiyi niçin milli takım dahil, farklı organizasyonlarına çağırmaktadır?

8 – TSF, satrançla ilgisi olmayan 3. kişi konumundaki öğrenci velilerine de bu kişinin sunum yapmasına niçin aracılık etmektedir?

9 – TSF’nin, bir Kişisel Gelişim Uzmanına müşteri bulmak ve aracılık etme görevi var mıdır?

10 – Velilerden para toplanmış mıdır, bu aracılık TSF’nin görev-yetki aşımı değil midir?

11 – Gelişim Uzmanı olduğunu iddia eden; buna karşılık satrançla, sporla, psikoloji ile pedagoji ile hiçbir bağı olmayan bir kişi nasıl seçilmiştir? Hizmet alım ihalesi yapılmış mıdır?

12 – Bu kişiye TSF kaç lira ödemiştir? Bu ödeme hangi tarihte, hangi kaynaktan yapılmıştır?

KİŞİSEL GELİŞİM UZMANI

Boşanma avukatları için üretilen kötü bir espri vardır. Bir boşanma davasında genellikle kazananın hangi taraf olduğu sorulduğunda cevap “avukatlar olur” denir.

Kişisel Gelişim Uzmanlığı da buna benzer bir şey olmalı. Şöyle ki:

Kişisel Gelişim Uzmanlığı, sadece kişisel gelişim uzmanının kişisel olarak geliştiği uzmanlığa verilen addır.

Seans başına hediyesi en az 10,000 baloncuk çünkü.

Biliyorum çünkü bir dönem bankacılık sektöründe bunu denetlemiştim, bankalar batmadan önce, iki binli yılların öncesinde ve az sonrasında.

O dönemde pazarlama uzmanlarını veya şube çalışanlarını kırlık araziye götürüp, paintball oynatıp, üç saat sonra ilk resimde gördüğünüz gibi havalara sıçratıp, yüz bin doları kesiyorlardı.

Buna “iç motivasyon”, “building a team”, “task force”, “birliktelik”, “gücü paylaşmak” gibi o dönemin moda sözcüklerini serpiştirerek pazarlayan “Motivatör” şirketleri kim bilir kaç bankanın hatta kamu kurumunun kanına girmişti.

Çünkü genel müdürün veya bu saçmalığı organize eden sosyal işlerden sorumlu falanca genel müdür yardımcısının cebinden çıkmıyordu o para.

Yönetici zevat, zam döneminde gişede anası ağlayan memure Şerife’ye yüzde iki zammı çok görüp, senede en az yüz organizasyonda on milyon doları bu zırvalığa gömebiliyordu. Ha içeride dönen ayrı bir avanta var mıydı, bir şey denemez. Babaannemin tabiri ile “günahı boynuna”.

Kişisel Gelişim Uzmanı denen işin gerçekte ne olduğunu merak edenler şu faydalı yazıya göz atsınlar, görüleceği gibi öyle kuralı, okulu yok. Canınız çektiğinde siz de bir “kişisel gelişim uzmanı” olabiliyorsunuz:

https://tr.linkedin.com/pulse/nasil-ki%C5%9Fisel-geli%C5%9Fim-uzmani-olunur-ayd%C4%B1n-serdar-kuru

“Ay ben de ilçe temsilcisi oldum kız anne” diyen günümüz ev kadınlarının daha akademik görüneni bu; sadece “oldum” demeniz yeterli. Gerçekten, şaka yapmıyorum.

TSF’NİN BİLANÇOSU

İnsanlar özel çalışanların hesaplarının korunduğunu, Kamunun ise her yönüyle açık olduğunu zannederler. Aslında tersidir.

Benim basit bir mühendislik ofisim olsa en az üç yılda bir sektörel vergi incelemesine girerim, kazara bir yıl zarar etsem, vergi çıkmayacağı için soruşturma geçiririm.

Oysa TSF’nin bilançosuna bu ülkede ulaşabilen tek bir adam yok.

İki yılda bir olması beklenen mali genel kurul, toplam beş konuşmacı ile (ilki sağlık raporunun nasıl alınacağını anlatan hekim, diğeri “satranç oynamayı bildiğini” söylemek üzere kürsüye on saniyeliğine teşrif eden yönetici dahil) toplam yirmi dakikadan az sürede sona eriyor. Konuşmacı başına 3,5 dakika.

İki yıl bekle ve yirmi dakikada ham hum şaralop. Yukarıda da yazdım, genel kurulda vakti bu kadar kıymetli olan zevat, Haramidere AVM turnuvası açılışında Truman Doktrinini okuyor.

TSF, bilançosunu veya ayrıntılı gelir gider tablosunu hiç birimize göstermiyor.

İştirakleri nedir, kar mı zarar mı ediyor bilmiyoruz.

Mülkü nedir, üzerinde kısıtlama (ipotek/haciz) var mı bilmiyoruz. Varsa sorumlusu kim?

Alt skontlar bazında hesap bakiyeleri yok. Yöneticilerin üzerinde avans var mı bilmiyoruz. Yusuf Doğruer mesela, 1 yılda ne kadar temsil gideri kullandı, Aşkın Keleş 1 yılda ne kadar yurt içi ne kadar yurt dışı harcırah aldı? Bilmiyoruz.

Daha beteri, TSF’nin dışarıdan aldığı hizmetler için ödediği bedelleri bilmiyoruz. Otellere kaç lira ödendi, kimlere hizmet alımı yaptırıldı, bunlar tabu.

PEKİ NEDEN?

TSF, Gülkız hanımın Mersin’deki aile şirketinin adı olsa, bırakın iki yılda yirmi dakikayı, yeri gelir günde on iki saatini vergi memuru huzurunda el pençe bilanço analizi vermeye ayırırdı.

Vergi İdaresinden Sosyal Güvenlik Kurumuna, Bakanlığından mal sattığı (hizmet verdiği) sıradan vatandaşa, tüketiciye kadar herkese…

O halde, aslında mülkiyete kamuya yani size ait olan, sizin vergilerinizle, lisans bedellerinizle var olan bir Kamu Kurumu nasıl bu kadar dışa kapalı olabiliyor ve hesap vermekten muaf olabiliyor?

KAMU YARARI KAVRAMI

İdare hukukunda, bir idari işlemin tek bir maksadı olduğu söylenir: Kamu Yararı.

İdare, yani kaynağını sizin verginizden alan her kurum yaptığı her işi KAMU YARARI üzerine yapmak zorundadır.

İkinci kural da şudur: Kamu hizmeti kar amacı gütmez (Fransa’dan mülhem bu evrensel ilkenin ülkemizde 1980 darbesi sonrasında ırzına geçilmiştir).

Türkiye’de hiçbir üniversitede Kişisel Gelişim Uzmanlığı diye bir bölüm, kürsü veya alan yok.

Bu, tamamen günümüz beyaz yakalısını kazıklamak üzerine uydurulmuş, suni bir saha.

Konu sporcu ise spor hukuku, çalıştırıcı, psikolog, pedagog bir faktör olabilir.

Kişisel Gelişim Uzmanı ise olamaz, çünkü bilimsel karşılığı yok. Üniversitede kürsüsü olmayan bir alan yok hükmündedir, bilim dışıdır (üfürükçü veya mandanın kaval kemiğinden gelecek okuyan şaman falcı daha bilimseldir, rayiçleri daha ucuz en azından).

Adem bey bir Kişisel Gelişim Uzmanı.

Kendi web sitesinde sunduğu özgeçmişinde şunlar var:

– 1963, Çorum, Sungurlu’da doğdu.
– İlk, Orta ve Lise eğitimini Kırıkkale’de tamamladı.
– Lise ve üniversite yıllarında aktif olarak spor yaptı (burası harika 🙂 ).
– Üniversitenin son yıllarında ve mezuniyetinden sonra tiyatro çalışmalarına katıldı.
– Üniversite yıllarında ve mezuniyetinden sonra Saç metal kalıp konstrüksiyonunu ve imalatında çalıştı.
– 1989 yılında Gazi Üniversitesi, Teknik Eğitim Fakültesi, Makina Eğitimi Bölümünden mezun oldu.
– 1993 yılından bu yana Ankara’da görev yapmaktadır. Aynı yıllarda kişisel gelişimle tanıştı. Onlarca Eğitim ve seminere katıldı.
– 1993 yılında, profesyonelce kişisel gelişim seminerleri vermeye başladı. Bu tarihten beri değişik kurum ve kuruluşlarda kişisel gelişim alanında eğitim ve seminerler vermeye devam ediyor.

Basitçe görüldüğü üzere, Adem beyin ana uzmanlık alanı “sac metal kalıp konstrüksiyonu ve imalatı”. Bu arada onu da sitesinde yanlış yazmış, saç değil, sac olmalı.

Devamında Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Makine Bölümünden mezun oluyor.

Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Makine Bölümünün web sitesine girdiğimizde, fakülte şöyle tanımlanıyor: Türkiye’nin birçok alanda teknik eleman yetiştiren üniversitesi…

Yine fakültenin tüm ana bilim dalları şöyle:

– Tesisat Öğretmenliği
– Talaşlı Üretim Öğretmenliği
– Otomotiv Öğretmenliği
– Makina Resim ve Konstrüksiyon Öğretmenliği
– Kalıpçılık Öğretmenliği

Şimdi, Kişisel Gelişim Uzmanlığı ile Talaşlı Üretim Öğretmenliği arasında haliyle bir bağ yok, varsa da benim Bolşoy’da beyazları giyip Kuğu’yu oynamam gibi bir bağ olabilir en fazla.

Peki Adem bey nasıl olup da içinde psikoloji, spor, pedagoji ve dahası, satranç olan karma karmaşık bir sahaya “bir bilen” olarak girip, Milli Takımın mentörü gibi bir konuma yükseliyor?

Hayatı boyunda içinde olmadığı satranç gibi özel bir sahada, hangi cesaretle bulunuyor?

Adem beyin özgeçmişinde talaşlı üretimden kişisel gelişime nasıl sıçrama yapıldığı yazılmamış.

Sadece 1993 yılından bu yana Ankara’da görev yaptığı, aynı yıllarda kişisel gelişimle tanıştığı ve onlarca eğitim ve seminere katıldığı yazıyor.

1993’de bu ülkede her şey vardı ama emin olun kişisel gelişim yoktu 🙂 .

Dünyada da yoktu, üniversitede kızlar kıkırdayarak Leo Buscaglia falan okuyorlardı o yıllarda.

Bu özgeçmiş bile başlı başına Türk satrancının içine düştüğü zavallı durumu hicvediyor.

Gerçekten mizah yazmak istesem bu kurguyu yapamazdım. Talaşlı Üretimden, Türk Satranç Yıldız Milli Takımının Kişisel Gelişim Uzmanı olmaya giden yol. Alis Harikalar Diyarındaki Gözlüklü  Tavşanın Günlüğü.

Ülke Tom ve Jerry çizgi filmleri gibi. Her karede bir şey olabilir.

Sabah uyandığınızda “ben artık Kişisel Gelişim Uzmanıyım” diyebilirsiniz mesela.

Bizim başkanın ev kadınlarına 5 günde satranç eğitmenliğinden daha hızlı ve çarpıcı bir şekilde, mentör, koç, uzman, danışman artık canınız hangisini çekerse onu olabilirsiniz.

Yine de bu özgeçmiş ile ilgili temas etmek istediğim bir şey var. Adem bey, referans veya mesleki başarılarını sayarken şunu özellikle belirtmiş:

Cümleyi parçalamama izin verin:

“1999 yılında, ulusal bir televizyon kanalında ana haber bülteninde üç öğrencisi, hızlı okumada dünya rekoru denebilecek seviyelere çıktılar”.

3 öğrenci var. Ana haber bültenine çıkıyorlar. Hızlı okuyorlar. Ve o anda o okumanın dünya rekoru denebilecek seviyede olduğu …..

Valla çay burnumdan çıktı, bu bölümü pas geçiyorum, ben ikna oldum 🙂 .

Kamu Kaynağına dönersek:

Adem beyi son dönemde TSF’nin şu organizasyonlarında görüyoruz:

1) 6-7 Nisan’da Ankara’da gerçekleşen İl Temsilcileri toplantısı:

Evet ekranda kısmen gördüğünüz doğru: “Ben Kimim, Biz Kimiz” yazıyor!

Tahminimi tekrar ediyorum. En az 20,000 Dolar.

Çünkü powerpoint sunum var. Bu çok tehlikeli, sadece 5,000 baloncuk buna gider.

Ayrıca kelimeler basit ve akılda kalıcı seçilmiş, bir 5,000 de buna gider (aslına bakarsanız aynı şeyi ben de söylüyorum ama kimse dinlemiyor. Yöneticilere “siz kimsiniz” dediğim çok oldu. Demek powerpointte sunmak ve milleti kol boyu hizasına çekmek lazımmış).

Sunumu elbette bilmiyorum ama içinde şu kelimeler geçmediyse burnuma halka takabilirim:

Motivasyon, döngü, hissetmek, başarırsınız, güç içinizde, sadece düşün, evrene mesaj falan.

Nasihat faslında da şunlar olmuştur tahminimce:

İletişimi sen başlat, ilk sen günaydın de, karşındakinin omzuna dokun, temastan kaçınma, göz göze gelmekten sakınma, hata yapmaktan asla korkma, bugün kaybettin yarın yine kaybet ama daha iyi kaybet.

Sakız falı yazsam bu kadar kolay olmazdı 🙂 .

Tabii paşayı bir turnuvaya sokup, Vezir Hint oynayan 2,400 kuvvetinde bir sporcuya karşı oynatsak, bu motivasyonla kaç hamle giderdi, merak etmiyor değilim.

2) Adem beyin ikinci katıldığı organizasyon Başkent Üniversitesi Kampüsü’nde organize edilen 2019 Türkiye Küçükler Yıldızlar Ulusal Takım Havuzu Genel ve Özel Gruplar Kampı.

TSF diyor ki:

Güne spor yaparak zinde başlayan sporcularımızın kamp programında, Kişisel Gelişim Uzmanı Adem Karafilik, velilere yönelik “Veli Psikolojisi ve Sporcu Motivasyonu”; sporculara yönelik ise “Sporcu Psikolojisi” konulu seminer ile sporcu ve veliler ile bir araya geldi.

26 Haziran Çarşamba günü gerçekleşen seminer programının öğlen oturumuna TSF Başkanı Gülkız Tulay da katılarak konuşma yaptı ve sporculara verdikleri destek dolayısıyla velilere teşekkür etti.

http://www.tsf.org.tr/guncel-haberler/13937-kamp-coskusu-devam-ediyor19

Yani anlaşıldığı kadarıyla TSF, bu Kişisel Gelişim Uzmanına iki seminer verdirmiş. İlkinde sporculara “Sporcu Psikolojisi” semineri verilmiş, ikincisinde velilere (herhalde çocukları fazla pataklamasınlar diye) “Çocuk Psikolojisi ve Motivasyonu” anlatılmış.

Satranç bilmeyen, turnuva geçmişi bir yana rok atma geçmişi olmayan, hiçbir psikoloji eğitim almamış, spor sağlığı, sporcu davranışı, çocuk yetişmesi üzerine bir dakikalık akademik kariyeri ve birikimi olmayan biri, sporcu psikolojisi dersi veriyor.

Yetmiyor, konunun tamamen dışında olan ve 3.kişi konumundaki velilere de  “Veli Psikolojisi ve Sporcu Motivasyonu” semineri veriliyor.

Benim tahminim 20,000 dolar. Çok net iddia ediyorum.

Ha veli psikolojisi derken “velinin ne psikolojisi olabilir kardeş” diyen biri çıkmıyor mu?

Ben günümüz velisi adına söyleyeyim:

“Doğalgaz 550, elektrik 280, okul ara taksiti ayın on beşinde, işyerinden geçen ay avans aldık bu ay olmaz, kart limiti doldu, kayınpederin protezi de tam zamanında girdi, patron satışlar az diye altı aydır primleri sallıyor orası da yaş, böyle giderse hanımın bileziklerine hücum edeceğiz.”

Bu müsrifliktir.

Bu israfı, keyfiliği görünce, Türk Satrancının düşürüldüğü duruma insan daha çok üzülüyor.

Temel uzmanlık alanı sac dökümü olan, Makine Bölümü mezun bir kişi, adı Milli Takım olan bir sporcu grubunu çalıştırıyor.

Yetmiyor velilere ders veriyor.

O kadar yetenekli ki İl Temsilcilerine sunum yapıyor. İl temsilcisi bu sunumu ne yapacak, o da başlı başına bir muamma. Rıza ağbi mesela, senede dört turnuva yapmayan adam, ilk turnuvada kapıda gelen gidenin eline mi vuracak? Ülke turnuvasızlıktan ölüyor, il temsilcileri yaşam koçundan ders alıyor.

Satranç bilmeyen başkan, satranç bilmeyen başkan yardımcısı, satranç bilmeyen (fazladan psikoloji de bilmeyen) Kişisel Gelişim Uzmanı, kolları aynı hizaya uzatan ama on yılda on açık uluslararası turnuva düzenlemeyi becerememiş il temsilcileri, beş yıldızlı otellere aktarılan kamu kaynakları ile farkında mısınız bilmiyorum ama:

Türk satrancını konuşuyoruz.

Bu enkazı yıllar önce yaratan adamlar utanç içinde bir adaya falan kapanacaklarına halen sağa sola akıl verebiliyorlar.

Gün geçtikçe cehalete boğulan, bilgiyi dışlayan, sadece kamu kaynaklarına gözünü diken bir güruhun “de facto” iktidarı bu.

Ha bu meyanda iktidardan devrilen de devrildiğinin farkında değil, bir temsilcilik veya turnuva kapısında bedava bir stant koparırsa sistemin düzeleceğinden umudu var herhalde.

SATRANCI SATRANÇÇILARIN YÖNETMESİNE KARŞIYIM

E herhalde karşı olacaksın. Yoksa satrancın s harfinden anlayan dürüst bir adama, akademik kariyeri “talaşlı üretim” olan birini motivasyon gurusu olarak yutturabilir misin?

TSF’nin sadece iki sayfasını gezin, şu otel açlığının resimlerini görebilirsiniz.

Türkiye Satranç Federasyonu Kulüpler Koordinasyon Kurulu Toplantısı, 18-19 Mayıs 2019 tarihlerinde, Çorum Anitta Otel’de gerçekleşti.

http://www.tsf.org.tr/guncel-haberler/13862-kulupler-koordinasyon-kurulu-corum-da-toplandi

Niye?

Borca batık TSF, iflasın sınırında gezerken niye bu toplantıyı Ankara’da binasında yapmıyor, Anita Otele bir gece ve iki gündüz konaklama ödenmek zorunda mı?

Türkiye Satranç Federasyonu İl Temsilcileri Toplantısı, 6 Nisan Cumartesi günü Ankara Holiday Inn Otel’de başladı.

http://www.tsf.org.tr/guncel-haberler/13744-il-temsilcileri-bulusmasi-sona-erdi29

Neden?

Neden falanca üniversitenin bedavaya alınacak konferans salonunda veya amfisinde değil?

Bu çok yıldızlı toplantıların sıfırdan en üst düzeye kadar, Türk satranç sporcusuna ve sporuna katkısı etkisi nedir?

Sporcu ve antrenörlerimizin gelişimlerine katkı sağlamak amacıyla “Satranç Eğitiminde Bilgisayar Yazılımlarının Kullanımı (Chessbase Eğitimi) Semineri” 27-28 Nisan 2019 tarihlerinde Ordu Radisson Blu Hotel’de düzenlenecektir.

Chessbase yahu, çocuğunuza temelini yirmi dakikada öğreteceğiniz, sonrasında kendi kurcalayıp iki günde uzmanı olacağı yazılım. İki gün ve Radisson Blu! Aşağı da kurtarmıyor!

http://www.tsf.org.tr/guncel-haberler/13749-chessbase-egitim-semineri-ordu-da

Nereye giderlerse gitsinler, önce beş yıldızlı otel bulunuyor, sonra hiçbir tutanağı, gündemi ve aksiyonu olmayan toplantılar yapılıyor ve mutlaka ama mutlaka iki güne yayılıyor.

Çok otelde kalan bir insan için otel yedi yıldızlı da olsa, neticede bu otuz metrekarelik bir dünyadır. Herkes evini özler, evini sever. Ama açlık büyük olunca, o otuz metrekare ve açık büfe kahvaltı sizin yaşamınızın hedefi haline geliyor.

Satranç, özünde sadece “satranç sporcuları” içindir.

İl temsilcisi, hakem, başkan yardımcısı, stant görevlisi, hatta başkanın kendisi için bile değil.

Norveç Satranç Federasyonu başkanının kim olduğunu ezberden söyleyecek biri var mı?

Hatta Norveç Başbakanının adını?

YOKLUKLA MALUL

Kabullenemedikleri ve kabullenemeyecekleri açı gerçek bu:

Bürokrat bir hiçtir, başkan, yardımcısı, kişisel gelişim uzmanı, il temsilcisi, hepsi yoklukla malul.

Yusuf Doğruer gitti, en fazla iki ay sonra kimse adını hatırlamayacak. İnsanlar Fischer’i biliyor, hep bilecek, ona acı çektiren bürokrat müsveddelerini değil.

Gulkız Tulay da gittiğinde bir kişi bile adını hatırlamayacak.

Çünkü bu topraklara hiç ait olmadı. Çünkü hatırlanmak ancak aidiyeti olana mahsustur, yüzünü görmediğimiz Musa Tebi’yi biliyoruz. Başkan olduğu için değil, satranca ait olduğu için.

Kişisel gelişim uzmanına gelirsek:

Ben kişisel gelişim uzmanına da yaşam koçuna da karşıyım.

Kişisel gelişim uzmanı demek “sen kişisel olarak gelişmemişsin, gel seni geliştireyim” demektir. Küfretseniz daha iyi 🙂 .

Buna gerek yok. Kişinin gelişimini 0-5 yaş arasında ailesi belirler. Eskiler buna terbiye derdi.

Ayrıca yaşam koçu diye bir şey yoktur. Onu yaratan bizleriz.

Yaşam koyunu vardır.

Biz koyun olmazsak, ne bize hiza aldıran ne de havalara sıçratan koçlar var olabilir çünkü.

Ufuk Sezekkaplan

(15 gün sonra, akıl sporları yalanı ile satrancı sömüren bir başka “kişisel gelişim uzmanını”, uydu anten satıcılığından Türk satrancına yön vermeye konuşlanan bir vakayı daha konuşmak üzere).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s